AB Deneyimi Işığında Türkiye’nin Krizi ve Kriz Dönemi Politikaları

-
22

2007’de ABD’de başlayan ve 2008’den itibaren başta Avrupa tüm dünyayı etkileyen finansal krizin, 1980’lerde başlayan neoliberal, arz yanlı, ihracata dayalı büyüme modelinin yarattığı eşitsizliklerin neden olduğu yapısal sorunlar ve bu sorunları finansallaşma ile çözme çabasının sonucunda geldiği konusunda geniş bir konsensüs oluşmuş durumda (Stockhammer, 2015; Wisman, 2013). 1980’den itibaren ihracata dayalı büyüme modeli nedeniyle ücretlerin sadece bir maliyet unsuru olarak alınarak reel ücretlerin baskılanması, kamunun ekonomiden çekilerek özel kesime alan açılması mantığı ve sermayenin uluslararası hareketliliği nedeniyle sermaye üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi, milli gelir içerisinde emeğin payını azaltarak sermayenin payının sürekli artmasına neden oldu. İşgücü piyasalarının esnekleştirilmesi adı altında iş güvencesinin ortadan kaldırılması ve sendikal örgütlülüğün zayıflatılması ile kurulan yeni emek rejimi reel ücretlerin baskılanmasını ve emek aleyhine ekonomi politikalarının çok fazla direnişle karşılaşmadan uygulanabilmesini sağladı. Bu eğilimler, hem gelir hem servet eşitsizliklerini artırırken, ihracatta yeterince rekabetçi olamayan ülkelerde, reel ücretlerin bastırılması nedeniyle daralan iç talebi güçlendirmek için 1990’ların ortasından itibaren hanelerin borçlanma ile tüketimine yönelindi. Keynesyen iktisat bize tüketim talebinde yetersizlik baş gösterdiğinde tüketicilerin satın alma gücünü artıracak aktif maliye politikaları ile müdahale edilmesini önerir. Ancak 1980’den itibaren ekonomik politikada makro ekonomik istikrar fiyat istikrarı ile sınırlanmış, maliye politikasının etkili olmadığı kabulüyle sadece para politikası makroekonomik istikrarı sağlamada kullanılır olmuştur. Aşağıda biraz daha ayrıntılı değineceğimiz gibi maliye politikaları enflasyonist ve piyasaların işleyişini bozucudur, kamu mümkün olduğunca küçültülmeli, para politikası dışında ekonomiye müdahale araçları sınırlandırılmalıdır. Bu nedenle talepteki düşme, düşük faiz oranları aracılığıyla finansal sistemin sağlayacağı borçlarla giderilecektir.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---

Yılmaz, Z. (2018), Yeni Türkiye’nin Ruhu, İletişim Yayınları (2. ve 3. Bölümler)