Başka Araçlarla Sürdürülen Siyaset

-
4

Bir süredir dergimizi zamanında yayına hazırlayamamanın üzüntüsü ve mahcubiyetini yaşıyoruz. Yaşadığımız gecikmeler nedeniyle hem okuyucularımızdan hem de değerli yazarlarımızdan özür diliyoruz. Kimi zaman matbaa ya da dağıtımda yaşadığımız gecikmeleri aşan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu fark ettiğimiz için dergimizin yayın periyodunu buna uygun biçimde yeniden düzenlemenin uygun olacağına karar verdik. Bundan böyle Ayrıntı Dergi’yi 3 aylık periyotlarla yılda 4 sayı olarak yayınlayacağız. Başlangıç iddialarımızın gerisine düşmüş olmanın ayıbı ve üzüntüsü saklı kalmak üzere bu değişiklik için de özür diliyoruz.

Ayrıntı Dergi başlangıcından itibaren hiçbir zaman bir akademi dergisi olmadı ama Yayın-Danışma kurullarımızın büyük çoğunluğu akademisyenlerden oluşuyordu. OHAL döneminde yaşanan ihraçlar nedeniyle hem yayın-danışma kurullarımızdaki bazı arkadaşlarımızın ve hem de sıklıkla desteklerine başvurduğumuz dostlarımızın akademi ile bağı kesildi. Şimdi pek çoğu akademi dışı işlerle hayatlarını devam ettirme gayretini sürdürüyorlar. Akademide kalan arkadaşlarımızın ise bölümlerinde yaşanan ihraçlar nedeniyle iş yükleri neredeyse iki katına çıktı. Kendimize, dergimize ve fikir faaliyetlerine ayırabildiğimiz vakit daraldıkça, üretimimiz de azaldı. Bu yaşananlar bize has bir durum değil, ülkemizde birçok dergi kağıt sıkıntısı ve ekonomik problemlerin yanı sıra akademide yaşanan bu gelişmelerin olumsuz etkileriyle baş etmeye çalışıyor. Birbirimize daha fazla ihtiyacımız var…

***

Bir önceki sayımızda dergiyi sürekli seçim aralarında çıkartmak zorunda kalmanın sıkıntısını sizlerle paylaşmıştık. Bu sayımızı da 31 Mart Yerel Seçimleri ile 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi arasında hazırlamak zorunda kaldık.

Dergi dağıtıldığında İstanbul seçimlerinin sonucuna bağlı olarak bambaşka bir siyasal tablo ortaya çıkabilme olasılığına rağmen 31 Mart seçimlerine odaklanan iki yazıya yer veriyoruz gündem bölümümüzde. Mutlu Arslan yazısında Gezi Direnişinden buyana yaşadığımız seçimlerde giderek gelişen AKP’yi geriletme odaklı seçmen davranışının ulaştığı boyuta dikkat çekiyor. Arslan yazısında ayrıca CHP ve HDP’nin seçim stratejilerine ve Alper Taş’ın adaylık sürecinin ÖDP’nin siyasal geleceğine olası etkilerine değiniyor. Seçimlere ilişkin diğer yazı ise Toygar Sinan Baykan’a ait. Baykan, 31 Mart Seçimleri ve siyasal partiler sistemi üzerinden “melez” olarak nitelendirdiğini siyasal rejimimiz üzerine çok değerli bir tartışma yürütüyor. Dergideki bir diğer seçim yazısı ise İspanya’da yaşanan seçimlere odaklanıyor. Celal Oral Özdemir’in yazısında Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) zaferiyle sonuçlanan seçimlerin ardından İspanya’da yaşanan siyasal dalgalanmalara dikkat çekiyor.

Geçmiş sayılarımızda tartıştığımı iki önemli konuya dair takip yazısı yer alıyor sayfalarımızda. “Post-Truth’ün Gölgesindeki Kamu Yararı” başlıklı yazısında Hüseyin Köse, “hakikat” ve “kamu yararı” kavramlarını bir arada el alıyor. Metin Sarfati ise ilgi gören “duygular” dosyamıza katkı olarak “Ekonomi Politik” kavramına duyguların ve aklın sentezinden yaklaşıyor.

Bu sayımızda Abdurrahman Aydın’ın editörlüğünü üstlendiği “Savaş” dosyasına yer veriyoruz. Savaş’ın siyasetin yürütülmesinde ve toplumun oluşumundaki kurucu rolüne dikkat çekilen dosyamız, Ozan Değer’in “Haydut” kavramına/karakterine odaklanan yazısıyla açılıyor. Değer yazısında Haydut kavramını Avrupa Kamu Hukuku ile bir arada değerlendirerek “siyaset”, “egemenlik” ve “dışlama” üzerine heyecan verici bir tartışma yürütüyor. Değer’in yazısını kutsallık, din ve siyaset üzerine çığır açıcı çalışmalarıyla tanıdığımız Marcel Gauchet’nin 1997 yılında yayınlanan bir kitabında yer alan Kutsal Dönüştürücü Fail Olarak Devlet” başlıklı bölümünün çevirisi takip ediyor. Abdurrahman Aydın’ın çevirdiği makalede devletin ortaya çıkışının toplumsal ilişkilerde yarattığı etki farklı boyutlarıyla ele alınıyor. Emine Canlı tarafından kaleme alınan “XXI. Yüzyıl Savaş Konsepti Olarak Demokratik Müdahalecilik Bize Ne Söyler, Ne Söylemez?” başlıklı makalede Soğuk Savaş sonrası dönemin en önemli eğilimlerinden biri olan “Askeri Müdahale” kavramının tarihsel gelişimi ve güncel anlamı tartışılıyor. Dosyamızın son yazısı özel askeri şirketler üzerine. Abdullah Köktürk yazısında, Özel Askeri Şirketlerin farklı ülkelerde eriştiği gücü ve bunun siyasal demokrasiye etkisini tartışıyor.

Dergimizin eleştiri bölümü, bugünlerde yayınlanan Chernobyl dizisiyle yeniden gündeme gelen Sovyetler Birliği’ndeki gençlik kültürüne ve demokratik örgütlenmelerine dair şaşırtıcı bir yazıyla başlıyor. Hazal Yalın yazısında gençlerin özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği için taşıdığı öneme, gençlik kültürünün zenginliğine ve Komsomol’un demokratik işleyişine dair bilmediğimiz pek çok şeye açıklık getiriyor. Bu bölüm Yusuf Atılgan ve Emrah Polat’a odaklanan iki incelemeyle devam ediyor. Emel Aksaç “Bir Sır: Yusuf Atılgan” başlıklı yazısında “Aylak Adam” romanıyla şimdilerde yeniden popüler olan Yusuf Atılgan’ın gözlerden uzak hayatını ve romanlarında öne çıkan unsurları inceliyor. Fadime Uslu ise kendine has üslubuyla dikkat çeken Emrah Polat’ın romanlarını “zaman”, “mekan” ve “korku” kavramlarını odağına alarak değerlendiriyor. Dergimizin son yazısında Gül Yaşartürk, ülkesinde yasaklı olan İranlı yönetmen Jafar Panahi’nin Üç Hayat filmini ve filmdeki Jafar Panahi’yi ele alıyor.

Dergimizin bir sonraki sayısında “mülkiyet” dosyasıyla çıkacağız. Katkılarınızı esirgemeyin.

İyi okumalar…