Berfin Jêle`nin Zazaca şiir yazma hikâyesi 1991 yılında Türkiye’yi terk etmesiyle başlar. 1980 darbesinde tutuklanan Jêle bir süre hapis kalır. Dönemin pek çok devrimci kadını gibi o da geride iki çocuğunu bırakarak ülkesini terk eder. Asılnda onun Zazaca serüveni çocuklarını ana dilinde arama özlemiyle başlar. Jêle daha sonra çocuklarına kavuşsa da, ana diline kavuşmamanın hasretini şiirlerinde sürdürür. Berfin Jêle’nin hali hazırda okurla buluşmuş iki şiir kitabı var. Bunlardan biri “ÇIMÊ ESQİ TO DERO” Peri Yayınları ve Belge Yayınevi`nden dünyaca tanınmış pek çok şairden Zazaca`ya çevrilmiş “ANTOLOJİYÊ SAİRUNÊ DİNA” (DÜNYA ŞAİRLER ANTOLOJİSİ) var.

Haydar Karataş: Berfin Jêle kimdir, sizi böyle uzak diyarlara sürükleyen hayatınızın geçmişinde ne var?

Berfin Jêle: Dersim doğumluyum, İlkokul ve Lise’yi Mamiki’de bitirdim. Geçlik yıllarımda Dersim’i her yönü ile tanımak, gezmek gibi bir idealim vardı. Daha sonra bu gerçeğe dönüşerek, Dersim insanını ve nadide coğrafyasını her yönlü tanımak, görmek gibi bir lüksüm oldu. Çok geçmeden askeri darbeile birlikteben de, babam ve bir çok arkadaşım gibi tutuklanıp, yargılandım. Yaşadığım bu handikaptan sonra okumayı tercih ettim, branşım resim olduğu için buna yakın bir şey yapmak istedim ve İstanbulda Moda Tasarıma bağlı ( stilist- dizayn) bölümünü okudum.

Haydar Karataş: Babanız ne iş yapardı?

Berfin Jêle: Babam S.Tülek teknisyen ve sendikacıydı. DİSK’e bağlı GENEL İŞ sendikasının yönetim kurulu üyesiydi. Bunu uzun bir dönem yani 80’li yıllara kadar yaptı ve ayrıca DİSK’in”Doğu Anadolu” sorumlusuydu.

Haydar Karataş: Yurtdışına ne zaman çıktınız?

Berfin Jêle: 1991 Haziran’ında yurt dışına çıktım ve şu an Almanya’da yaşamaktayım. Şimdilik iki kitabım var, bunun yanı sıra Dersim’in yakın tarihi, kültürü ve Dersim kadınları ile ilgili araştırmalarım var.

Haydar Karataş: Sanırım uzun zamandır Zazaca yazıyorsunuz, nasıl oldu bu?

Berfin Jêle: Evet, bu dilde uzun yıllardır yazıyorum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Zazacada ilk ve hâlâ düzenli yazan kadınım. Beni bu dilde yazmaya teşvik eden tabiki bir çok neden vardı. Doğduğunuz, büyüdüğünüz coğrafyayı bırakıp, daha doğrusu bıraktırılıp, dilini bilmediğiniz, kendinizi o dilde ifade edemediğiniz, her şeyi ile size yabancı bir ülkede yaşam mücadelesi vermek, hiç de kolay değildi. Ülkedeyken bir çok şeyin farkında olmuyorsunuz, bu dil, kültür bazen de yaşadığınız yer olur.

Öte yandan çok küçük yaşta olan çocuklarımı geride bırakmıştım. Sadece yüreğimin derinliklerine saklayıp birlikte getirdiğim, özlem, hasret ve dilimdi. 1991’in sonlarında ilk kez Zazaca bir şiir kaleme aldım. “LAZUNÊ MI RÊ” ( oğullarıma) daha önce edebiyat dergileri ve gazetelerde Türkçe makale ve şiir yazardım. Zazaca yazdığım bu şiirden sonra, dilimden tarifi imkânsız keyif aldım.

