“Çalışan çocuk” kavramının tanımlanması ile ilgili genel yaklaşım, hayatını kazanmak veya aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla çalışan 18 yaşın altındaki çocuklar olarak kabul görür. Gelişmekte olan ülkelerde hâlâ büyük bir sorun olan “çalışan çocuklar”, Türkiye için de çözümlenmeyi bekleyen önemli bir sorun olarak varlığını korumaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2006 verilerine göre Türkiye’de 6-17 yaş grubundaki çalışan çocukların sayısı 958 bindir. Bunların 271 bini sanayi sektöründe çalışmaktadır (TÜİK 2006).

Çalışan çocuklar sorunu daha çok sosyo-ekonomik araştırmalar bağlamında ele alınmıştır. Bu çocuklara ruhsal sağlık yönünden bakan çalışmalar sınırlıdır. Bu noktada çalışan çocuklarda görülen duygusal ve davranışsal sorunları araştırmak, hem bu çocukların ruhsal profilini saptamak hem de risk faktörü bağlamında ileride oluşabilecek problemler konusunda öngörü geliştirmek açısından önemlidir. Zira çocuklarda normal gelişimsel süreçlerin yarattığı zorluklar dışında, ergenlik döneminde, çocuklukta görülen psikopatolojilerin büyük bir çoğunluğunun süreklilik gösterdiği bilinmektedir.

Nedenleri ne olursa olsun çocukların erken yaşta çalıştırılmaları; çocukların çocukluklarını yaşayamamalarına, eğitimden uzaklaşmalarına, fiziksel ve ruhsal gelişimlerinin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır (Bulut 1997). Bilindiği üzere birey çevresel etkilere edilgen bir biçimde yanıt vermez. Doğumundan itibaren yanlılığa ve seçici algılamaya sahiptir. Geçmiş deneyimleri zemininde yeni yaşantılarını biçimlendirir. Bu nedenle aynı etki farklı bireylerde farklı yanıtlar doğurur (Uslu 2008). Bu bağlamda çalışan çocuklarda çalışma hayatının getirdiği olumsuzlukların beden ve ruh sağlığını bozucu etkisi bireysel farklılıklar içerir.

Türkiye’de ve Dünya’da çalışan ergenlerle ile ilgili çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Çalışan çocuk ve ergenlerle ilgili çalışmalar, gelişmiş ülkelerde yarı zamanlı çalışma yönündeki araştırmalarla sınırlıdır. Bunun dışındaki özellikle gelişmekte olan ülkelerde çocuk işgücünün fazlası ile kullanılması nedeniyle daha çok sosyolojik ve fiziksel değişimler yönünde araştırmalar yapılmıştır.

Türkiye’de Özbay ve Şahin’in 1991 yılında 2222 ergenin (çalışan ve çalışmayan) benlik imajı, depresyon ve anksiyete düzeylerini karşılaştıran araştırmalarda:

  • Çalışan erkek ergenlerin, benlik imajlarının çalışan kızlara göre daha olumsuz olduğu;
  • Ergenlik dönemi sorunlarının çalışan ergenlerde 14 yaş grubunda, öğrenci ergenlerde ise 17 yaş grubunda artış gösterdiğini;
  • Çalışan ergenler, öğrencilere kıyasla kendilerini meslek-eğitim amaçları, bireysel idealler, uyum ve aile ilişkileri alt testlerinde daha olumsuz değerlendirdikleri ortaya çıkmıştır (Özbay ve Şahin, 1991).

Öztürk, Özbay ve Göka’nın 1994 yılında yaptıkları araştırmada çalışan-çalışmayan ergenlerin yakın ilişkilerde algıladıkları destek düzeyi, anneleriyle ilişki dışındaki tüm ilişkilerde diğer öğrencilere oranla daha düşüktür. Öğrenci grup babadan daha fazla destek almaktadır. Kız ve erkek işçiler karşılaştırıldığında, kızlar baba ve kardeşlerden erkeklere oranla daha düşük düzeyde destek almakta, işçi grubunda ana-babayla ilişki bağlamında “ayrılma” şeklinde nitelenebilecek bir değişim görülmemektedir (Bildik,1998).

Bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilecek olursa, genetik, yaşamın erken dönemindeki stres etmenleri ve bireysel stres yanıtı, hastalık oluşumunu belirleyen etmenleri oluşturur. Kendler ve arkadaşları (1992) majör depresyonu olan ikizlerle yaptıkları çalışmalarda bunu desteklemişlerdir. Peki bu karışık etkileşim nasıl olmaktadır? Erken yaşam olayları var olan genetik yatkınlığı biçimlendirmekte ve kalıcı bir fenotip oluşturmaktadır. Oluşan bu fenotipin niteliği yineleyici stresörlere maruz kalındığında ileride hastalık olup olmayacağını belirleyecektir (Dumlu,Cimilli, 2003).

