7 Mayıs 2015’te gerçekleştirilen Birleşik Krallık seçimleri, araştırma şirketlerinin seçim öncesindeki bütün öngörülerini de boşa çıkartarak, Muhafazakar Parti’nin küçük bir farkla da olsa tek başına iktidar olabileceği bir çoğunluk kazanmasıyla noktalandı. Seçimin beklenmedik galibi Muhafazakarlar olurken İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti ile birlikte hiç beklenmedik bir mağlubiyet aldı. Seçimin en karlı çıkan tarafı İskoç Ulusal Partisi iken parlamentoda temsili sandalyeler kazanan Yeşillerin ve aşırı sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin durumları, Birleşik Krallık seçim sistemi dolayısıyla biraz daha karmaşık bir manzara sergilemekte – ikisi de hatırı sayılır düzeyde oylarını arttırmalarına rağmen parlamentoda ancak bir sandalye alabilmiş durumdalar. Yine de bu durum İşçi Partisi ve Liberal Demokrat Parti liderliğinin yanı sıra Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi liderliğinin de istifasını engelleyemedi. Liberal Demokrat küçük koalisyon ortağına yeni iktidar döneminde artık ihtiyaç duymayacak olan Muhafazakarlar ise göç karşıtı siyasalarını olduğu kadar kamu sektörünü küçültmeye yönelik ekonomi siyasalarını da artık daha serbestçe ve büyük oranda gerilemiş olan İşçi Partisi baskısını omuzlarında daha az hissederek uygulamaya devam edecek gibi görünüyor. Bu yazıda önce, kısaca, seçim öncesi süreçte partilerin durumlarına ve hangi meseleler üzerinden seçim kampanyalarını yürüttüklerine bir göz atıp daha sonra seçimlerin ürettiği genel manzaraya bakacağım. Takip eden kısımda, en başta da belirtildiği gibi, Britanya kamuoyunda genel bir şaşkınlık yaratan seçim sonuçlarında kazananlar ve kaybedenleri belirleyen etkenlere odaklanıp, İşçi Partisi’nin gerilemesinin nedenlerinin sol için ürettiği genel derslere ilişkin bir tartışma yaparak bitireceğim.

Seçim öncesi

Birleşik Krallık seçimlerini takip eden Türkiyeli her gözlemcinin dikkatini çekecek olan durumların başında seçim öncesinin heyecansızlığı gelecektir. Türkiye’de görmeye alışık olduğumuz bayraklar, afişler, seçim araçları ve şarkıları, broşürler ve seçmen grupları arasında koşturan parti aktivistleri ve siyasetçilerden oluşan renkli karmaşa yerine Birleşik Krallık’ın “seçim sath-ı maili” parti liderlerinin katıldığı bir kaç çok izlenen televizyon programıyla en heyecanlı noktasına varmakta. Bu metnin yazarı gibi seçimin sıradan bir gözlemcisinin eline seçime yaklaşan bir kaç ay boyunca yalnızca üç küçük broşür geçmiş olması seçimin heyecansızlığının bir göstergesi sayılabilir. 7 Mayıs seçim günü de siyasetle ilgilenmeyen insanların da farkedebileceği bir koşturmaya sahne olmadı. Sonuçta seçimler geleneksel İngiliz “ölçülülüğünün ve küçük göstermeci tutumunun” bir yansıması olarak büyük sükûnet içinde gerçekleşmiş bulunmakta. Seçim propagandası için ziyan edilmeyen ekonomik ve doğal kaynaklar açısından sevindirici olmakla birlikte Birleşik Krallık’taki kampanya kültürü beraberinde seçimlere yönelik ciddi bir kayıtsızlığı da getirmekte.[1] Türkiye’nin yüzde seksenler ve doksanlar arasında seyreden seçime katılım oranlarıyla kıyaslandığı Birleşik Krallık’ın yüzde altmışlarda seyreden son on yıllardaki seçime katılım oranlarının oldukça düşük olduğu ortada.

Birleşik Krallık seçimlerine katılımın düşüklüğünü, merkez partilerin siyasaları açısından iyice benzeştiği kartel siyasetinin yükselişi, yaygın taban örgütlerine (membership party ya da party on the ground) dayanan kitle partilerinin gerileyişi ve siyasetin genel olarak bir teknik yönetsel faaliyete indirgenmiş olması gibi[2] ileri kapitalist Batı sistemlerinin genel özellikleri çerçevesinde görmek gerekiyor. Diğer taraftan bu durumun kültürel nedenleri de olduğu ortada. İngiltere toplumunun mesafeli kamusal kültürünün, Latin Amerika’ya ve Türkiye gibi Orta Doğu ülkelerine has sıcaklık-samimiyet beklentisinin olmamasından dolayı, partilere mitingleri, yaygın üye faaliyetini ve “sıcak teması” temel alan oy toplama stratejilerini daha az dayattığı da düşünülebilir. Sonuçta taban-üye örgütleri açısından AKP’den çok daha güçsüz diğer Türkiye partileri dahi muzaffer Muhafazakar Parti’den çok daha görünür bir aktivist kampanyası yürütmeye muktedir.[3] Diğer taraftan AKP eksenli şahısçıllaşmış gerilim taktiklerinin de,[4] toplumsal huzur açısından yarattığı aşınmaya karşın bir yan ürün olarak Türkiye’de seçime katılımı ve seçim heyecanını son yıllarda hayli yüksek tuttuğu ortada. Birleşik Krallık’ta ise seçim öncesinin karşıtlıkları ekonomik ve sosyal siyasalar ve önemli toplumsal meselelere ilişkin partilerin duruşları ekseninde biçimlenmekte. Seçim sonuçlarına geçmeden önce bu bakımlardan seçime katılan temel aktörlerin duruşlarına kısaca bakmakta fayda var.