Dersim’in Pir’leri (dini görevli, dede) ve önde gelenlerinden olan “Bor ailesi” yani dedemler, kardeşi “Sılemanê Memedê Bori” kendisi 1938 öncesinin şairlerindendir. Bunun rolü olmakla beraber, esas olarak anneannem Yemos Hatun’un yaşamım üzerinde ve Zazaca yazmamda büyük rolü oldu. Tek kelime Türkçe bilmeyen bu tanrıçam, sözlü tarih hazinem, bize Zazaca masallar, hikâyeler, eski zaman kültürü ve onun deyimi ile itikatını aktardı. Ben de Yemos Hatun’un dilini, yeni nesile aktarmayı bir boyun borcu olarak bildim ve böylece kalemim hepten ana dilime yöneldi. Daha sonra katıldığım dil seminerleriyle bunu daha da ilerlettim.

Haydar Karataş: Zazacanın yazı dili ne kadar eskiye gider, bu dilde yazmanın ne gibi zorlukları var? 

Berfin Jêle: Zazaca, daha çok sözlü aktarımlar şeklinde günümüze dek varlığını sürdürebildi. Tarihimizde sadece elle tutulur yazılı metin Mele Ehmedê Xasi’nin Zazaca Mevlit 1899yılında yayınlanan Diyarbakırda basılmış kitabıydı. Bunun dışında başka yazılı bir miras bize devredilmemişti. Yazılı geleneği olmayan bir dilde yazmak hayli zordu. Alfabeden tutun da, gramatik, yazım kuralları, cümle çekilişleri ve bir de buna şive farklılıklarınıı eklerseniz, yeni yazılan dildeki zorlukları rahatlıkla görebilirsiniz.

Bundan yıllar önce Zazaca yazmaya başladığım dönem, benim için hem kolay bir dönem oldu, hem de zorluklar vardı. Kolay yönü Zazacanın Latin alfabesi ile yazılması, sadece bir kaç harfin ve bazı haflerin bileşiminde çıkan farklı sesler, örneğin; Q, W, X, Ê çh, kh, ph, rr, vb…

Henüz dilimizin standart yazım kuralına kavuşmamış olması da ayrı bir problem ve ayrı bir zorluktu. Gelmişken dilde standartoluşturalım maalesef diyemiyorduk, bu ciddi ve zaman alan bir konuydu. Bir dilin gelişimi, o dildeki lehçelerin özgür bir şekilde yazılması ve ifade edilmesine bağlıdır. Ancak bu başarıldığı oranda dilde standartlaşma olur. Zazacanın bu konudaki açmazlarını da, anlaşılır görüyordum.

Haydar Karataş: Öğrenme kursları var mıydı?

Berfin Jêle: Zazaca öğrenme kursları tabiki vardı, fakat benim bahsettiğim bu dil seminerleri, akademisiyen, dil bilimciler ve dili iyi bilenlerden oluşuyordu. Frankfurt’ta yapılan bu seminerlerin, dilimin gelişmesinde büyük rolü oldu. Kendimi bu bakımdan şanslı görüyorum.

Haydar Karataş: Sanırım Zazacanın ilk modern temelleri sizin de bahsini ettiğiniz 1991 yılında Frankfurt’ta atıldı. Böyle diyebiliyir miyiz?

Berfin Jêle: Evet, ben ve bu katılımcı arkadaşlar, kaybolmaya yüz tutmuş dilimizin gelişmesi için, her birimiz birer misyon üstlendik ve bu konuda ne gerekiyorsa onu yaptık. Bunu her arkadaşım benim gibi hissederek, severek yaptı. Bu kişiler bugün Zaza edebiyatını oluşturan ve Zazacada güzel eserlerin sahipleridirler.

Haydar Karataş: O zamanki dil seminerlerinde neler konuşurdunuz?

Berfin Jêle: Bu dil seminerleri, Zazaca alfabeyi hazırlayanlardan oluşuyordu. Örneğin; Amerikalı dil bilimci C.M. Jacobson ve eşi, dilbilimci Mesut Keskin, Dr. Zülfü Selcan, Mehmet Doğan ve daha ismini burda sayamadığım bir çok değerli kişi vardı. Açıkçası bu semirerlere bir nevi dil fabrikası da diyebiliriz. Orada dilin gelişimi, gramer ile ilgili değişikler, dildeki lehçe farlılıkları bir de dil terminolojisi bazında standartlaşmaya doğru çalışmalar vardı. Bu seminerler hala düzenli bir şekilde bugün de yapılmaktadır.

Haydar Karataş: Amacınız Zaza ulusçuluğu muydu, neyi hedefliyordunuz?