Bir işin kişinin gelişimi üzerindeki etkisini anlamak için, bireyin, işin niteliğinin ve hangi ortamda çalışıldığının da hesaba katılması gerekmektedir. İşin beceri gerektirme derecesi ve işin kol işçiliği, mental ya da sosyal aktivitelere bağımlı olma derecesi, iş deneyiminin etkilerini saptamada önemli faktörlerdir (Bildik,1998). İş deneyimi çocuk ve ergenlerin, günlük hayatlarında kesinti sağlayacak nitelikte ise, bu durum ergenlerin gelişimine olumsuz anlamda üst düzeyde etki edecektir.

Elder, ergenlerin erken istihdamı sonucunda, ekonomik zorluk ve işlerin, yetişkinlerle bağlantı kurma ve “büyüme” ve yetişkin olma isteklerini artırdığını; bu yetişkin oryantasyonun, paranın sorumlu kullanımı, enerji ve endüstriyel davranış ve sosyal bağımsızlık dahil, ev halkı ekonomisindeki diğer davranışsal rol karşılıklarıyla uyumlu olduğunu ve kazançlı işlere giren çocukların diğer çocuklara göre daha “yetişkin yönelimli” olduklarını belirtmiştir (Bildik,1998).

Dünya Sağlık Örgütü’nün Kenya’da aile yanına yerleştirilen ve çocuklarla ilgilenip, ev işlerine katılan gençler üzerine yaptığı bir araştırma, bu genç çalışanların bazı ortak sorunları ve tepkileri olduğunu göstermiştir. Bunlar:

  • Yalıtlanma
  • Saldırgan tutumlar
  • Erken yaşlanma
  • Depresyon
  • Aşağılık duygusu
  • Direnme’dir.

Manila Üniversitesi Ateneo Ruhbilimleri Fakültesi’nde çöp ayıran çocuklar üzerine yapılan bir çocuk ruh sağlığı araştırmasında şu gözlemler yapılmıştır: Bu çocukların ortalama zekâ düzeyleri, 7-13 yaş grubundaki Filipinli çocukların ortalama zekâ düzeylerine göre geridir ve aradaki fark yaş ilerledikçe artmaktadır. Test sonuçlarıyla ilgili çözümlemeler, entelektüel gelişme olanakları bakımından kısır bir ortamda ve belki de, yetersiz beslenme ve kurşun zehirlenmesi gibi fiziksel nedenlerle de desteklenen tekdüze ve tekrarlayıcı çalışmanın, çocukları okul yaşamları boyunca engellediğini düşündürmektedir.(akt: Bodin, 1995)

Bedensel ve ruhsal yönden olumsuz etkilenen çocukların büyüme ve gelişmelerindeki aksamaların yanı sıra çocukluklarını yaşayamama, erken yaşta sorumluluk yüklenme gibi nedenlerle de mutsuz bir nesil yetişmektedir. Bedensel, ruhsal ve sosyal yönden sağlıksız yetişen bir gençliğin; kendisi, ailesi, toplumu ve insanlık için yararlı çalışmalar yapabilecek bir kuşak olamayacağı düşünülmektedir.

SORUN ALANLARI

Erken yaşta çalışmaya başlayan çocuklar erken yıpranmakta, dolayısıyla gelecekte çalışma güçleri önemli ölçüde azalmaktadır. Yoksulluktan kurtulmak için çalışmak zorunda kalan çocuklar, gerekli temel eğitimi alamadıklarından, gelecekte daha iyi ücret kazandırabilecek işler yerine niteliksiz emek gerektiren düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Ayrıca resmi eğitim ile işin sorumluluklarını bir arada yürütemeyen ve aile gelirine katkıda bulunmak zorunda olan çocuklar, işi eğitime tercih etmektedirler. Böylece boş zamanlarını oyunla ve kendilerini geliştirecek sosyal etkinliklerle geçirmeleri gereken çocuk işçiler okula gidememekte, yaşlarına göre ağır koşullarda ve sağlıksız ortamlarda çok uzun saatler çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Çocuğun iş gücü içinde bulunmasının psiko-sosyal gelişimleri üzerinde olumsuz etkileri olmaktadır. Sosyal iletişimi kısıtlanmış, her gün uzun saatler çalışan çocukların ruhsal gelişimleri kaçınılmaz şekilde bozulmaktadır (Satz, 2003).

Çalışma koşulları aynı olan iki çocuğun aynı tepkiyi göstermeleri gerekli değildir; burada, kendisine özgü bir bütünlüğün taşıyıcısı olan kişilik boyutu devreye girer. Gözlenen durumda tepki verme yetisini etkileyecek ve değiştirecek olan da, kişinin kendi özgeçmişidir (Boidin,1995). Bu durum günümüzde çalışan çocukların sayılarının net olarak bilinmesi halinde bile onların ruhsal durumları hakkında bilimsel bir kesinliğin oluşması zor görünmektedir.