Birleşik Krallık’ta seçimlere giderken en önemli tartışma noktalarından birisi İngilizlerin çok övündükleri Ulusal Sağlık Hizmetleri’nin geleceği üzerine olan tartışmaydı. Bu alanda İşçi Partisi bildirgesi sistemin eksikliğini hissettiği 20000 hemşirenin, 3000 ebenin ve 8000 hekimin ücretlerinin ödenmesi için iki buçuk milyar sterlin bir katkıda bulunmayı öngörürken özel sektörün Ulusal Sağlık Hizmetleri’yle yaptıkları işlerden edindikleri karı da yüzde beş ile sınırlamayı vadediyordu. Diğer taraftan Muhafazakarlar ve Liberal Demokratlar ise Ulusal Sağlık Sistemi bütçesini yalnızca tedrici olarak 8 milyar sterlinin üzerine çıkarmayı öngörmüştü. İskoç Ulusal Partisi ise en az İşçi Partisi kadar güçlü bir şekilde Ulusal Sağlık Sistemi’ne ayrılan kaynakların arttırılmasından taraf olmuştur. Genel olarak ekonomi alanında ise, İşçi Partisi solda aldığı pozisyona uygun bir şekilde üst gelir grupları için kayda değer vergi artışları öngörürken diğer taraftan bütçe dengesini gözeten bir gerçekçilik de sergilemiştir. Yeniden dağıtımcı eğilimler açısından İskoç Ulusal partisi İşçi Partisi’nin daha da solunda yer almış ve hem saatlik asgari ücreti yükseltmeyi hem de kamu harcamalarını iki yüzde bir oranında arttırmayı öngörmüştür. Muhafazakarlar ve Liberal Demokratlar ise, ikincisi vergi adaleti konusunda biraz daha dikkatli olmakla birlikte, bütçe dengesini temel ekonomik hedef olarak önlerine koymuşlardır. Genel olarak sosyal politika harcamalarında da İşçi Partisi ve İskoç Ulusal Partisi sırasıyla hem Liberal Demokrat Parti’den hem de hatırı sayılır bir biçimde Muhafazakar Parti’den daha cömert pozisyonlar almıştır. Birleşik Krallık’ın özellikle güney kısımlarının en büyük sorunlarından biri olan yetersiz konutlara yönelik bütün partiler iki yüz bin ve üç yüz bin arası yeni konutun yapılacağını ve ev sahibi olmanın kolaylaştırılacağını vadetmiştir. Eğitim alanında ise İşçi Partisi ve İskoç Ulusal Partisi yüksek öğretim ücretlerinin düşürülmesinden yana pozisyon almışlar ve bu alanda da Muhafazakar Parti sağdaki pozisyonunu muhafaza etmiştir. Ulaşım alanında ise bütün partilerin Birleşik Krallık’ı kuzey güney istikametinde katedecek ve kuzeydeki büyük şehirlerin Londra’yla rekabet edecek şekilde gelişmesini sağlayacak 8 milyar sterlin tutarındaki yüksek maliyetli yeni hızlı tren hatlarının inşası konusunda istekli oldukları görülmüştür.[5]

Seçimlerin diğer önemli meselesi ise şüphesiz göç siyasalarına ilişkindi. Bu alanda Birleşik Krallık siyasetinin kutuplaşan yönü öne çıkmıştır. Yukarıda zikredilen partilerin çoğu göç konusunda katı tutumlar almışken bu alanda birbirine en karşıt politikalar Yeşiller’e ve Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’ne ait olmuştur. Aşırı sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi göçü yalnızca nitelikli göçmenlerle sınırlamayı öngörmüş, niteliksiz göçmenlerin gelişinin beş sene boyunca yasaklanmasını ve göçmenlerin kamu kaynaklarından ilk beş sene boyunca yararlanmamasını sağlayacaklarını vadetmiştir.[6] Yeşiller ise Birleşik Krallık Partisi’nin tam karşısında konumlanmıştır. Yeşiller öğrenciler için vize gerekliliğinin kaldırılmasını, göçmenlerde arzu edilir kaynaklar ve nitelikler aranmasının vize için zorunlu olmaktan çıkarılmasını, mültecilere daha geniş haklar tanınmasını ve aile birleşiminde eşler için asgari bir gelir aranması gerekliliğinin sonlandırılmasını savunmuşlardır.[7]

Seçim sonuçları

Partilerin bu temel siyasa konumlarında girdikleri seçimleri Muhafazakar Parti ve İskoç Ulusal Partisi sırasıyla 331 ve 56 sandalye kazanarak noktalamış, Liberal demokratlar ve İşçi Partisi ise ancak sırasıyla 8 ve 232 sandalye kazanabilmiştir. Muhafazakar Parti önceki dönemdekinden 28 sandalye fazla kazanmışken, İskoç Ulusal Partisi 50 sandalye daha kazanarak seçimin en karlı çıkan partisi olmuştur. İşçi Partisi 24 sandalye kaybetmişken seçimden en büyük darbeyi alan parti Liberal Demokratlar olmuştur ve önceki dönemde ellerinde bulundurdukları 48 sandalyeyi yitirmişlerdir. Bu kısımda sırasıyla kazananları ve kaybedenleri belirleyen etkenlere göz atacağım.

Muhafazakar Parti’nin seçimlerdeki başarısını açıklayan etkenlerden biri Liberal Demokratların kalelerinden sayılan belirli ve çok dar gelirli bir kaç stratejik seçim bölgesinde aldıkları galibiyetler. Bunun yanı sıra Muhafazakarlar hem daha yaşlı ve hem de daha iyi kazanan ve daha çok vergi ödeyen ve etnik olarak homojen ortalama Birleşik Krallık nüfusundan dar gelirli ve etnik olarak heterojen olan nüfusa oranla çok daha fazla oy almıştır.[8] Muhafazakar Parti’nin genel olarak İşçi Partisi ve Liberal Demokratlardan sandalye aldığına yönelik tespitlere karşın Eric Kaufman’ın analizi Muhafazakarların en fazla başarılı oldukları bağlamların Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin harekete geçirdiği milliyetçi hislerin aşırı sağcı bu partiyi destekleyecek kadar doygunlaşmadığı “utangaç” İngiliz milliyetçiliğinin etkili olduğu yerler olduğunu da istatistiki olarak göstermiştir.[9] Bu nokta bir yönüyle seçimler öncesi yapılan araştırmaların da başarısızlığına ışık tutmaktadır zira Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’ne yönelme eğilimindeki dar gelirli ve daha az eğitimli seçmen genellikle anketörlerin ve araştırma şirketlerinin erişemedikleri ve erişmeye pek de hevesli olmadıkları İngiltere taşrasında yaşamaktadırlar.[10]

Burada seçimlere yakın bir dönemde Muhafazakar Parti lideri Cameron’un İşçi Partisi’ne ve İskoç Ulusal Partisi’ne yönelik “olağandışı” saldırılarının da[11] özel bir katkısı olduğunu not düşmek gerekiyor. Muhafazakar stratejistlerin İskoç bağımsızlığı karşıtı kararsız oyları hedefleyen ve olası bir İşçi Partisi-İskoç Ulusal Partisi koalisyonuna antipati ile bakan İngiliz milliyetçisi seçmene yönelik bu taktik hamlesi[12] büyük oranda başarılı olmuşa benziyor. Cameron, seçime iktidar olarak giren partinin lideri olarak özellikle İskoç Ulusal Partisi’ne yüklendiği seçime yakın konuşmalarıyla bu partiyi İşçi Partisi’ne karşı daha da görünürleştirerek İşçi Partisi’nin İskoçya’daki gerilemesini desteklemiştir. Diğer taraftan aynı taktik “utangaç” İngiliz milliyetçilerinin seçimleri kazanması çok da muhtemel olmayan aşırı sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin arkasında daha fazla birikmesini engelleyerek Muhafazakarların bu milliyetçi enerjiden faydalanmasını sağlamıştır. [13]

