Herhangi bir olayın üzerinden 50 yıl geçmiş olması, onunla ilgili söyleneceklerin tüketilmiş en azından önemini kaybetmiş olduğu kanısını yaratır nedense. Devlet sırlarının açıklanması, kişisel hatıratın serbestçe yayınlanması, kimi vasiyetlerin açıklanması, “evrak-ı metrukenin” ortalığa dökülmesi o elli yılın geçmesini bekler… Çünkü artık o yoktur! Sır olarak saklanacak bir şey kalmamış, parçalar kopmuş kaybolmuş, bellekler zayıflamış, intikam ateşleri sönmüş, aşklar bitmiştir. Söylenecek, gösterilecek hiçbir şey artık kimseyi heyecanlandırmayacak, şaşırtmayacaktır. Dünyanın ‘68’i için bu böyle oldu gerçekten. Fransa’da, Amerika’da, İngiltere’de, İtalya’da, kısacası bütün Batı dünyasında, şarkılar, afişler, simgeler, gittikçe silikleşen anılar kaldı… Bir şenlikti, heyecandı, gençliğin isyanıydı, geldi geçti…

Türkiye’de böyle olmadı.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---