Bu durumda, farklı çalışma sektörlerinde karşılaşılan risk etkenleri göz önünde bulundurularak, en olası eğilimlerin ve çocuk üzerindeki yansımalarının:

  • Çocuğun gelişiminin temel gereksinimlerine;
  • Çalışan çocuk olarak yaşarken duyumsadıklarını ve karşılaştıkları güçlükleri açıkça anlatan çocukların dinlenmesi ve gözlemlenmesine, gönderme yapılarak tanımlanması bağlı olduğu önerilebilir(Boidin,1995)

Bu nokta çocukların çalışma hayatında bulunmalarının ve karşılaştıkları olumsuz durumların aşağıdaki başlıklar altında sorun alanları şeklinde incelemekte yarar görmekteyiz.

FİZİKSEL SORUNLAR

Kural olarak çocuklar ve gençler ağır ve tehlikeli olan işlerde çalıştırılmamalıdır. Bununla birlikte kimi zaman çocuklar ve gençlerin çalışma koşulları oldukça ağır olabilmektedir. Çalışma koşullarının ağır olması, işin ağır ve tehlikeli bir iş olmasından çok, çalışma süresinin uzun olması ve dinlenmeye yeteri kadar zaman ayrılamamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle çocuklar ve gençler eğitim olanağından yararlanamadan ve yaşlarının gerektirdiği etkinliklere yeterince katılamadan yaşamlarını sürdürebilmektedir (Bilir,2004).

Kozcu’nun 1988 yılında yaptığı çalışmada, 60 çırak çocuk ile görüşmeler gerçekleştirmiştir. Çıraklar tarafından en sık belirtilen bedensel yakınmalar; sık grip/nezle olmak (%44), bel ağrısı (%44), göz rahatsızlığı (%38)’dir. Aynı araştırmada çıraklara uygulanan problem tarama listesinin kişilik özelliklerinde dikkati çeken bölüm, çırakların % 40’ının “kendini yalnız hissettiğini” belirtmesidir. Çırakların sıklıkla belirttikleri diğer kişilik özellikleri ise utangaçlık, içe kapanıklık ve sinirliliktir (Kozcuoğlu, 1991 Akt: İlik Türkmen,1994).

Çocuklar çoğu kez tehlikeli çalışma koşulları ve çalışma ortamı içerisinde bulunmakta ve yetişkinlerle aynı işi yapmakta, onlar kadar uzun ve yoğun çalışmaktadırlar. Genellikle tekdüze fakat üretim için gerekli, vasıfsız, bedensel işleri yapmaktadırlar. Çocuklar, çalışmalarının sosyal ve ekonomik bir işlevi olduğu için çalışmaktadırlar. Buna rağmen, yaptıkları işler sosyal açıdan takdir görmezken, ekonomik açıdan da çocuk emeğinin değerinin altında görülmesine yönelik belirgin bir eğilim mevcuttur. Nadiren asgarî ücret düzeyine yaklaşık bir gelir elde etmekte ve aynı işi yaptıkları yerlerde bile yetişkinlere göre daha az ücret almaktadırlar. Ücret oranlarındaki hiyerarşik yapılanmanın en altında çocuklar yer almaktadır. Çocuk işçiler asgarî ücretin altında çalışmakta, kız çocuklar ise erkek çocuklardan daha az ücret almaktadırlar (Örneğin; Ghana, Endonezya, Hindistan, Senegal) (Altıntaş,2002).

Çocukların çalışma ortamlarında; sıcak, soğuk hava koşulları, ağır metaller, toz, boyalar, gübreler, pestisidler gibi kimyasallar, toksik maddeler, ışınlar, ağır yük kaldırma, uzun çalışma saatleri, büyükler için şekillendirilen makineler ve aletlerle ergonomik olmayan çalışma koşulları, trafik, kötü beslenme vb, etkilerle gelişmeleri de bedensel ve ruhsal sağlıkları da kötü yönde etkilenmektedir (Tanır,2007).

Çocukların çalışma sürecinde ve sonunda kas iskelet sistemleri zedelenmekte ve sağlığa zararlı maddelerden daha fazla etkilenmektedirler. Çocukta sağlığını bozan durumlar, büyüme ve gelişme sürecini yavaşlatmakta, durdurmakta ya da normalden saptırmaktadır. Patolojik etmenlerin büyüme ve gelişme üzerine etkisi, çocuğun yaşı ne kadar küçükse o derece belirgin ve kalıcı olmaktadır. Çalışanları işyerlerindeki tehlikeli maruziyetlerden koruması için oluşturulan işbilimsel (ergonomik) düzenlemeler ve kişisel koruyucular da çocukların antropolojik ölçülerine uymamaktadır. Ayrıca çocuklar, yetişkinlerin yapmak istemedikleri işler ile fiziksel özellikleri nedeniyle yıpranmakta, dolayısıyla yaptırılan işler sonucu da risk altındadırlar (Mac Lean,2003).