Berfin Jêle: Amaç, Zazacayı günümüzdeki resmi diller seviyesine taşımaktı. Bizler dilimizin kaybolup gitmesini istemiyoruz. Anne babamız onu bize emanet bıraktı.

Haydar Karataş: O günden bugüne, ne kadar mesafe aldınız?

Berfin Jêle: Zazaca yazdığım ilk dönemler ve şimdiki dönem arasında dilimizde bir hayli yol katledildi. O dönem Zazacada bir kaç tane kitap ve çok az okur vardı. Şimdi ise Zazacada bir çok güzel eser var. Okur kesimi istenilen düzeyde olmasa da, eskiye nazaran iyi bir gelişme görüyorum. Bu gün Dersim, Bingöl, Mardin Üniversitelerinde Zaza dili bölümünde öğrenciler yetiştirilmekte ve ayrıca Türkiye’de, Avrupa’da düzenli Zazaca kurslar verilmektedir. Sonuç itibarı ile dilimizin gelişimi için bunlar önemli adımlardır.

Haydar Karataş: Starndart bir alfabe yakalayabildiniz mi, yoksa tartışmalar daha devam mı ediyor? Okura bu nasıl yansıyor?

Berfin Jêle: C.M. Jacobson’un alfabesi, buna (Tij alfabesi) de deniliyor, yaklaşık 25-26 yıldır Zazacada kullanılan standart alfabelerden biridir. 1993 yılında ilk olarak kitap şeklinde çıkarıldı, “rastnustena zonê ma.” (dilimizin doğru yazılımı) Bu alfabede, bir çok edebi eserin yanı sıra, Ayre, Piya, Raştiye, Ware, Tija Sodiri gibi edebiyat, kültür ve sanat dergileri çıktı. Şimdi ise MA, Raa Ma, Zazana dergileri ve bir de Türkiye’de onbeş günde bir çıkan “Vengê Welatê Zazayan” gazetesi var. Standart alfabede çok büyük değişiklikler olmuyor, olası değişiklikler de dil kursları ile telafi ediliyor. Zaten dilimizi takip eden her kişi ve okur bundan haberdar oluyor.

Haydar Karataş: Zazaca değişik alfabelerin olması dilbilgisi tartışmalarıyla mı ilgili, yoksa politik bir nedenden dolayı mı ayrı alfabeler var?

Berfin Jêle: Zazacada ayrı alfabe sorunu hiç bitmedi, hâlâ da tartışmalı bir konudur. C.M. Jacobson, Dr. Zülfü Selcan ve bir de Celadet Ali Bedirxan Alfabeleri kullanılıyor. Şu an esasen dilimizde iki büyük alfabe var. Birincisi C.M. Jacobson’un Zazaca alfabesi, ikincisi ise Vate gurubunun kullandığı Celadet Ali Bedirxan`ın Kürtçe alfabesidir.

Tabiki iki ayrı alfabe olunca, haliyle dil bilgisi sıkıntılarını beraberinde getirmekle birlikte, esas olarak bunun nedeni politiktir. “C.M. Jacobson” alfabesini kullananlar, Zazacanın her hangi bir dilin lehçesi olmadığını, ayrı ve kendi başına bağımsız bir dil olduğunu savunurlar. Vate gurubu ve çevresi ise, Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi olarak görür ve bu yüzden de Celadet Ali Bedirxan`ın Kürtçe Alfabesini kullanır. Bu alfabe Vate gurubundan önce de, bazı Kürt çevreleri tarafından kullanılıyordu.

Haydar Karataş: Zazaca dar bir çevre tarafından konuşuluyor ve Unesco Zazacayı yok olan diller grubuna aldı, iki alfabe diliniz için lüks değil mi?

Berfin Jêle: Evet. Zazacada kullanılan bu iki alfabe okurunu oluşturmuş olsa da, yine de dilimiz açısından ben bunu bir şanşızlık olarak görüyorum. Bu iki alfabe çalışanlarının, artık dilimiz için ortak adımları olmalıdır. Zazaca yok olmanın sınırındayken, dilimiz idolojilere peşkeş çekilmesin! Bizim bu tartışmalara ne zamanımız var, ne de böyle bir lüksümüz.

Haydar Karataş: Siz hangi alfabede yazıyorsunuz?

