Amerika’nın ve dünyanın büyük bir bölümü günlerce büyük jürinin memur Darren Wilson’u suçlayacağını duymayı bekledi. Missouri valisi Jay Nixon bir hafta boyunca olağanüstü hal ilan etti ve Ulusal Muhafızları “asayişi sağlamak ve ifade özgürlüğü hakkını kullanan insanları korumak” için göreve çağırdı. Bugün aynı mesajı yinelemektedir: “Hep birlikte hayatları korumak, iş hayatını korumak ve ifade özgürlüğünü korumak için gerekli kaynakların elimizde olduğundan emin olmak için odaklanmış durumdayız.” Ferguson polisi tarafından gözaltına alınan protestocuların ve gazetecilerin sayısına bakılacak olursa Nixon’un mesajını tercüme etmek epey kolay: Nixon İsabetli bir şekilde büyük jürinin Darren Wilson’u suçlamayacağını beklemekteydi. Nixon’un korkusu siyah Amerikalıların bu duruma öfkesinin şiddet yoluyla ortaya çıkacağı, muhtemelen yaşamları, iş hayatını ve siyah protestoculara değil ama beyaz yurttaşlara ait bir “ifade özgürlüğü”nü tehlikeye atacağıydı. Nixon söylememişti fakat şiddet varsayımı “siyah çılgınlığı” ve siyahların rasyonel olmayışı varsayımını yeniden işledi. 17. yüzyıl Fransız iktisatçısı François Quesnay’dan alıntılamak gerekirse “protesto” ancak irrasyonel olabilir çünkü “şeylerin doğal düzenine meydan” okumaktır. Vali Nixon tam da eylemleriyle çoğumuzun bildiği ve korktuğu şeyi işaret etmeye çok yaklaştı – büyük jürinin Darren Wilson’u suçlamayacağı. Zira bu durum Nixon, Ferguson polisi ve beyaz Ferguson sakinleri açısından olması gereken durumdu.

Vali Ferguson’a göre doğal düzen, içinde polis şiddetinin beyazların özgürlüğünü korumak için “suçluları durdurmak” olarak görülmeye devam edileceği bir düzendir. Bu esnada Ferguson’un siyah yurttaşları ve onların tüm dünyadaki destekçileri hükme oldukça farklı olmakla birlikte bir başka büyük simgesellik atfetmektedir: Hiçbir suçlama hukuki ve aslında ahlaki adaletsizliği teyit etmez. Yine de eğer büyük jüri Wilson’u suçlu bulsaydı bile bu kararın Ferguson’da, St. Louis’de ya da Amerika’da herhangi bir yerdeki kurumsallaşmış, derin bir şekilde içselleşmiş devlet destekli, polis idaresindeki ırksal şiddet üzerinde kayda değer bir etki edeceğini hayal etmek zor.

Büyük jürinin suçlama kararının kendisinin aslında Wilson’un eyleminin dava konusu olup olamayacağı ile ilgili yeterli bir gerekçenin görüldüğüne dair bir gösterge teşkil edeceği varsayılıyordu. Büyük jüri Wilson’u suçlasaydı bile uzun ve zahmetli bir süreç olacağı kesin olan davanın kendisi pek de tatmin edici bir sonuç üretmeyecekti. Eğer çok az muhtemel ve pek uzak bir ihtimal olarak dava olsaydı ve bu dava sonucunda Wilson, Brown’u adil olmayan bir şekilde öldürmekten suçlu bulunsaydı bile en fazla bir polis memuru tekil bir edimden mahkum edilmiş olacaktı. Mahkum eden kanuni bir hüküm aslında yalnızca şu olacaktı: bir siyah delikanlıyı ve bir beyaz polis memurunu içeren tekil bir kanuni hüküm.

Böylesi bir suçlu bulan hüküm simgesel olarak bir başlangıç olabilirdi. Siyah Amerikalıların ırkçılığın tarihine ilişkin çok hassas bir farkındalığa sahip olduğu bir toplumda “şeylerin doğal düzeni” sanırım tam olarak hepimizin görmeyi istediği bir suçlamayla -ve muhtemelen Darren Wilson için bir davadaki suçlu bulma hükmüyle- altüst olurdu. Bu “şeylerin doğal düzeni” ise adil olmayan ekonomik kuralların, sistemik ırkçılığın ve beyaz üstünlüğünün süregelen temelidir. Yine de bu şeylerin doğal düzeni evrensel, ırk bakımından kör “herkes için eşitlik ve adalet” vaadinin altında görmezden gelinmiş ve bu vaat gözlerimizi ırksal önyargıların zemini oluşturduğu “makul standartlardan”[1] ya da yalnızca beyaz üstünlüğü, mülk ve kâr için ayağa kalkanlar için makul olan standartlardan başka yöne çevirmiştir. Benzer bir şekilde adaletin adil ve makul süreçte yargılanmanın sonucu olduğu düşünülmektedir, ancak bu süreç yalnızca harcı ödeyebilenlere sunulmaktadır.[2]

Yine de ne bir suçlama ne de Darren Wilson’un mahkumiyeti siyah Amerikalılara ve diğer beyaz olmayan topluluklara çok ihtiyaçları olan bir şeyi verebilecekti: ırksal adaletsizliğin tarihini bir dizi polis şiddeti edimi üzerinden gören, adaleti köleliğin ve ırksal, siyasal ve ekonomik ayrımcılığın tarihini bir bütün olarak hesaba katarak işleten bir mahkeme sistemi. Ne bir suçlama kararı ne de bir mahkumiyet kararı polis memurlarının Ferguson’un beyaz yönetici sınıfını artık temsil etmediği, Missouri valisinin Ulusal Muhafızları ırkçılığın kurbanlarının konuşmalarını ve protestolarını susturmak için göndermediği uzun vadeli bir ırksal adalet sunabilirdi. Bu biçimde bir ırksal adalet –suçlamama kararından bağımsız olarak- çok daha fazlasını; kültürel, hukuki ve kanuni beyaz üstünlüğünün yenilmesini gerektirecektir. Ve bu çok daha uzun ve çok daha kapsamlı bir mücadeledir.

 

Falguni Sheth Amerikalı bir felsefe ve siyasal teori profesörüdür ve ırk ve feminizm üzerine çalışmaları bulunmaktadır. Yazı şu metinden Türkçe’ye çevrilmiştir: Falguni A. Sheth, “White supremacy lives on: Ferguson decision confirms absence of legal and moral justice,” Salon, 25 Kasım 2014, erişim: Ocak 21, 2014 http://www.salon.com/2014/11/25/white_supremacy_lives_on_ferguson_decision_confirms_absence_of_legal_moral_justice/

DİPNOTLAR

[1] Metnin yazarı burada Amerika’da polislere bireylerin suçlu oldukları ve diğer yurttaşların güvenliklerini ve hayatlarını tehdit ettikleri yönünde makul bir ölçüde şüphe duyarlarsa ölümcül şekilde silah kullanma yetkisi tanıyan kanunlara anıştırmada bulunmaktadır. (ç.n.)

[2] Yazar burada “adil ve makul sürede yargılanma” anlamına gelen “due process” ifadesini harç manasına gelen “due” ile aynı cümlede kullanarak bir kelime oyunu yapmaktadır. (ç.n.)

 

Çeviri ve Katkı: Sinan Toygar BAYKAN