Çalışma hayatında çoğunlukla erişkinler çalışacağı için her türlü araç-gereç, makineler erişkinlerin fiziksel ölçülerine göre düzenlenmiştir. Bu cihazların pek çoğu bir çocuğun ölçülerine göre büyüktür. Bu yüzden çocuk aletlere yeteri kadar hakim olamaz. Bu durum hem çalışma verimini düşürür, hem de kaza olasılığını artırır (Bilir,2004)

Çocukların yaptıkları işler, fiziksel ve psikososyal açıdan ağır ve yoğun olabilir, makineleşmiş ve aşırı ölçüde hızlı olabilir, tehlikeli aletler ve kimyasal maddelerin kullanımını gerektirebilir, tek düze, bölünmüş ve tekrarlayıcı olabilir, aşırı sıcak, tozlu ve gürültülü ortamlarda yapılmayı gerektirebilir. Bu türden tehlikeli iş ve çalışma koşullarının listesini uzatmak mümkündür. Çocuklardan, fiziksel açıdan kesinlikle hazırlıklı olmadıkları işleri yapmaları istenebilir. Uzun çalışma süreleri, çalışma çevresine ve iş yeri çalışma ortamına özgü tehlikeler olabilir. Pakistan’da, 1991 yılında çocuk emeğine ilişkin yayınlanan raporlarda, atölyelerde kol gücüyle çalışan 50 bin çocuğun yarısının 12 yaşına gelmeden öldüğünden söz edilmektedir. Çoğu atölyedeki yetersiz çalışma koşulları, çocukların solunumlarını etkilemekte, çocuk işçiler, hem doğrudan yaptıkları iş, hem de atölyelerde kullanılan makinelerin çevresinde olmaları sonucunda ısı, nem, soğuk, toz, yetersiz aydınlatma gibi tehlikelerden etkilenmektedirler (Ambadekar ve ark. 1999, Altıntaş ,2002)

Çocuk emeği sömürüsünün yoğun olduğu ülkelerde yapılan az sayıdaki araştırma, büyüme sürecini henüz tamamlamamış olan bu bireylerin, beslenme ve bedensel büyüme açısından önemli gerilikler taşıdıklarını ortaya koymaktadır (Ambadekar ve ark. 1999; Hawamdeh ve Spencer 2001; Raina ve ark. 1990; Singh ve ark. 1996).

Çocuk çalışanların özel bir risk grubu olmaları, çalışma hayatı ile ilgili iş kazası kayıtlarında net şekilde görülmektedir. Meslek hastalığı ile ilgili bilgiler yeterli ve güvenilir olmadığı için bu konuda fikir edinme olanağı yoktur. Ancak iş kazası sıklığı genç çalışanlarda bütün yaşlardaki iş kazası sıklığının iki katı dolayındadır. Türkiye’de 2005 yılında bütün yaşlarda 100 işçinin 1.07’si iş kazası geçirirken, 15-17 yaş grubunda iş kazası sıklığı %2 olarak saptanmıştır. Yaşı 18 ile 24 arasında olan grupta iş kazası sıklığı %1.2 ve 25 yaşın üzerindeki grupta da %1.1 olarak bulunmuştur. Genç yaş grubundaki 49754 çalışanın 1002 (%2.0) tanesi kaza geçirmiştir (Bilir,2004).

Çalışan çocuklar iş kazaları, yaralanma ve meslek hastalıkları gibi birçok sorunla karşılaşmaktadırlar. Yetişkinlere oranla bilgi ve deneyimleri az olan çocuklar, daha zayıf bünyeleri ile teknik araç-gereç ve çalışma süreleri açısından daha büyük risk altındadır ve büyük bir bölümünün kayıtdışı kesimde işe yerleşmiş olması, iş kazası ve meslek hastalığına yakalanma risklerini arttırmaktadır. Resmi kesimde bile işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gerekli önlemleri almamaya eğilimli olduğu düşünülürse, kayıt dışı kesimde etkinlik gösteren işletmelerde durumun çok daha kötü olacağını kestirmek güç değildir.