Berfin Jêle: Yukarda yazdıklarımdan anlaşılıyor olması gerekir, fakat ben yine de söyleyeyim, kendim “C. M. Jacobson” alfabesinde yazıyorum. Bu alfabede iki kitabım çıktı.

Haydar Karataş: Siz aslında sadece şair değil, aynı zamanda da çevirmensiniz. Zaza edebiyatına devasa bir “Dünya Şiirleri Antolojisi” kitabı kazandırdınız. Schkpeer’den tutun da, Dante, Schiller, Goethe, Nietzsche, Lorca, Aragon, Neruda, Pavase, Bertolt Brecht’e kadar onlarca dünya şairi. Bunların çoğu kent şairi ve şiirlerini yazdıkları dil de şehirli insanın dili, zor olmadı mı?

Berfin Jêle: Çok teşekkürler, Zazaca kadim dillerden biridir, kimi araştımacılara göre saray dili, kimine göre Avesta`nın dilidir. Öte yandan, bu dilin derinliğini ve güzeliğini keşfetmemişler içinse, her zaman arkaik bir dil oldu!

Zazacanın, edebiyat dili olduğunu, bunu hikâye ve masallarımızın derinliğinde, türkülerimizin ise armonisinde görmekteyiz. Her dilde bir kültürün saklı olduğunu düşünürsek, bizim de konaksız, saraysız, padişahsız hikaye ve masalımız hemen hemen yok gibi. Ayrıca 18. ve 19 yüzyıllarda Zazaların yoğun olarak yaşadığı ve o dönemin metropol kentlerinden olan Harput, Diyarbakır gibi kentlerde bu dil kullanıldı ve Zazaca aynı zamanda bir kent diliydi de.

Benim şiir ile dostluğum ise, çocukluk ve gençlik yıllarıma dayanır. İlkokuldayken Türkiye çapında, öğrenciler arasında şiir yarışması düzenlenmişti. Dersimli öğretmenim İbrahim Okutucu, eğer yaşıyorsa kendisine burdan saygı ve selamlarımı gönderiyorum, şiirimi çok beğenir ve Ankara’da yarışmayı düzenleyen çocuk dergisine gönderir. Şiirim orda birincilik ödülü almıştı ve ondan sonra şiirden hiç kopmadım. Şiir, yaşamımın bir parçası oldu ve daha sonraki yıllarımda da bu durum devam etti. 

Haydar Karataş: Dünya şairlerinden derlenmiş bu Antoloji çalışmanızı nasıl hazırladınız?

Berfin Jêle: Bilindiği gibi, gençlik yıllarımızda dünya literatürünü bize yabancı olan dillerde ve kaynaklarda okuduk. Her dilde okunan dünya şairleri, Zazacada niçin okunmasın, dedim? Avrupa’da dilimin ilerlemesi ile birlikte, dünya klasiklerinden şiirler Zazacaya çevirmeye başladım. Bunların bir kısmı o dönem bir çok edebiyat ve kültür dergilerinde çıktı. Daha sonra bu şiirleri kitaplaştırmak istedim. Bizim bir atasözümüz var, denilir ki; “Rae ebe şiyaene qedina” ( yol gidilerek biter) ben de aynen onu yaptım ve hemen akabinde programlı bir şekilde bu Antoloji üzerinde çalışmaya başladım. Amacım, dünya literatürünü ana dilim olan Zazacaya çevirmek ve dilimizi dünya edebiyatı ile buluşturmaktı.

Haydar Karataş: Kaç şair var?

Berfin Jêle: 21 ülkeden, dünyaca tanınmış 70 şairden 300 yakın şiiri Zazacaya çevirdim. Bu ANTOLOJİ üzerinde yaklaşık on yıl çalıştım. Bazen bir şiir çevirisi aylarımı aldı. Bir kelime için memlekete telefon açtım, yaşlılarımızdan sordum. Amacım naylon, uyduruk bir çeviriden çok, kaliteli bir çalışma olmasıydı. İnsanlarımız, bu şiirleri okudukları zaman, Zazaca yazılmış şiir gibi tat alsın, yabancı kültürleri tanısın, bir de dilimizin güzeliğini ve derinliğini görsünler, istedim. Çünkü bir dil, yabancı kültürlerle ne kadar yüzleşir, tanışırsa, o kadar gelişir ve dünya dilleri arasında yerini alır.

