Suudi Arabistan Krallığı, taht krallık kurucusunun çocuklarından torunlarına devredilirken, iç ve dış siyasette büyük dönüşümler yaşıyor. Vahhabilerin yönetim mekanizmasında ve siyasette etkin rollerinin tarihi, Deriyye Emiri Muhammed El-Suud’un, Vahhabiliğin kurucusu Muhammed Bin Abdulvahhab ile 18. yüzyıldaki işbirliğine kadar dayanır. Osmanlı’ya karşı olan Emir Suud’un ve yine İstanbul’daki Halifeye karşı olan Şeyh Muhammad Bin Abdulvahhab’ın Arap Cezire bölgesindeki ittifakı, günümüze kadar süren -ve özellikle son 30 yılda Vahhabilere ciddi imkanlar veren- müttefikliğe kadar uzanır.

Deriyye Emirliği Osmanlı güçleri tarafından yıkıldıktan sonra 19. yüzyılda ikinci Suud Devleti kurulur. Vahhabi fikrinden iyice etkilenen kabileler de bu devlete destek verir. Muhammed Bin Abdulvahhab’ın torunu sürgünden geri döner ve Suud ailesi ile Vahhabiler ikinci devlet deneyimini yaşarlar. Osmanlı güçleri bu devleti de yıkar ve sonraki yüzyılda İngilizlerle hareket eden Abdülaziz El-Suud 1932’de nihayet 3. Suudi Arabistan Krallığını kurar. Abdülaziz El-Suud, batılılarla girdiği ilişkiler ve bir petrol arama şirketini krallık topraklarına kabul ettiği için 1929 yılında Vahhabi isyanı ile karşı karşıya kalır.

Aklı ve mantığı reddeden, olayları mantık yoluyla sorgulamayı küfür ile eşdeğer tutan Vahhabiler batı ve batının getirdiği her şeyi yine küfür olarak görür. 1929’daki isyanı bastırdıktan sonra isyan liderlerini idam ettiren Abdülaziz, sonraki süreçte Vahhabileri kontrol altında tutabilmek amacıyla, şimdiye kadar etkin olan, Emr-i Bil Ma’ruf ve Nehyi an Al-Munker (İyiyi emret, kötülükten sakındır) kurumunu tesis etti. Vahhabiler, Vahhabiliğe daveti yüz binlerce çalışanı olan bu kurum aracılığıyla yaydı.

Krallığın kurucusu Abdülaziz El-Suud’un vasiyetine göre kralın vefatından sonra çocuklarından en büyüğü tahta geçer. Krallığı, yönetimin en üst ve en kritik kademelerinde yer alan Suud ailesi üyeleri yönetir. 39 evlilik yapmış olan Abdülaziz El-Suud’un 36 erkek çocuğu vardı. Bu evlilikler çoğunlukla kuzey Arabistan aşiretleri, bölge kabile reisleri ve Vahhabilerle evlilik yolu ile akrabalık ve müttefiklik amacıyla yapılmıştı.

Abdülaziz El-Suud’un ölümünden günümüze kadar Krallığın yönetimi aile birliği esasıyla sağlansa da veliahtlar ve üvey kardeşleri arasındaki çekişmeler de çok belirleyiciydi. Bunun yanında fetva kurumları, din adamları ve dini kurumlar, Vahhabilerle kurulan tarihsel ittifaka uygun bir şekilde, toplumu krallığın iç ve dış siyasetlerine uyumlu hale getirme görevi görüyordu.

Krallığını kurarken İngilizlerin yardımı ve koruması ile hareket eden Abdülaziz, 1930’larda keşfedilen petrol vesilesiyle ABD ile benzer bir ilişki kurdu. Amerika Birleşik Devletleri, petrol karşılığında güvenlik/himaye sağlıyordu. Trump’ın yönetime gelmeden önce “himaye masraflı bir iş, parayı vermeyen Körfez ülkeleri himayeyi unutsun” mesajı karlığını yeterince buldu. Trump son dönemde sadece Suudi Arabistan Krallığı değil diğer Körfez Emirlikleri ile milyarlarca dolarlık anlaşmalar yaptı. Trump’ın “terörle ve aşırılıkla mücadele” yaklaşımı Suudi Arabistan’da krizler yaratacak bir diğer mevzu. “Terörle mücadele” şimdilik oklarını Müslüman Kardeşlere ve Lübnan Hizbullah’ına doğru yöneltse de Muhammad Bin Salman’ın “aşırıcı gruplarla ve dini radikalizm ile mücadele edilecek, bu aşırılıklarla zaman kaybetmeyeceğiz hemen bugün yok edeceğiz, ortadan kaldıracağız” şeklindeki hızlı ve sert mesajları Vahhabileri düşündürmeye başladı.