Öngörülere göre dünya genelinde çalışan çocuklar yılda ortalama 6 milyon iş bağlantılı kaza geçirmekte, bunların 2.5 milyonu çeşitli düzeylerde sakatlıklara, 32 bini ise ölüme neden olmaktadır (Graitcer ve Lerer, 1998 akt; Duyar,2010)

SOSYO-EKONOMİK SORUNLAR 

Birçok araştırma yoksulluğun artışına paralel olarak çocukların çalıştırılma eğiliminin de yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nün bildirdiğine göre dünya genelinde mevcut olan yaklaşık 352 milyon çocuk işçinin neredeyse hepsi yoksul ülkelerde çalıştırılmaktadır (Özener, Duyar,2003). Yoksulluk ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda gıda gereksinimini karşılayamayacak derecede yoksul olmanın sık görülen ruhsal hastalıklarla yakından ilişkili olduğu (Patel ve ark 1998), yoksul bölgelerde yaşayan çocukların büyük bir kısmında ruh sağlığı ile ilgili sorunların bulunduğu (Xue ve ark 2005), daha önceki yıllarda yoksul olan çocuklarda depresyon ve antisosyal davranış düzeylerinin daha yüksek olduğu (Mcleod ve Shanahan 1996) belirlenmiştir (Özmen,2001).

Çocuk yoksulluğu kısa bir anlatımla yaşantı yetersizliğidir. Bu yaşantı yetersizliği; fiziksel, çevresel, sosyal ve kültürel kaynakların yoksulluğu; insani gelişiminde elverişsiz ortamlarda yetişmek; ailenin ve toplumsal yapıların yetersizliği içinde büyümek; çocukların kendilerini ifade etmelerini ve korumalarını sağlayan yasal kaynaklardan ve politik kaynaklardan yoksun kalması olarak tanımlamaktadır (Save the Children,2005, akt: Toran,2010).

Çocukların çalışma hayatında yer almalarının en önemli nedeni hiç şüphe götürmeyecek şekilde yoksulluk olgusudur. Yoksulluk çocukların hem biyolojik hem de zihinsel potansiyellerini olumsuz etkiler. Aşağıdaki tabloda yoksulluğun çocuk sağlığına etkisi görülebilir (Hatun,2003).

Yoksulluğun iyi bilinen etkilerinden birisi de çeşitli psikososyal sorunlara yol açmasının yanı sıra zihinsel gelişmeyi olumsuz etkilemesidir. Yoksulluk ve açlığın biyolojik etkileri kadar psikososyal ve davranışsal etkileri de önemlidir. Pek çok araştırmaya göre yoksul ailelerin çocuklarında saldırganlık, hiperaktivite, huzursuzluk sık görülen özelliklerdir. Bu çocuklar huzursuz ruh halleri ve çalışma hayatının getirdiği yorgunluk nedeniyle başka çocuklarla birlikte olmakta güçlük çekerler.Yoksul çocuklar arasında depresyon ve intihar girişimi daha fazladır ve bu nedenle ruh sağlığı kliniklerine daha fazla başvurmaktadır (Hatun,2003).

Yoksulluk sosyal sınıf ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi anlamada önemli bir odaktır; ruh hastalıklarının ve ruhsal sıkıntının sosyal öncüllerini anlamada da önemlidir. Bu öncüller; olumsuz iş koşullarının etkisini, kötü yaşam koşullarının stresini, ırk gibi değişkenlerin etkileşimini kapsar. İşle ilgili sorunlar, iş yükü, işin tekdüzeliği, işsizlik korkusu, kaza riski, cinsel taciz, cinsel ayrımcılık, ırk ayrımcılığı, çalışan anne-babalardaki ikili rol stresi gibi sorunları kapsar (Doğan,Kocacık,2006). Yoksulluk artıkça ailenin var olan doğal kaynakları tükenir, aile bireylerinin ruhsal sağlıkları zarar görür ve özellikle de annenin zarar görmesi çocuğun gelişimini doğrudan risk altına alır (Toran,2010).

Sosyo-ekonomik durum ve sosyal sınıf farklılığının birey üzerindeki yıpratıcı etkisi, sosyal hayat içinde başarısızlık zincirine katkıda bulunacak şekilde etkisini sürdürür. Bu başarısızlık ve yoksulluk zinciri, çocuklar üzerinde içsel ve dışsal sorunların oluşmasına neden olmaktadır. Bu içsel sorunlar; anksiyete, kararsızlık, düşük özgüven, utangaçlık, depresyon intihar girişimi, içe çekilme, gerginlik, kızgınlık ve üzüntüdür. Dışsal sorunlar ise okuldan atılma, okulu terk etme, düşük empati yeteneği, saldırganlık, madde bağımlılığı olarak ortaya çıkmaktadır (Toran,2010).

Çocukların çalışmasında temel değişken olan yoksulluğun ruh sağlığına etkisi bazı araştırmalara konu olmuştur. Irk, etnisite ve yoksulluğun ruh sağlığı üzerine etkilerini araştıran çalışmaları gözden geçiren Samaan (2000), anne babası yoksul olan ya da ciddi ekonomik kayıpları olan çocuklarda daha yüksek oranda depresyon, anksiyete ve antisosyal davranış bulunduğunu bildirmektedir (Özmen,2005).