Haydar Karataş: Çeviri tekniği ile ilgili zorluklarınız oldu mu?

Berfin Jêle: Tabii ki, çeviri yapan, çeviri tekniği ile ilgili olan her kişi bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Denilir ki; şiir çevilmez, şiir yeniden yazılır! Ben de çeviri yaparken bunu gördüm. Şiir çevirisinde esas olan şey, şairin söylemi ve istemi dile getirilmeli, çeviride bu çok önemlidir. Tabiki bu kelime, kelime yapılmaz, önce anlam verilmeli ve hangi dönem yazıldığı, o dönemin kültürünü şair nasıl dile getirdiği, yeniden çevrilen dilde anlam bulması gerekiyor. Çeviri yaparken, bütün bunları göz önünde tutarak, elimden geldiğince şairin istemini, kültürümüzün ve dilimizin karekterinde bir araya getirdim. Benim Zazacaya hakim olmam, dili iyi bilmem, Zazacanın şiirseliği ve güzel ahengi ile bütünleşince, dediğiniz gibi bu güzel eser edebiyatımıza kazandırıldı.

Haydar Karataş: Zazaca okuyan okurun tepkisi nasıl?

Berfin Jêle: Çok güzel tepkiler alıyorum, bunu daha çok üniversite öğrencilerinden aldım. Gençleri bu dilin devamcıları olarak gördüğüm için, kendi dillerine sahip çıkmaları, ilgili olmaları, beni çok sevindirdi. Aydın ve yazarlarımızdan da güzel tepkiler aldım.

“ANTOLOJİYÊ SAİRUNÊ DİNA” adlı bu kitabım, büyük çaba ve emek gerektiren, yıllarımı alan bir projeydi. Bu güzel tepkiler beni sevindirdi ve duygulandırdı, ayrıca bunu emeğime karşı saygı olarak da algılıyorum.

Haydar Karataş: Zazaca edebiyatın durumu nedir, okura ulaşmayı nasıl başarıyorsunuz?

Berfin Jêle: Zaza edebiyatı, tüm imkânsızlıklarına rağmen, şair ve yazarlarının çıkan eserleri, siz folklorik çalışmadan tutun da, hikâye, masal derlemeleri, mizah, roman, şiir Antolojisi, şiir kitapları ile her gün biraz daha edebiyat dünyasında yerini alıyor. Fakat ne yazık ki Zaza edebiyatı henüz hak ettiği ilgiyi yakalamış değil ve büyük bir okuyucu kitlesi de oluşmamış. Zazaca okur, şimdilik dil kursu alanlar, ilgili olanlar, bu dili iyi bilen kesimle sınırlıdır. Zazaca devlet dili olmadığı için, Zaza edebiyatı da her hangi bir resmi kurum tarafından destek görmüyor. Bu yüzden zor şartlar altında bu işi gönülü yapan biz Zaza şair ve yazarları olarak, bir çoğumuz tamamen kendi kişisel çabalarımız sonucu eserlerimizi çıkarmakta ve okuyucuya ulaşmaktayız. Tabi burada yayınevlerininde rolünü unutmamak lazım.

Haydar Karataş: Kürt ve Türk medyasından ilgi var mı? Size soruyorlar mı, bu dilde yazdığınız nedir diye?

Berfin Jêle: Kürt ve Türk medyasının, Zazacaya pek ilgili olduklarını görmedim. Belki de bu durum bir kaç arkadaşla ropörtaj ve tTV’ye davet edilme şeklinde olmuştur. Ancak geniş kapsamlı Zazacaya destek vermek, çıkan Zazaca eserleri TV, radyo, gazetelerinde tanıtmak ve okuyucu kitlesi ile buluşturmak gibi ciddi adımları yok. Bütün bunları yapmayanın, Zaza yazarına, bu dilde ne yazıyorsunuz? sorusunu yönelteceklerini, bu yazarlara yönelik ilgi göstereceklerini zannetmiyorum.

UNESCO raporlarında Zazacayı “Tehlike Altındaki Diller” arasında saydı. Bu durum Zaza akademisiyenlerini, şair ve yazarlarını harekete geçirerek, Zazacanın kurtulması için o dönem bir çok girişimler yapıldı. Bunlar imza kampanyaları, Türkiye Cumhuriyet’inin başbakanına, cumhurbaşkanınına dilekçeler şeklinde ve Avrupa, Türkiye’de yapılan yürüşlerle bu girişimler desteklendi.