Muhammed Bin Salman’ın “aşırıcı gruplar” ile kastettiği kimdir hala bilinmiyor. Arabistan şu an bunu tartışıyor. Yöneticiler Müslüman Kardeşleri işaret etse de herkes biliyor ki Müslüman Kardeşler, aklı ve mantığı reddeden Vahhabilikten daha ılımlı.

Muhammed Bin Salman, babasının kral olmasıyla birlikte Savunma Bakanlığına getirildi. “Arap Baharı” süreçlerindeki başarısızlıklar, krizleri Körfez’e taşımış ve Yemen’e ilan edilen savaş Körfez’in ana gündemini oluşturmaya başlamıştı. Yemen dosyası da Muhammed Bin Salman’a verildi. Bu süreçte Bin Salman hızlı bir şekilde askeri, devlet ve diğer tüm kurumlarda hakimiyet sağlamaya ve potansiyel tehdit oluşturan üyeleri, ileride rakibi olabilecek hanedanlık efratlarını hızlıca tasfiye etmeye başladı.

Krallığın hangi aileden devam edeceği Arabistan’da yaklaşık 7 bin prensi yakından ilgilendiriyor. Bugün “çılgın” olarak anılan veliaht prens Muhammed Bin Salman, bu süreç için çoktan hazırlığa başlamıştı. Muhammed Bin Salman’ın attığı adımlar çılgınca görülüyor. Doğru, bu adımlar Arabistan Krallığı için çılgındı fakat içte ve bölgede yaşanan gelişmelerin kendini iyice dayattığı bir süreç yaşanıyor ve bu adımları bugün veliaht olan Muhammed Bin Salman atmasaydı bir başka veliaht torun Bin Salman ve diğer torunlara karşı atacaktı.

Medya ve internetin gelişimiyle dış dünya ile bağlarını arttıran yeni nesil, bir önceki kral Abdullah’ın reformları gündemine almasına sebep olmuştu. Bugün içte iktidarını tahkim etmeye çalışan Muhammed Bin Salman, ilan ettiği 2030 vizyonu ile reform adımlarını atmaya başladı. Milyonlarca işsizin olduğu Arabistan’da genç işsiz oranı en yüksek düzeylerde. Ekonomik ve dini reformların hedefinde genç kesim var. Bu reformlardan en önemlisi kadınların araba kullanabilmesi. Emr-i bir Maruf ve Nehyi an Al-Munker kurumunun bir fetva ile net ve sert bir şekilde reddettiği bir mevzu olan kadınların araba kullanımı, Muhammad Bin Salman’ın reformundan sonra dini kurum tarafından kabul gören bir fetva ile karşılandı.

Bin Salman’ın reformları, Vahhabi kurumu ile çatışacak bir yöne doğru gitse de Bin Salman’ın tarihsel müttefikleri ve krallığın harçlarından olan bu kurumu, direkt karşısına alması mümkün değil. Reform hamlesiyle beraber Arabistan’daki Eğitim Bakanlığı “Ateizm, laiklik ve liberalizm terörist fikirlerdir” açıklaması yaparak daha önce konuşulmayan ve son dönemde tartışmaya açılan birçok konunun çocukların aklını bulandırdığını iddia ederek okulları teftiş etmeye başladı. Bin Salman, krallığın bütün kurumlarına sirayet etmiş olan Vahhabi fikrinden bu kadar kolay kurtulamayacak.

Dünyaca tanınmış ve en zengin listesinde yer alan uluslararası Suudi yatırımcılar, ABD’deki kurumlar ve istihbarat örgütü ile kadim ilişkileri olan eski Suudi yöneticiler ve diğer birçok Suud hanedanlığı üyesinin tutuklanması Muhammed Bin Salman’ın değişim planı dahilinde gerçekleşti. Bu tutuklamalarla yüzlerce milyar dolara konmayı ve krallığı küresel ekonomiye açmayı düşünen Muhammed Bin Salman şimdiden çok düşman edinmiş oldu.

Yemen savaşının milyarlarca dolarlık ekonomik götürüleri, savaştaki başarısızlık, Lübnan-Irak-Suriye üçlüsünde azalan manevra alanı ve Katar krizi ile Körfez sahasına giriş yapan İran, Suudi Arabistan’ı panikletmiş durumda. Şimdilik milyarlarca dolarlık anlaşmalarla kazançlı çıkan ‘iş adamı’ Trump’ın da onayı ile, İsrail lobisine yakın isimlerden Trump’ın damadı Kushner ile koordinasyon sürüyor. İran’a karşı İsrail ile işbirliği dönemi aleni bir şekilde başlıyor. Kudüs mevzusunu da bu işbirliği içerisinde düşünmek gerek. Fakat Muhammed Bin Salman içte ve dışta açtığı bu cephelerde ve edindiği düşmanlara karşı nereye kadar direnebilir orası meçhul.