İskoç Ulusal Partisi’nin zaferini açıklayan nedenlerden biri olarak ise diğer büyük partilerle kıyaslandığında çok daha adanmış ve genç olan taban örgütünün hem sahada hem de sosyal medyada gösterdiği çabalar işaret edilmekte.[14] Bu durum İskoçya’da hem seçime katılımın Birleşik Krallık ortalamasının çok üstünde olmasına yol açmış hem de İskoçya’da İngiltere temelli İşçi Partisi’ni ve Muhafazakar Parti’yi neredeyse siyasal alandan silmiştir. Bunun yanı sıra İskoç Ulusal Partisi kendisini hem İşçi Partisi’nden daha solda göstermeyi başarmış hem de İskoçya’nın, çoğu veri aksini gösterse de, İngiltere’den çok daha hoşgörülü, doğa dostu ve ilerici olduğuna dair farklılık iddiasını da inandırıcı bir şekilde seçmene iletebilmiştir.[15] Buna karşın İskoç ulusalcılığının arttığına yönelik bir istatistiki verinin olmadığına işaret eden ve partinin başarısını somut ekonomik programına bağlayan görüşler de yok değil.[16] Yine de partinin seçim başarısına hayati bir katkıda bulunan parti örgütünü harekete geçirenin milliyetçilik değil de partinin ekonomik programı olduğunu söylemek pek inandırıcı görünmüyor.

Seçimden çok büyük hasarla çıkan İşçi Partisi’nin başarısızlığı ise bir kaç etkenin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkmış gibi görünüyor. Buna karşın İşçi Partisi’nin iki cephede de milliyetçiliğe yenildiğine ilişkin görüş ağır basmakta.[17] Özellikle İskoçya’da bağımsızlık referandumundan beri İskoç Ulusal Partisi’nin üye sayısı artmaktaydı ve İskoç’yadaki İşçi Partisi liderliğinin İngiliz İşçi Partisi karşısında duydukları huzursuzluğu açıkça dile getirmeleri de daha 2014 sonlarından beri İşçi Partisi’nin İskoçya’da zorlanacağının işaretlerini vermekteydi.[18] Yukarıda da değinildiği gibi bu miliyetçi dalganın yanı sıra İskoç Ulusal Partisinin daha soldaki ekonomik programı da İskoç seçmeni İşçi Partisi’nden uzaklaştırmış olsa gerek.[19] Diğer taraftan İşçi Partisi İngiltere taşrasındaki ve özellikle ülkenin dar gelirli post-endüstriyel orta ve kuzey bölgelerindeki geleneksel beyaz işçi sınıfı tabanını da aşırı milliyetçiliğin tesirinden korumayı becerememiş gibi görünüyor.[20] “Yirmi yıl önce herkesin İşçi Partili olduğu” küçük taşra şehirleri zamanla İşçi Partisi’nden hatırı sayılır bir şekilde uzaklaşmıştır.[21] Gerçekten de İşçi Partisi bakanlarından Jon Trickett’in istatistiki verilerle seçimden hemen sonra gösterdiği gibi 1997 seçimlerinden beri İşçi Partisi kendisini destekleyen geleneksel emekçi katmanların oylarını yitirmekte ve sanıldığının aksine “yukarı hareketli” yeni orta sınıflar içinde desteğini arttırmakta.[22] Tam da bu sebeple İşçi Partisi’nin oyları ülkenin Londra, Manchester ve Liverpool gibi en kozmopolit merkezlerinde yükselirken parti taşrada ve bu şehirlerin çeperlerinde yaşayan beyaz emekçi katmanlar arasında aynı başarıyı gösterememiş ve burada üstünlüğü Muhafazakar Parti’ye kaptırmıştır.[23]

İşçi Partisi’nin büyük şehirlerdeki daha iyi eğitimli ve liberal toplumsal katmanlar arasındaki ağırlığının yarattığı önemli yanılgılardan birisi partinin ve liderliğinin sosyal medyada ve genel olarak medyadaki ağırlığının sahada, büyük kentli internet kullanıcısı olmayan daha geniş seçmen kitlesi üzerinde de bir karşılığı olacağının düşünülmesiydi.[24] Bu sorunun bir diğer boyutu ise, yalnızca milliyetçiliğin değil lider merkezli siyasetin de etkili olduğu toplumsal katmanlar arasında İşçi Partisi’nin direncini kaybetmesiydi. İşçi Partisi’nin Ed Miliband’ın şahsında somutlaşan Londra kökenli “yüksek profilli” liderliği özellikle küçük şehirlerden oluşan post-endüstriyel orta ve kuzey bölgelerde çok farklı özellikler de sergileyen çalışan sınıfları partiye yöneltmekte başarılı olamadı.[25] Diğer taraftan çok itibarlı bir Marksist akademisyenin oğlu olan Ed Miliband’ın liderliğini İşçi Partisi’ne sıklıkla yöneltilen sıradan insanla teması olmayan büyük şehirli seçkinlerden olmakla suçlamak da haksızlık olacaktır. Zira Tim Bale’in de işaret ettiği gibi Miliband’ın lider olarak devraldığı parti, Türkiye siyasetinin klasik terimlerinden birine başvuracak olursak, bir enkazdı ve partiyi bir arada tutabilmek için Miliband epey de çaba göstermişti. Fakat yine Bale’in işaret ettiği gibi Miliband seçim kazanmasını sağlayacak olan İngiltere ortalamasını ya da “middle England”ı cezbedecek yumuşak otoriter merkezcil bir liderlik göstermeyi de beceremedi.[26]

Diğer bir deyişle, partinin seçim başarısızlığını merkezden ve güçlü bir liderlikten uzaklaşmaya bağlayan bir eğilim olduğundan bahsedilmeli. Bu eğilimi en güçlü şekilde temsil eden isimlerin başında İşçi Partisi’nin eski lideri ve eski başbakan Blair gelmekte. Blair’e göre parti bu seçimde aldığı hasarı onarmak istiyorsa hem merkeze yanaşmalı ve daha iyi duruma gelmek isteyen “çok çalışan ailelere” umut verebilmeli hem de yenilikçi siyasa fikirleriyle ve bu fikirleri daha iyi iletebilecek daha iyi örgütlenme taktikleriyle hareket etmeli.[27] Diğer taraftan partinin tam da bu üçüncü yolcu Blair stratejisinin uzun erimli etkilerinden dolayı toparlanamadığını ileri süren bir görüş de mevcut. Başarısızlığa daha soldan bakan bu görüşlere göre Blaircılığın uzun vadeli etkileri partiyi hem kamu harcamaları konusunda hem de göç ile ilgili konularda yeterince sol bir konum almaktan alıkoymuş ve kötü bir Muhafazakar Parti taklidi olmaktan dolayı başarısızlığa mahkum etmiştir.[28] Bu görüşlerin hangisinin doğru olduğuna karar vermek zor, ama sonuç kısmında biraz Türkiye’ye dönerek de tartışmaya çalışacağım gibi, solun merkez ve uç arasında çok ince bir çizgide ilerlemek zorunda olduğu ortada.