Fakat Zazaların dışında, Kürt ve Türk halkından, kendisine aydın, yurtsever, devrimci, demokrat ve daha burada sayamadığım bir çok vasıflar yükleyen kesim, Zazacanın içinde olduğu bu zor durumunu desteklemeye yönelik ilgileri ya hiç yoktu ya da bu durum sesizce geçiştirildi.

Gerçek çoğu kere acı olsa da, Kürt ve Türk halkının aydın ve demokrat kesmi, kendi diline istediğini, Zazaca için de istemelidir. Bir toplumun kendi dilini özgürce konuṣması ve o dilde kendini ifade etmesi kadar insani bir hak olamaz. Dillerin, cinslerin, halkların, dinlerin eṣit olduğu, farklılıkların hazmedildiği bir dünyada yaṣamak hepimizin hakkı olmalıdır. Zazacanın yok olmasına karṣı kayıtsız kalmak, bu yüzyılın insanlık ayıplarından biridir. Zazacanın yok olması, bir toplumun yok olmasıdır. Yok olan tarihtir, kültürdür, insanlıktır. 

Haydar Karataş: Türk ve Kürt edebiyatıyla aranız nasıl, takip eder misiniz?

Berfin Jêle: Türkçe eğitim aldığım için, daha çok Türk edebiyatını takip etme şansına sahibim. Çok severek okuduğum yazarlar ve şairler var. Bunlardan Kemal Tahir, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Orhan Pamuk, Cemal Süreya, Cahit Kulebi, Sebahattin Ali, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Murathan Mungan, Ahmet Arif, Can Yücel, Ataol Behramoğlu, Gülten Akın liste uzar da uzar….

Ne yazık ki bunu Kürt edebiyatı için söyleyemem.

Haydar Karataş: Neden?

Berfin Jêle: Kürt yazar ve şairlerin ancak Zazaca veya Türkçeye çevrilmiş eserlerini takip etme şansım var. Kürt edebiyatının klasikleri olan Ali Hariri, Mola Ahmed-i Ceziri, Ahmed-i Xani gibi tanınmış büyük şairleri vardır. Bildiğim kadarı ile bu klasikler Türkçeye ya da Zazacaya henüz çevrilmedi. Çok severek okuduğum Kürt yazar ve şairler, Kemal Burkay, Musa Anter (Apê Musa) ve Cigerxwin’dir .

Haydar Karataş: Zazaca edebiyatı Türk ve Kürt edebiyatı ile karşılaştırdığınız oluyor mu?

Berfin Jêle: Kürt ve Türk edebiyatı, Zaza edebiyatına göre daha gelişkindir. Bunun bir çok nedeni var. Türk edebiyatı devlet desteklidir, Osmanlı’dan bu yana 1500 yıllık bir yazılı geleneği vardır. Kürt edebiyatı keza gene öyle, yazılı hale gelmesi yaklaşık olarak 20. yüzyılın başlarındadır. Kürt edebiyatı ve dili, Kuzey Irak’ta her dönem devlet bazında desteklenmiştir.

Tarihte Zazacayı destekleyecek herhangi bir kurum ya da devlet olmadı. Sadece 1899’da Zazaca yazılmış Mevlit kitabı var, fakat ne yazık ki bu yazılı gelenek devam etmedi. Zazacanın yazılı hale gelmesi ve edebi eserlerin çıkması yakın tarihe tekabül eder. Böyle bir gecikme hem dilimiz açısından hem de edebiyatımız açısından biz yazarlarda haliyle bir iç burukluk yaratmıştır. Öte yandan diasporadaki Zaza akademisyenler, entellektüel birikimi olan ve Zazacayı iyi bilenlerden oluşan bugünkü Zaza edebiyatı, kısa sürede güzel eserlerle Türk edebiyatı kadar olmasa da, Kürt edebiyatı seviyesine gelmiştir.

Haydar Karataş: Şöyle sorayım, Türkçe ve Kürtçe edebiyatı ile Zazaca edebiyatı bir bütün oluşturur mu?

