Borçlandırma ve Kriz: Güvenlik, Üretim ve Tüketim

-
30

Özellikle 2018 yılında Türkiye’de telaffuz sıklığı artan borç ve kriz kavramları iki ana soruyu beraberinde getirmektedir. Bu sorular, Türkiye özelinde, “borçluluğun işleyişi nasıl açıklanabilir?” ve “borçluluğun krizinin mevcut siyasal iktidar için anlamı nedir?” olarak ortaya serilebilir. Bu yazı, söz konusu sorulara bir cevap aramaktadır.

Metnin üzerinde yükseldiği temel kavram olan borçlandırma bir yönetim tekniği olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım hem borçlandırma hem de yönetim tekniği kavramları için birkaç işleyiş ilkesi ortaya çıkartır. Bu ilkelerin birincisine göre, borçlandırma gelecek üzerinde bir etkide bulunur. Yani, yönetilenlerin boş zamanının(yaşam boyu işe mahkum etmek, proleterleştirmek), varlıklarının(kemer sıkma politikaları ve borcu döndürmenin gerekliliği) ve eylemlerinin(güvenlik uygulamaları) geleceğe ilişkin olarak yönlendirilmesini ve etkilenmesini sağlar[1]. İkinci olarak borçlandırma bir eşitsizlik üretip onu korumaya yöneliktir. Yani borçlunun yaratılması güç, şiddet ve sömürü içerir[2]. Borçlu asimetrik ilişkinin baskısını alacaklı karşısında sürekli deneyimler ve yönetime rıza bu baskıda açığa çıkar. Üçüncü olarak, bu asimetrik ilişki, borcun ödeneceğine ilişkin güvene dayanmaz. Örneğin, verilen borçları faizleriyle birlikte ödeme imkânları olmayan küresel güneyin ve toplumun en yoksul kesimlerinin borçlandırılmasında bu durum açıkça gözükür. O halde, güvenin tam tersine, borçlandırma sosyal yükümlülüğe dayanır[3]. Sosyal yükümlülük yaptırımı yani şiddeti ima eder ve bu da tekniğe yönelik rızanın bir başka sacayağını oluşturur. Dördüncü olarak borçlandırma tekniği her zaman bir açmazın merkezinde yer alır. Bu açmaz, kendini, tekniğin bir başka yönetim tekniğinin krizine alternatif olarak, yani sosyal ve politik direnişin önceki yönetim tekniğinde çözülemeyen eylemlerinin yeni bir çerçeve içinde pasifleştirilmesi, kontrol edilmesi ve denetlenmesi için açığa çıkarmasında gösterir. Elbette alternatif olarak çıkan tekniğin adının ve dayandığı rasyonalite ile toplumsal sınıfların değişmesinden ziyade, tekniğin uygulanış biçimi farklılaşır. Ancak borçlandırmanın bir krize alternatif olması, yönetim tekniği içinde krizlerin son bulması demek değildir. Tam tersine yönetim tekniği içinde kriz korkutarak, tehdit ederek, izole ederek, direnişe ilişkin umudu kırarak ve başka uğraşlara yönlendirerek insanların ve toplumların yönetimini kolaylaştırır. Bu nedenle, borçlandırma krizinin yönetim tekniğinin krizi mi yoksa yönetim tekniği içinde kriz mi olduğunun anlaşılması gerekmektedir. Yönetim tekniğinin krizi ancak yönetimin imkânsızlaştığı, meydan okumaların her yerden yükseldiği ve en önemlisi alternatiflerin ileri sürüldüğü anlarda karşımıza çıkmaktadır.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---