Liberal Demokrat Parti’nin seçim başarısızlığını ise genel bir yapısal nedenle açıklamak ikna edici görünüyor. Daha önceki seçim başarılarını siyasetin kartelleşmesi ve merkezin İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti tarafından çok benzer ekonomik ve toplumsal siyasalarla son bir kaç on yıldır işgal edilmesine karşı biraz daha solda ve sistem karşıtı görünmesine borçlu olan Liberal Demokrat Parti Muhafazakarlarla olan son ittifaklarında bu imajı yitirmişe benziyor. Diğer bir deyişle Liberal Demokratlar gibi küçük bir partinin merkezi işgal etmeye çalışması, siyasal yelpazenin uçlarındaki küçük partilerin oylarını arttırmasının gösterdiği gibi, verimli bir çaba değil ve Liberal Demokrat Parti de bu başarısızlıkla bu durumu teyit etmiş bulunmakta.[29] Yorumcular Liberal Demokrat Parti’nin bu çöküntüsünün büyük oranda geri döndürülemez olduğunu da düşünüyorlar.[30]

Seçimin diğer kaybedeninin ise herhalde Birleşik Krallık’ın “kazanan hepsini alır” (first-past-the-post) ilkesine dayanan dar bölge seçim sistemi olduğunu söylemek gerekecektir. Sistemin, seçmen açısından sunduğu kolaylıklara ve vekilleri sıkı sıkıya temsil ettikleri coğrafyadaki seçmenlerine bağlamak gibi avantajlarına karşın büyük miktarda “artık oy” üreterek temsilde adaleti zedelediği de ortada.[31] Birleşik Krallık 2015 genel seçimleri sistemin bu sorunlarının çok keskin bir şekilde açığa çıktığı bir seçim olarak da tarihteki yerini almış durumda. Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse dört milyona yakın oy alarak seçime katılan seçmenin yüzde 13’ünün oyunu alan Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi oylarının konsantre olduğu yalnızca bir seçim bölgesinden tek bir milletvekilini parlamentoya sokabilmişken seçime katılan tüm seçmenlerin yalnızca yüzde 5’ine yakınının oyunu alabilen İskoç Ulusal Partisi seçmenlerinin yoğunlaştığı İskoçya’daki bölgelerde hemen hemen bütün sandalyeleri kazanarak 56 milletvekili ile parlamentoda temsil edilme hakkı kazanmıştır. Diğer taraftan oyların yüzde 4’e yakınını alan Yeşiller de belirli seçim çevrelerinde belirgin bir üstünlükleri olmaması dolayısıyla ancak bir milletvekili ile parlamentoda temsil edilebilmiştir. Duverger’in de yıllar önce öngördüğü gibi zaman içinde Birleşik Krallık’takine benzeyen tek turlu çoğunluk seçim sistemleri çoğunluk hükümetlerini ve güçlü muhalefet partilerinin oluşumunu, diğer bir deyişle iki partili sistemlerin oluşumunu teşvik eder.[32] Dar bölge çoğunluk seçim sistemlerinin koalisyon oluşumunu engellemek yönündeki etkisi hala cari olmakla birlikte, muhtemelen etnik siyasetin yükselişinin öngörülmediği bir dönemde yazılmış olan bir klasik olan Duverger’in Siyasi Partiler’i coğrafi olarak yoğunlaşmış etnik temsilin dar bölge seçim sistemi altında çok parti sistemi doğurma ihtimalini doğal olarak öngörememiştir.

Bu noktada sistemin yönetimde istikrara katkıda bulunurken temsilde adaleti hangi oranda zedelediğini görmek için “orantılı temsil” ilkesine göre işleyen D’hondt yöntemine göre Birleşik Krallık seçimlerine ilişkin yapılmış projeksiyonlara bakmak çok faydalı olacaktır. Eğer partilerin aldığı oylar D’Hondt sistemi ile sandalye sayısına çevrilmiş olsaydı manzara şöyle olacaktı: Yine çoğunluğu elinde bulunduracak olmasına karşın Muhafazakarlar 75 sandalye daha az kazanırken İşçi Partisi de 30 sandalye civarında daha az vekil çıkaracaktı. Seçimin en karlı partilerinden biri olan İskoç Ulusal Partisi ise şu anda aldığı sandalye sayısının ancak yarısını alabilecekti. Orantılı bir seçim sisteminin en büyük kazananları ise, başta Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi olmak üzere, küçük partiler olacaktı. D’hondt sistemi altında bu parti 83 milletvekili kazanacakken hem Liberal Demokratlar hem de Yeşiller yine aynı sistem altında 20’ler civarında vekil çıkarabileceklerdi.[33]

Birleşik Krallık seçimlerinin diğer bir kaybedeni ise seçim öncesinde İşçi Partisi ve Muhafazakarları at başı gösteren kamuoyu yoklamaları ve dolayısıyla araştırma kurumları oldu. Bu durumun oldukça belirsiz nedenleri olmakla birlikte özellikle akıllı telefon çağında sabit hatlar üzerinden yapılan anketlerin sağlıklı sonuçlar doğurmaktan uzak olduğu ve güncel seçmen tercihlerini değil belirli yaşın üzerindeki Britanyalıların geleneksel tercihlerini yansıttığı ya da internet üzerinden yapılan anketlerin örneklem hatalarıyla malul olduğu noktasında bir teşhis mevcut.[34] Diğer taraftan seçmenlerin anketler yapılırken “ yürekleriyle” tercihlerde bulunurken seçim günü daha çok “cüzdanlarını” düşündükleri yönünde bir açıklama da var.[35] Yukarıda da belirtildiği gibi, Cameron’un seçime yakın bir süreçte utangaç İngiliz milliyetçiliğini olası bir İskoç Ulusal Partisi ve İşçi Partisi ittifakına ve bunun ülkenin bölünmesi riskini doğuracağına karşı harekete geçirmiş olmasının da anketçileri büyük oranda yanılgıya uğrattığına yönelik bir iddia da mevcut.[36]

Seçimin hemen ardından gelişen siyasal manzara ise Türkiye’de görmeye pek alışık olmadığımız gelişmelere sahne oldu. Bu da seçimden hemen sonra, başta İşçi Partisi lideri Ed Miliband ve Liberal Demokrat Parti lideri Nick Clegg olmak üzere, kendi koydukları ölçülere göre başarılı olamayan liderlerin istifa etmesiydi. Bu durum net bir şekilde İngiltere’deki parti yaşamının iletişim teknolojilerinin aksi istikametteki gelişmeleri teşvik ederek siyasetin şahısçıllaşmasına (personalization) ve medyatikleşmesine (mediatization) yol açmasına karşın büyük oranda bu eğilimlere direnç göstermiş olduğunu ortaya koymuştur. Parti liderleri partilerini bir arada tutan kurumsal ve program eksenli ilkelere büyük güven duyarak kendilerinden sonra partilerinin dağılma riskinden endişe etmeksizin başarısızlık sonucunda istifa edebilmişlerdir.[37] Bu arada yine aynı partilerin ve özellikle de İşçi Partisi’nin seçimde gösterdiği başarısızlığa karşın parti liderliğini göğüsleyebilecek muhtelif birçok ismi hali hazırda barındırdığını ve bu isimlerin önemli oranda görünür olduğunu da eklemek gerekiyor.