Çocuğun yoksunluk karşısındaki kendiliğinden tepkisi öfkedir. Yakın çevresi tarafından belirli bir ana kadar bilinmeyen sağlıklı bir yaşamsal dalgalanmanın anlatımıdır. Çalışan çocuklar bu yaşamsal saldırganlıklarını kendilerini yaşamsal dalgalanmalarının ve zevklerinin aksi yönünde ilerlemeye zorlayanlara yönlendiremezler. Bir anlamda kendilerine saklamak zorunda oldukları bu öfkelerini boşaltmadıklarından da, dışavurulamayan bu enerji tarafından için için kemirilme riski ile karşı karşıya kalırlar. Bu durumda, enerji onlara geri dönerek, dış dünya yerine onlarda yıkıma yol açmakta ve depresyonla noktalanmaktadır (Shah,1984).

PSİKOLOJİK VE BİLİŞSEL SORUNLAR

Çocuk işçilerin temel stres kaynağı, nitelik olarak çevresel değil psikososyal olma eğilimindedir. İş çevresinin özellikleri, bu gelişimsel periyodun belirli özellikleri nedeniyle çocuk için psikososyal stresörler haline gelirler. Otonomiye pek az izin veren, pek az inisiyatif sağlayan, hedef duygusu oluşturmayan, sosyal etkileşim ya da ait olma duygusunu destekleme fırsatı pek tanımayan ve ustalıklı performans için çok az teşvik eden bir işin, çocuklar için özellikle stresli olacağı beklenebilir (Bildik,1998).

Çalışan çocuklarda özellikle anlatım kolaylığı, sorun çözme, yeni bilgileri kavrama, ortak çalışmaya uyum ve çocuğun okuldaki durumunu belirleyen tüm özelliklerde güçlükler görülmektedir. Entelektüel gelişme olanakları bakımından kısır bir ortamda ve belki de yetersiz beslenme ve çeşitli kimyasallardan kaynaklı zehirlenmeler gibi fiziksel nedenlerle de desteklenen tekdüze ve tekrarlayıcı çalışmanın, çocukları okul yaşamları boyunca engellediği düşünülmektedir (Bilir, 2004).

Çalıştırılması, çocuğun gelişimini bedensel düzlemde olduğu kadar, ruhsal ve ilişkisel düzlemde engeller. Gelişme, varlığı her düzeyde sorgulayan bütünsel bir süreçtir; gelişme engellendiğinde gözlenebilir bulgular herhangi bir düzeyde ortaya çıkabilir (büyüme geriliği, sırt ağrısı,yorgunluk, iştahsızlık, içe kapanma ya da saldırganlık v.b..) Bu bulguların tümü sözel olarak tanımlanamayacak ya da duyulamayacak; ama ruhsal ya da bedensel yollardan biriyle anlatılacak bir açıya yol açar

Sonraki aşamada, anlamsız bir çalışma nedeniyle özsevi duygusunun beslenememesi, görevin amaçsal belirsizliğinin sürmesi, saldırganlığa dönüşmesi gereken enerjinin sıklıkla depresif sendromla noktalanması, özneye yönelen karşıt tutumlarla birleşince; öz güvenin yitirilmesi, hüzünlü, depresif ruh hali, yalnızlık duygusu, bedensel güç kaybı, karabasanlar, kötümserlik, sindirim ve uyku bozuklukları gibi sonuçlar yaratır (akt:Bodin 1995).                  

AİLE SORUNLARI

Ailesine sağladığı ekonomik katkı nedeniyle, çalışan çocuk kendisini bilinçsizce yaşayabileceği başka bir rolde, statüde; ana-baba konumunda bulmaktadır. Ailesinin sorumluluğunu yüklenmek gibi ezici bir duyguya kapılabilir (Bildik,1998).

Ana-babalar, ana-baba rollerini yadsımamakta ve sıklıkla da, çocuklarının kendi rolleri ile çakışan roller üstlenmelerini kabul etmemektedirler. Kimliğini geliştirmesi engellenen, yetişkin ve ana-baba kimliğini yüklenme isteği de bastırılan çocuk için ortaya çıkan bu ruhsal ikilem ortamında, rol çatışmaları yaşayabilir. Bu durumda, ana-baba otoritesinden kaynaklanan baskılara katlanmak giderek güçleşecektir.

Çok sayıda çalışmada gösterildiği üzere çalışan çocuk için temel güdü ailesine yardım etmektedir. Çocuk ana-babasının ve özellikle de borçlu olduğunu düşündüğü annesinin gereksinimlerini üstlenmeye hazırdır. Annesi onu dünyaya getirmiştir, beslemiştir, onunla ilgilenmiştir; yaptıklarının karşılığını ödeyemediğinde, bir anlamda suçluluk hissedecektir Sorumluluk ve suçluluk arasındaki bu bağ, çocuğu güçlü olmaya ve güçsüzlüğünü saklamaya zorladığı için ezici olabilir.

