“Karanlık dönemlerde peki, Şarkı da söylenecek mi? Elbette şarkılar da söylenecek Belgeleyen karanlık dönemleri.”  (Bertolt Brecht, Sanat)

Tüm dalları ile sanat ama özelde bir eyleme biçimi olarak tiyatro sanatı tam da Brecht’in şiirinde söylediği gibi karanlık dönemleri betimleyen, belgeleyen, kayda geçiren, geleceğe taşıyan bir aracı olmuş tarihi yazanların hakim söylemlerine inat…

Tarihsel süreçte bağımlılık-muhalefet ilişkisi arasında gidip gelen bir seyre sahip olsa da tiyatronun siyasal alanla ilişkisinin, kökenlerinin varoluşuyla eş zamanlı olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın 20.yy’ın ilk çeyreğinden itibaren Erwin Piscator, Bertolt Brecht, Peter Weiss gibi isimlerin ortaya koydukları kuramsal çerçeve ve baskı rejimlerine karşı bir muhalefet alanı yaratma çabaları ile tiyatro-siyaset ilişkisi daha sağlam temellere oturmuş olur. Kendi dönemlerinde hem içinde bulundukları siyasal alanda hem de farklı coğrafyalarda etkili olmuş bu sanatsal üretim biçimlerinin bugünkü karşılıkları üzerine düşünmek günümüzde de hakimiyetini sürdüren örtük ya da açık faşizm politikaların etkinliği düşünüldüğünde önemli görünüyor göze. Bu yazı siyasal olanla tiyatroyu kuramsal ve teknik anlamda bir araya getiren yukarıda sıraladığım tiyatro insanlardan Bertolt Brecht’in yaşamını sürdürdüğü faşizmin koşullarının tiyatrosuna yansımalarına kısa bir bakış niteliği taşımaktadır. 

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---