Seçimin yarattığı bu manzaranın diğer önemli sonucu ise bir seçim sistemi reformunun tartışılmaya başlanması oldu. Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasından sonraki ilk beş saat içinde seçim sistemini dönüştürmeye yönelik bir dilekçenin tam 30 bin kişi tarafından imzalanmış olması bu durumun bir sonucu. Seçimlerin hemen sonrasında aşırı sağcı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi lideri Nigel Farage’ın yaptığı açıklamalara bakılacak olursa partinin seçmeninin “hissettiği duygu hayal kırıklığı değil öfke.”[38] Yeşillerin yalnızca partinin en güçlü olduğu Brighton’dan tek bir milletvekili çıkarmış olmasını şu şekilde yorumlayan Yeşiller lideri Bennett de, özellikle küçük partiler açısından bir seçim reformunun hayatiliğini teyit etmekte: “Cari seçim sistemi her zaman daha oylama başlamadan garantili bir şekilde bir kaybeden üretmekte. Bir süredir bu seçimde de ‘kazanan hepsini alır’ (winner-take-all) seçim sisteminin bu seçimin mutlak kaybedeni olacağını söylüyordum. Bu şu anda çok net.”[39]

Diğer taraftan seçimin muhtemel uzun vadeli sonuçları açısından bir değerlendirme ise toplumun özellikle en avantajsız kesimleri açısından pek içi açıcı bir manzara sunmuyor. Muhafazakar Parti iktidarı son beş yıllık koalisyon döneminde uygulayageldiği kemer sıkma (austerity) siyasalarını hız kesmeden devam ettireceğe benziyor. Diğer taraftan Muhafazakar Parti’nin İskoç ayrılıkçılığına karşı Birleşik Krallık’ın birliğini güçlendirmeye yönelik hamleleri gündeminin ilk sırasına taşıyacağı ve üzerine uzun zamandır konuşulan Avrupa Birliği’nden çıkılması ya da birlikte kalınmasına ilişkin referandum tasarısını oluşturmaya başlayacağı öngörülüyor.[40] Birleşik Krallık parti sistemi açısından seçimin etkileri, hali hazırda bozulmuş olan iki parti sisteminin, parlamentoya girememelerine rağmen Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin ve Yeşiller’in büyük oy artışlarıyla yakın zamanlarda düzelemeyecek şekilde çözülmeye devam etmesini teşvik edecek nitelikte.[41]

Birleşik Krallık seçimlerinin sunduğu dersler: sol için zor zamanlar

Birleşik Krallık seçimlerinin genel olarak sol için sunduğu derslerin başında solun günümüzde yüzleşmek zorunda olduğu esaslı bir meydan okumanın temel bir boyut teşkil ettiğini görmek gerekiyor. Yukarıda İşçi Partisi’nin gerilemesi ile ilgili kısımda da değinildiği gibi, bu gerilemenin nedenlerini birbiriyle çelişkili bakış açılarından açıklayan görüşler mevcut. Seçim sonrasında, bir yandan İşçi Partisi’nin merkezden uzaklaştığına ve “daha iyi duruma gelmek isteyen” “çok çalışan [orta sınıf İngiliz] ailelere” ya da “ortalama İngiltere”ye (middle England) sesini duyuramadığına dair Blaircı eleştiri ön plana çıkmakta. Observer köşe yazarlarından Nick Cohen’in biraz da alaycı bir şekilde dile getirdiği ve aslında İşçi Partisi için sıkça yapıldığı üzere[42], partinin ve liderliğin ortalama İngiliz’le bir türlü uygun bir ilişki geliştiremediğine ve bunun da partinin İskoç Ulusal Partisi ve Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi gibi milliyetçi-yerlici güçlerle rekabet etmesini zorlaştırdığına yönelik güçlü bir eleştiri mevcut:

İşçi Partisi bu milliyetçi güçlerle baş edemedi çünkü partinin eski özel danışmanlardan oluşan liderliği temsil etmeye niyetlendiği insanlara benzemiyor ve dahası onların görünüşlerinden de pek hoşlanmıyor. Bu açıdan, İngiltere’de eğitimli solun, neredeyse dünyada biricik olan bu durumu,[43] kendi halkına tepeden bakmayı bir erdeme dönüştürmekte. Üniversiteler, sol basın ve sanat dünyası Mail okuyan İngiliz orta sınıfını tepeden tırnağa seksist, ırkçı ve homofobik pintiler olarak tanımlamakta. Aynı esnada ve sorduğunuz için söylüyorum yine seksist, ırkçı ve homofobik olduğunu düşündükleri beyaz işçi sınıfını Sun okuyan şişman “zevksiz”ler olarak tanımlamaktalar. Ulusal tarih bir büyük emperyal suça indirgenmekte ve İngilizlerin muhafaza edilmeye değer birçok güçlü radikal geleneğe sahip o kadar da kötü olmayan bir güruh olduğuna ilişkin kavrayış gülünç bir kendini beğenmişlik olarak reddedilmekte.[44]

Diğer yandan, özellikle İskoç Ulusal Partisi’nin yer yer İşçi Partisi’nden daha da solda görünerek başarı elde etmesinin gösterdiği gibi, partiyi yeterince solda bir söylem geliştirememekle suçlayan görüşler de mevcut. Dolayısıyla, solun evrensel ikili amacını, yani daha az hiyerarşik ve özgür düzen ve otorite yapılarının tesis edilmesi ve zenginliğin daha adil bölüşülmesi yönündeki[45] iki temel ilkeyi feda etmeden iktidara yaklaşabilmesinin yolunun zorluklardan geçtiği ve ince bir dengeyi gerektirdiği ortada. Çoğu zaman birbirinden uzaklaşan emekçi katmanları, geleneksel orta sınıfları ve Inglehart’ın deyişiyle post-materyalist[46] değerlere sahip yeni orta sınıfları bir araya getirecek incelikli örgütsel dinamikleri, liderliği[47] ve söylemsel çerçeveleri inşa etmek zorunlu görünüyor. Daha açık bir deyişle hem emekçi sınıfları ve geleneksel orta sınıfları hem de çevrecilik, insan hakları, özgürlükler konusunda hassas yükselen kentli yeni orta sınıfları mobilize edebilmek güçlü bir sol için hayati bir önemde görünüyor. Türkiye’de solun, İngiltere’dekinden farklı nedenlerle olsa da aynı sonuçları doğuracak şekilde ortalama Türkiyeli’den on yıllar süren uzaklaşışına yol açan nedenlerin giderilmesi yönünde bulunan ilk reçete yeterli seçim başarıları getirmekten büyük oranda aciz olan muhtelif ulusalcılıklar-milliyetçilikler ve sağcılaşma stratejileri olmuştu. Fakat hem CHP’nin bu seçimdeki ekonomi temelli söylem değişikliğinde hem de HDP’nin Türkiyelileşme stratejisinde[48] post-Kemalist[49] bir siyasal dönüşümün izlerini görmekteyiz ve yakın zamanda yeni toplumsal ittifakların sol bir zemininin doğuşuna tanık olmamız da pekala mümkün. Fakat İşçi Partisi’nin bu seçimdeki başarısızlığının gösterdiği gibi solu başarılı kılacak zor denge yaratıcı ve maharetli siyasal özneler de gerektiriyor.