Çalışan çocuklarda zaman zaman ana – baba çocuk ilişkisinin gerginleşmesi kaçınılmazdır. Çok küçük yaşta geçimini sağlamak zorunda bırakılan çocuk, ana-babasının üstlenmediği temel gereksinimlerini karşılarken, büyük olasılıkla onların kendisini korumakta ve kendisine yardımcı olmakta yetersiz kaldıklarını hissedecektir. Bu durum çocuk ile aile arasındaki sorunları daha da pekiştirecektir.

Çocuğun yaşına ya da gelişme düzeyine göre gerçekdışı ve aşırı davranışların beklentisi; çocuğun elinde olmayan kaynak ya da otoriteyi gerektiren veya çocuğun henüz ulaşmadığı bir muhakeme düzeyini gerektiren davranışların talebi çocuğu çıkmaz bir duruma sokar (Bildik,1998). Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde ana-babanın değersizleşmesi, çocukların aile bağlarının kopması noktasında belirleyici etmen olacaktır. Ayrıca bir başka araştırmada çalışan çocukların aile içi şiddete yoğun şekilde maruz kaldıkları saptanmıştır (Baybuga ve Kubilay,2003 akt: Toran,2010).

Ailesinin geçimine katkıda bulunduğu, doğrudan ödeme yapılamayan bir çalışma durumundan uzaklaşan ve kendisini emeği karşılığında doğrudan (ücret) ya da dolaylı (ev,besin) ödeme yapılan bir çalışma durumunda bulan çocuğun, katkı anlayışı ve bu katkıya yüklediği anlam değişecektir, borçluluk ve karşılığını fazlası ile verebilme duygusu, yani sömürülme olacaktır (Boidin,1995).

İŞVEREN İLE OLAN SORUNLAR

Çocukların, yetişkinlere bağımlı olmaları, alt üst ilişkilerine ve boyun eğmeye uyum sağlamalarını kolaylaştırır. Gücü otoriteyi ve erki temsil eden yetişkine daha kolay boyun eğerler. Çalışan çocuklarla işverenleri arasındaki ilişkiler, bu arada işverenin çalışan çocuğu ve çalışan çocuğun işvereni algılama biçiminin de olası risk etmenleri arasında tanımlanması mümkündür. Çocuk çalıştıran işverenler, âdeta çocuk ve çalışan nitelemeleri üzerinde oyun oynamaktadırlar. Çocuk nitelemesi üzerinde düşük ödeme yapmak, istediği zaman işten çıkarmak (boyun eğmediğinde, emirlere uymadığında, hastalandığında ya da kazaya uğradığında), çalıştığı konusunda bildirimde bulunmamak (yasal çalışma izinleri olmadığına göre) için; çalışan nitelemesi üzerinde de, çalışma süresi, koşulları, verimliliği konusunda yetişkinlere uygulanan zorlamaların çocuklara da dayatılabilmesi için oyun oynanır. Böylece çalışan çocuk, onu çocuk olmasından kaynaklanan niteliklerinden yararlanılan bir iş gücü olarak sömüren bir sistemin nesnesine dönüşmektedir (Delap,2001, Boidin, 1995)

Çocukların çoğunluğu, doğrudan ya da işlevsel ilişkilerden birine öncelik tanımaksızın, işverenleri otoritenin temsilcisi gibi görmekte ve onlarla aralarında mesafe koymaktadır. Çalışan çocuklar aynı zamanda sopayla vurmak, aç bırakmak, tuvalet yasağı koymak, bozuk yemek vermek, atölyeye kilitlemek gibi bedensel ve başkalarının önünde aşağılanmak, aileden yalıtılmak veya diğer çalışanlardan soyutlanmak, korkutulmak, en basit hatada ağır biçimde azarlanmak, bağırmak, küfretmek, en ufak yorgunluk belirtisinde işten atılmakla tehdit edilmek, gözetmenlerin ruh hâllerine ve anlık heveslerine göre yaratılan terör ortamında duyulan korku, yetişkinlerin bakışlarıyla küçümsenmeleri ve aşağılanmaları gibi psikolojik şiddete de maruz kalmaktadırlar.

Çocuk çalıştıran çok sayıda kişi, çocuk ya da çalışan kimliklerinden birini bütünüyle tanımaya yanaşmaz ve genellikle “kimliği belirsiz olana” yönelir. Böylece, çalışan çocuk, onu çocuk olmasından kaynaklanan niteliklerinden yararlanılan bir işgücü olarak sömüren bir sistemin nesnesine dönüşür (Bildik,1998).

Çocuk, işveren tarafından kullanılmasına karşın, işveren kendisine bir iş verdiğinde ve çok sert davranmadığında, ona minnettar kalmaktadır ancak kendisine kötü davranıldığı düşüncesi, şiddetin (kişiliğine saldırı, dayanılmaz çalışma hızı) çocuk tarafından duyumsanmaya başladığı bir eşik noktadan sonra ortaya çıkar.