Berfin Jêle: Kürt, Zaza ve Türkler yaklaşık olarak aynı coğrafyayı paylaşmaktalar. Bu halkların kültürel olarak birbirlerinden etkilenmemeleri mümkün değil. Bu kültürel etkilenme doğal olarak edebiyatına da yansır. Kürt, Zaza ve Türk edebiyatı, dünya edebiyatının bir parçası olmakla birlikte, aynı zamanda birbirlerini tamamlayan parçalardır.

Haydar Karataş: Zazaca yazan ve okuyanlara önermek istediğiniz Zazaca yazarlarınız var mı?

Berfin Jêle: Önce kadın yazarlardan başlamak istiyorum.

Nadire Güntaş Aldatmaz – Piyê Mı Kemane Cınıtêne – hikaye kitabı ve – SANIKANÊ MAMEKİYE RA- masal kitabı

Berfin JÊLE – ÇIMÊ ESQİ TO DERO – şiir kitabım ve – ANTOLOJİYÊ SAİRUNÊ DİNA-

(Dünya Şairler Antolojisi) – kitabım

Dilbilimci Mesut Keskin – ŞAZADEO QICKEK (Küçük Prens)’ini.

Hawar Tornêcengi -Taê lawıkê Dersımi – (bazı Dersim şarkıları) güzel bir derleme- ROZÊ YENA (gün gelir) adlı şiir kitabı

Xal Çelker – bu arkadaşımızın Zazaca`ya kazandırılmış çok güzel hikaye ve mizah kitapları var – Eve Yaraniye Kotime Rae – kitabı

Hasan Yıldız – XATIR BE TO (Hoşça kal)’ını…

Cengiz Arslan – MORİBER (Dul) romanını.

Cemal Taş – ROÊ KIRMANCİYE (Kirmanciye’nin Ruhu) kitabını..

Daimi Doğan – Huyayıs Karode Şorişgerane Yo- derleme kitabı

Hıdır Dulkadir – Pepugê Des u Dı Kou- kitabı

Deniz Gündüz -SERO – kitabı

Hüseyin Çakmak – Raa Haqi – Riya Haqi- Dersim Aleviliği – kitabı…

Zazacada artık yüzlerce şair ve yazarlarımız olduğu için, maalesef hepisinin adını yazmak mümkün değil. Burda isimlerini yazamadığım bir çok değerli yazar ve şair arkadaşların da Zazacaya kazandırılmış çok güzel eserleri var. Bunları gördükçe yüreğimde bir çocuğun sevincini yaşıyorum…

Son olarak söylemek istediğim, bir dilin yaşayıp, yaşamamasını halkı karar verir. Zazacanın yok olmasını istemiyorsak, destek olalım, okuyalım ve Zazaca yaşamımızı sürdürelim.

 

“ANTOLOJİYÊ SAİRUNÊ DİNA” RA – DÜNYA ŞAİRLER ANTOLOJİSİ`NDEN

ŞİAUNE EZ -Langston HUGHES

Şiaune ez
Jê sewe
Jê xoriunê Afrika şia.

Kole bine her waxt
Mı Romaa khane de
Nêrdiwanunê saraiye kerdi pak
Nıka ki postalu boax kon Waşington de.

Karker bine her waxt
Mı nay ro, piramitê Mısıri
Ezune, apartmanu rê xerz vırazon.

Sayır bine her waxt
Mı Afrika ra hata be Missuri
Lawıkê xo ağme kerdi
Qeydê dine kederıni
Nıka vajinê her ca de
İ gıpayısê tam tami.

Qırvan bine her waxt
Eve qamçi da mıro Kongo de
Nıka ki Teksas de mı linç kenê.
Şiaune ez
Jê sewe
Jê xoriyunê Afrika şia.

ZENCİYİM BEN -LANGSTON Hughes

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrikanın derinlikleri gibi kara.

Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Romada
Vaşingtonda ayakkabı boyamaktayım şimdi

Emekçiydim her zaman
Mısırda piramitleri kuran benim
Benim, harcını karan gökdelenlerin

Türkücüydüm her zaman
Afrikadan Missuriye kadar yaydım türkülerimi
Çınlar kederli ezgisi onların her yerde
O tam tam ritmi

Kurbandım her zaman
Kongoda kırbaçla dövdüler beni
Ve şimdi linç edilmekteyim teksasta.

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrikanın derinlikleri gibi kara.

Söyleşi ve Katkı: Haydar KARATAŞ