 

DİPNOTLAR

[1] Birleşik Krallık seçimlerinde oy kullanmayı düşünmeyen toplumun farklı kesimlerinden gelen bir grup insanla yapılmış röportajlar için bkz. Corinne Jones, “I’m not voting because,” The New Review, Mayıs 3, 2015, s. 16-19.

[2] Yine Ayrıntı’da Onur Yıldız ile birlikte kaleme aldığımız bir yazıda İşçi Partisi’nin bu durumu değiştirmeye çalıştığını belirtmiştik. Bkz. “üçüncü Yol’dan sonra: Liberal Muhafazakar İktidar ve Yeni İşçi Partisi’nin İnşası,” Ayrıntı 1 (2013).

[3] İngiliz partilerinin örgütlenme açısından çok güncel olmayan fakat öğretici bir analizi için şuraya bkz. Paul Webb, “Party organizational change in Britain: the iron law of centralization?” How Parties Organize: Change and Adaptation in Party Organizations in Western Democracies 528 (1994).

[4] Türkiye’de son seçimde AKP ve Erdoğan karşıtlığı eksenli siyasal kampanyanın kısmen de olsa hem CHP’nin yeniden dağıtımcı söylemlerine hem de HDP’nin demokratikleşme temelli söylemlerine bağlı olarak aşıldığı not düşülmeli.

[5] Daniel Boffey, “A Guide to … Manifesto Pledges,” The Observer, Mayıs 3, 2015, s. 28.

[6] Partilerin göç konusundaki vaatlerini karşılaştırmalı olarak şu bağlantıdan görebilirsiniz: http://www.bbc.co.uk/news/election/2015/manifesto-guide , (erişim: 16.5.2015).

[7] A.g.y.

[8] Olivia Rudgard, “How did the Conservatives win the general election?” The Telegraph, Mayıs 13, 2015, erişim: Mayıs 16, 2015, http://www.telegraph.co.uk/news/politics/conservative/11599600/How-did-the-Conservatives-win-the-general-election.html .

[9] Eric Kaufmann, “The ‘shy’ English nationalists who won it for the Tories and flummoxed the pollsters,” LSE British Politics and Policy Blog, Mayıs 12, 2015, http://blogs.lse.ac.uk/politicsandpolicy/the-shy-english-nationalists-who-won-it-for-the-tories-and-flummoxed-the-pollsters/ .

[10] A.g.y.

[11] Severin Carrell, “David Cameron: SNP and Labour are halfway up the aisle together already,” The Guardian, Şubat 20, 2015, erişim: Mayıs 16, 2015, http://www.theguardian.com/politics/2015/feb/20/david-cameron-snp-labour-pre-election-attack .

[12] A.g.y.

[13] Seçime giren iktidar partilerinin “seçim dramasını” belirlemekteki avantajlı konumunun önemi çoğu zaman gözden kaçmaktadır. Bu konumunu Türkiye’de bugüne kadar AKP ustalıkla kullanmıştır. Girdiği bazı seçimlerde AKP seçimin daha zayıf partilerine yüklenerek yakın takipçilerinin –çoğu zaman CHP’nin- görünürlüğünü azaltma yöntemini seçmiştir. Bu seçimde de temel olarak AKP, yine İngiliz Muhafazakarlarına benzer bir şekilde, barajı aşmasının kaçınılmaz olduğunu düşündüğü HDP’ye yüklenip onu görünürleştirerek hem CHP’yi, hem de milliyetçi hisleri kullanarak MHP’yi geriletmeye çabalamaktadır.

[14] “Ajockalypse now,” The Economist, Mayıs 9, 2015, erişim: Mayıs 16, 2015, http://www.economist.com/news/britain/21650724-scottish-politics-has-changed-irrevocablyand-it-future-union-ajockalypse-now?fsrc=scn/tw/te/pe/st/ajockalypsenow .

[15] A.g.y.

[16] Jan Eichhorn, “There was no rise in Scottish nationalism: Understanding the SNP victory,” LSE British Politics and Policy Blog, Mayıs 14, 2015, http://blogs.lse.ac.uk/politicsandpolicy/there-was-no-rise-in-scottish-nationalism-understanding-the-snp-victory/ .

[17] “How labour lost the struggle on two fronts against nationalism,” The Observer, Mayıs 10, 2015, s.6-7.

[18] Tracy McVeigh, “ ‘People told the party it had lost its moral compass. They didn’t listen’”, The Observer, Mayıs 10, 2015, s. 6.

[19] A.g.y.

[20] Andrew Anthony, “Ukip was predicted to cut the Tory vote. But it helped Cameron to win,” The Observer, Mayıs 10, 2015, s. 7.

[21] A.g.y. Şu bağlantıdan da partinin hem İskoçya’daki hem de İngiltere’nin dar gelirli çalışan katmanlarının yığıldığı post-endüstriyel orta ve kuzey bölgelerindeki başarısızlığını gösteren grafiklere ulaşılabilir. http://ig.ft.com/features/uk-election-results-explained-animation/ (erişim: 16.5.2015).

[22] Jon Trickett, “It was the working class, not the middle class that sunk Labour,” NewStatesman, Mayıs 13, 2015, erişim: Mayıs 16, 2015, http://www.newstatesman.com/politics/2015/05/it-was-working-class-not-middle-class-sunk-labour .

[23] Bu durumu haritalar üzerinden görmek için bkz. http://www.bbc.co.uk/news/election-2015-32624405 (erişim: 16.5.2015). İşçi Partisi’ni Muhafazakar Parti karşısında en güçlü şekilde destekleyen kitlelerin, CHP’nin kıyılarda sıkışmasını andırır şekilde, Manchester, Liverpool, Cardiff, Sheffield ve Birmingham gibi büyük şehirlerde sıkışmasını görmek için özellikle son haritaya bakınız.

[24] Suzanne More, “We thought we could tweet our way to a socialist paradise. The election Changed that”, The Guardian, Mayıs 11, 2015, erişim: Mayıs 16, 2015, http://www.theguardian.com/commentisfree/2015/may/11/tweet-socialist-paradise-election-changed-that?CMP=share_btn_tw . Yazının başlığı ironik şekilde sosyal medyadaki etkinin partilerin gerçek etkilerini yansıtmadığını belirtiyor: “Tıvitleyerek sosyalist cennete varabileceğimizi düşündük. Seçim bunu değiştirdi.” Seçim öncesinde farklı sosyo-ekonomik katmanların ve bölgelerin tercihlerini röportajlarla yansıtan ve kozmopolit olmayan, milliyetçi ve beyaz çalışan sınıfların yaşadığı diğer Britanya’yı konu edinen bir dizi yazı ve video için bkz. http://www.theguardian.com/politics/2015/may/04/anger-apathy-hope-great-british-election-diary (erişim: 16.5.2015). Türkiye’de de özellikle liberal ve sol kamuoyu sosyal medyadaki enerjiyi zaman zaman abartmak eğiliminde ve bu mecralardaki tartışmaların geniş toplumsal kesimlere ulaşamadığını ve çok da etkili olmadığını çoğu zaman hesaba katmamakta. Bu yanılgının diğer yüzü ise büyük kentlerin çeperlerinde ve küçük Anadolu şehirlerinde seçmenlere etkin bir şekilde ulaşmayı sağlayan güçlü taban örgütlerinin seçimin kaderini belirlediğinin görmezden gelinmesi.

[25] Anthony, “Ukip.”

[26] Tim Bale, “Where did it go wrong for Ed Miliband?” NewStatesman, Mayıs 12, 2015, erişim: Mayıs 16, 2015, http://www.newstatesman.com/politics/2015/05/where-did-it-go-wrong-ed-miliband .

[27] Tony Blair, “Labour must be the party of ambition as well as compassion,” The Observer, Mayıs 10, 2015, s. 37.

[28] Jen Izaakson ve Ross Speer, “Blairism killed Labour, it cannot revive it,” Opendemocracy, Mayıs 11, 2015, https://opendemocracy.net/jen-izaakson-ross-speer/blairism-killed-labour-it-cannot-revive-it

[29] https://opendemocracy.net/ourkingdom/max-kiefel/is-this-end-for-liberal-democrats .

[30] Robert Ford, “Where the votes switched – and why: the key lessons for the majör parties,” The Observer, Mayıs 10, 2015, s. 28.

[31] Dar bölgeli “kazanan hepsini alır” (winner-take-all ya da first-past-the-post) seçim sisteminin avantajları ve dezavantajları için bkz. http://aceproject.org/ace-en/topics/es/esd/esd01/esd01a/esd01a01 (erişim: 16.5.2015). Dar bölge seçim sistemi yakın zamanlarda AKP’nin Türkiye için tartışmaya açtığı bir yöntemdi. Bkz. http://www.milliyet.com.tr/dar-ve-daraltilmis-sistem-ne-demek-/siyaset/detay/1869274/default.htm (erişim: 16.5.2015). Bu yöntemin özellikle büyük çoğunluk partilerini avantajlı kıldığı ve Türkiye’nin hali hazırda baraj yüzünden temsilde adalet açısından yaşadığı sıkıntıları gideremeyeceği ortadadır. Bunun yanı sıra dar bölgeli seçim sistemi Türkiye’nin koşullarından dolayı bir yandan yerel siyasal makineleri ve patronaj ağlarını ön plana geçirerek diğer taraftan Kürt siyasetini de bölgeye hapsederek siyasal entegrasyonu engelleme riskini taşımakta ve beklenenin tam aksine yönetimde istikrarı tehdit etme potansiyelini de barındırmakta. Bu bakımdan barajın, özellikle sistemin merkezindeki partileri daha da sağ-İslami ya da aşırı milliyetçi bir çizgiye itecek olan radikal partilerin meclise girmesini engelleyecek kadar yüksek fakat temsilde adaleti sağlayacak kadar da düşük olması gerekmektedir. Orantılı temsil sisteminin devam ettiği yüzde 3 ya da 5 dolaylarına inmiş bir baraj bu açıdan birçok sorunu çözebilir.

[32] Maurice Duverger, Siyasi Partiler (çev.: Ergun Özbudun) (Ankara: Bilgi, 1974), 290.

[33] Birleşik Krallık’ın cari seçim sisteminin sonuçları ile D’hondt sistemine göre yapılmış bir projeksiyon arasında yapılan karşılaştırmayı şu bağlantıda bulabilirsiniz: http://www.bbc.co.uk/news/election-2015-32601281 (erişim: 16.5.2015).

[34] Dan Bilefsky, “British election’s other losers,” The New York Times, Mayıs 8, 2015. Erişim: Mayıs 16, 2015. http://www.nytimes.com/2015/05/09/world/europe/uk-british-election-polling.html?_r=2 .

[35] A.g.y.

[36] A.g.y.

[37] Bu açıdan Türkiye siyaseti ve özellikle merkez sağ çok güçlü bir sahısçıllık eğilimiyle karakterize olagelmiştir. Bu durum merkez sağ partilerin kurumsallaşmasını engellemiş, uzun bir süredir toplumsal huzuru da tehdit eden gerilim siyasetlerini olanaklı kılmış ve şahısçıllık siyasete heyecan katarken uzun vadede Türkiye demokrasisini en çok kötürümleştiren etkenlerden biri olarak karşımıza çıkmıştır. Bu durumun önemli istisnaları yine belirli oranlarda lider değişikliklerini kaldırabilen CHP ve daha parlak örnek ise parti liderliğini göğüsleyebilecek nitelikte birçok ismi her zaman bünyesinde barındırabilmiş olan HDP’dir. Selahattin Demirtaş’ın seçimden sonra başarısız olunması halinde istifa edebileceğini ileri sürebilmiş olmasını bu zeminde kavramak gerekiyor. Demirtaş’ın bu çıkışı için bkz. http://www.ntv.com.tr/video/turkiye/demirtas-baraji-asamazsak-istifa-ederim,Prvp5W-FEUC_gQQOY_kqXw (erişim: 16.5.2015).

[38] Mark Townsend, “Five million votes, only two seats: smaller parties now demand a change in the rules,” The Observer, Mayıs 10, 2015, s. 9.

[39] A.g.y.

[40] Alan Travis, “What will the new Tory government do?” The Guardian, Mayıs 8, 2015. Erişim: Mayıs 16, 2015. http://www.theguardian.com/politics/2015/may/08/what-will-the-new-tory-government-do .

[41] Patrick Dunleavy, “Three more years of Cameron – but it will be a rocky road ahead,” LSE British Politics and Policy Blog, Mayıs 8, 2015, http://blogs.lse.ac.uk/generalelection/three-more-years-of-cameron-but-it-will-be-a-rocky-road-ahead/ .

[42] Bu durumun yakın zamanlardaki örneklerinden biri İşçi Partisi’nin Londra vekillerinden birinin twitter’da paylaştığı bir fotoğraftı. İngiltere’nin muhafazakar bölgelerinden biri olan Rochester’da çekilmiş olan bu fotoğrafta önünde beyaz bir panelvan ve kırmız beyaz İngiltere bayrağı olan bir ev bulunmaktaydı. Bu fotoğrafın twitter’da yayınlanmasının ardından Thornberry İşçi Partisi’nin gölge kabinesindeki görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Bir Guardian yorumcusunun işaret ettiği gibi durum aslında temel olarak Birleşik Krallık siyasetinde sağ-sol eksenini dikine kesen bir sosyo-kültürel sınıf ekseninin varlığını göstermektedir. Thornberry’nin paylaştığı fotoğraf İşçi Partisi’nin temas halinde olmamakla suçlandığı beyaz işçi sınıfına tepeden baktığı fikrini teyit etmiş, merkez partilerin sıradan İngiliz insanı ile teması olmayan bir grup büyük şehir seçkini olduğuna dair kanıyı güçlendirmiştir. James Walsh, “A British politician lost her job over a tweet: how to explain it to someone outside the UK,” The Guardian, Kasım 21, 2014, Erişim: Mayıs 16, 2015. http://www.theguardian.com/politics/2014/nov/21/emily-thornberry-resignation-explain-outside-britain . Birleşik Krallık siyasetinin bu boyutunun bir diğer yansıması ise Ed Miliband’ın muhtemelen planlanmış bir halkla ilişkiler senaryosunun parçası olarak bir sandviç yerken çekilen fotoğraflarının beklenmedik bir etki yaratmasıdır. Miliband’a halk adamı görüntüsü vermeye çalışırken İşçi Partisi liderini sandviç yerken kötü durumda gösteren fotoğraflar çekilmiş ve Miliband uzunca bir süre alay konusu olmuştur. Bu fotoğraflar seçime çok yakın bir zaman kala popüler bir sağcı tabloid olan Sun tarafından “domuz pastırmamızı kurtarın” başlığıyla yeniden yayınlandı. Sun fotoğrafın altındaki yorumunda okuyucularına şu telkinde bulunmuştur: “Sun Ed Miliband’ın yalanlarını ortaya koyuyor ve sizden Torileri (Muhafazakarları) tercih ederek Ed’in mirasyedi sosyalizminin Britanya’nın ekonomik düzelmesine engel olmasını durdurmanızı talep ediyor.” Bkz. http://www.thesun.co.uk/sol/homepage/news/politics/6443303/The-Sun-urges-you-to-keep-Miliband-and-his-lies-out.html (erişim: 16.5.2015).

[43] Bu durumun dünyada yalnızca İngiltere’ye has olmadığını Türkiyeli okur teyit edecektir. Aksine dünyanın çoğu yerinde sol siyaset kültürel ve entelektüel olarak sağdan daha yukarı konumlanmak eğilimindedir. Bu durum bize siyasetin siyasal çağrılarla ve tarzlarla ilişkili bir başka ekseninin, yani Ostiguy’ca tanımlanmış olan alçak-yüksek ayrımının evrenselliğini gösterir. Bkz. Pierre Ostiguy, “The High and the Low in Politics: a Two-dimensional Political Space for Comparative Analysis and Electoral Studies (Vol. 360)”. Kellogg Institute Working Paper.

[44] Nick Cohen, “Left would do better if it learned to like the English,” The Observer, Mayıs 10, 2015, s. 41.

[45] Sol sağ ayrımının bu bileşenleri için Ostiguy’ın “High and the Low”ının yanı sıra şu kitaplara bkz. Norberto Bobbio, Left and right: The significance of a political distinction (Cambridge: Polity, 1996); Jean A. Laponce, Left and right: The topography of political perceptions (Toronto: University of Toronto Press, 1981).

[46] Ronald Inglehart ve Scott C. Flanagan. “Value change in industrial societies.” American Political Science Review 81, no. 4 (1987): 1289-1319.

[47] Türkiye’de solun AKP benzeri muhafazakar şahısçıl liderliklerden ya da Latin Amerika örneklerinde görülen sol-karizmatik şahısçıllıklardansa, Türkiye solunun adapte edebileceği etkin örgütlenme modelleri ve çoğulcu, demokratik yönelimler ile uyumlu gücü yayan daha az merkezi liderlik modelleri benimsemesinin de gerekli olduğu ileri sürülebilir.

[48] Burada HDP’yi etnik temelden gelen ve sol bir söylem adapte eden bir parti olması sebebiyle İskoç Ulusal Partisi’ne yakın bir çizgide görmek mümkün olabilir. Fakat önemli bir fark da olduğunu düşünüyorum. İskoç Ulusal Partisi bu seçimdeki enerjisini ulusal birliğin dışına hareketinden sağlamışken HDP enerjisini ulusal birliğin içine hareket ederek arttırmaya çabalamakta. İskoç Ulusal Partisi İşçi Partisi’nden uzaklaşarak başarılı olurken HDP ve de daha ilerleyen süreçte CHP ve Birleşik Haziran Hareketi’nin, Türkiye siyasetinin güncel post-Kemalist eğilimleri kesintiye uğramazsa, birbirlerine yaklaşmaya devam edecekleri öngörülebilir.

[49] Post-Kemalist bir siyasal-kültürel eğilimin kaynaklarını ve emarelerini Ayrıntı’nın ilerleyen sayılarında bu meseleye odaklanan bir yazıda tartışmaya çalışacağım. Burada taslak olarak Türkiye siyasetinin bir süredir içine girdiğimiz post-Kemalist evresinin bir taraftan Kemalist imajları ve milliyetçiliği düşük profilli tutarak Kemalizm’in medenileşme projesine inanmış olan kentli orta sınıf kitleleri sol bir siyasete bağlayabilecek, diğer taraftan da sekülerliği ve dinsel sembolleri çok fazla tartışma konusu etmeden muhafazakar-mütedeyyin seçmenleri ve dar gelirli toplumsal katmanları hedefleyen siyasal tahayyüllerin geliştirilmesini mümkün kılabilecek bir zemini yarattığını belirtelim. Post-Kemalizm, Kemalizm’in, yukarıda zikredilen makalede yapılmaya çalışılacağı gibi latent Türkçü-İslamcı eğilimlerinin yanı sıra özgürlükçü olmayan laiklik, demokratik olmayan siyaset anlayışının yapıcı ve AKP’nin illiberal-çoğunlukçu muhafazakarlığının ise gür fakat tazelik içeren pozitif bir eleştirisinin gelişmesine zemin hazırlamakta. Post-Kemalist siyasetin gelişmesinin diğer büyük önemi, sonradan hızla yozlaşmış diktatörlüklere dönüşen birçok Orta Doğu ülkesinin yarı-seküler rejimlerinin erken dönemlerinin aslında farklı çeşitlemelerle Kemalizm’in geç ve başarısız versiyonlarını temsil etmeleridir. Bu rejimlerin erken versiyonları onları önceleyen daha önceki sekülerleşme geleneğiyle, özellikle kentlerde sol-seküler siyasetlere inanan kitleler yaratmış ve bu aynı kitleler bu rejimlerin yıllar içerisindeki yozlaşmalarına karşı Arap Baharı’nın, devrimler İslamcı hareketler tarafından rehin alınana kadar, motoru olmuştur. Post-İslamcı model Orta Doğu’ya huzur getirmekte başarılı olamamışken dindar ve dar gelirli kitleleri ulusal birliklere entegre edebilecek ve taban enerjisini kullanmayı bilen post-Kemalist bir dalga gerekli örgütsel ve söylemsel ifadeleri alabilirse kimi ülkelerde iç savaş derecesine tırmanmış sorunlara çözümler getirebilir.