İşyerlerinde olumsuz koşulların çocuk üzerindeki etkilerini şöyle sıralayabiliriz:

  1. Çocuğun gelişim çağındaki temel gereksinimlerine ters olarak ruhsal, zihinsel ve duygusal gelişimi zedelenmektedir.
  2. En ufak hatalı davranışta kızma, bağırma, dayakla karşılaşan çocuk, çaresizliği boyun eğmeyi ve kaderciliği çok erken yaşta öğrenmektedir.
  3. İlerde yetişkin kimliğinde kendinden güçsüzlere karşı şiddeti yinelemeyi öğrenmektedir.
  4. İçe atılmış özlemler, doyum bulamamış gereksinimler, önce kötümserlik, öfke ve kaygı haline; öfke dışa vurulamayıp içe yönelirse de depresyona yol açabilmektedir.
  5. Çocuk ya “saldırganlık ve suça eğilim” gibi özellikler göstermekte, ya da “ürkek, silik sindirilmiş” insan tipine dönüşmektedir.
  6. Ayrıca çocuklarda yüksek oranda baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, eklem ağrıları, sinirlilik tespit edilmiştir.
  7. Çalışan çocukların aileleri ile yapılan görüşmelerde çocuklarda uyku bozuklukları, kardeşlerine karşı saldırganlık ve dövme, evden kaçma girişimleri, intihar girişimleri, kafasını duvara vurma ve kollarına jilet atma olguları tespit edilmiştir (Dündar,2009, Bildik,1998,Boidin,1995)

Her alanda söz hakkı olan bir kişi gibi tanınma gereksinimi diğer gereksinimlerin de temelini oluşturur. Ancak bu gereksinim işyerinde, ağır sözlerle, bağırışlarla, kötü davranışlarla, aşağılamalarla, sadece küçüklüğü, uysallığı, kırılganlığı için değer verilmesiyle ve sömürülürken bile, kendisine bir özne gibi değil nesne gibi davranılmasıyla sıklıkla göz ardı edilmektedir.

ÇOCUKLARIN ÇALIŞMA HAYATINDA KARŞILAYAMAYACAKLARI TEMEL GEREKSİNİMLER ÜZERİNE

Yaşamak ve çocuk olmasından kaynaklanan özgün gereksinimlerini tanımak için çocuk yaşıtlarıyla birlikte olmalıdır; özdeşleştiği diğer çocuklarla etkileşimi ona kendisini tanıma ve geliştirme olanağı sağlar. Diğerleri tarafından paylaşıldığı için, düşüncelerini, düşlerini, duygularını açıklayabilir: Bu, çocuğun çocuk kimliğinin aynı gereksinimleri ve değerleri paylaşan bir toplumsal grup içinde yasallaşması anlamına gelir. Esas olan mekân-zaman kavramıdır. Diğerleriyle birlikte olmak, kişisel gereksinimlerini karşılamak için bir yer; ilişkilerini geliştirmek, oynamak için zaman; çocuk ancak bu mekânda kendine özgü bir kimlik oluşturabilir, yeteneklerini geliştirebilir ve kendisine özgü bir geleceği düşleyebilir. Bu mekân, aynı zamanda onun hayal dünyasıdır, kişiliği bu toprakta kök salıp gelişebilecektir.

Bunlarla birlikte çocuk ve ergen gelişiminin temel özelliklerinden olan benlik tasarımı da çalışan çocuklar açısından sorunludur. Benlik tasarımı; kişinin diğer insanlar tarafından nasıl algılandığına ilişkin tasarımı (benliğin sosyal anlam taşıyan yönü), diğerlerinin, kişinin bir davranışı hakkındaki yargılarının onda yarattığı tepki (bireyin toplum içinde aldığı değer) ve benliğe ilişkin geliştirilen duygular (gurur duyma veya utanma) olmak üzere üç öğeden oluşmaktadır. Yani benlik tasarımı doğuştan olmayıp, bireyin diğer insanlarla etkileşim göstermesi sonucu bireysel olarak gelişmektedir. Çocukların çalışma hayatında bulunmalarının onlara getirdiği zorluklar ve diğer yetişkinlerin ve akranlarının düşmanca ve aşağılayıcı tutumları onların benlik gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir (Arnas,2004).

Temel gereksinimler açısından değerlendirilirse, çocuğun gereksinimlerinin kültürlere göre değişmediği önemle vurgulanmalıdır. Toplumlara göre farklılaşan, büyük olasılıkla bu gereksinimlerin nasıl ve ne ölçüde karşılandıklarıdır. Çocuğun gelişmesi için gerekli olan aşamaların budanması ; çocuğun bedensel, ruhsal ve akılsal gelişimi kadar, duygusal gelişimi için de gerekli olan yer ve zamandan yoksun bırakılması demektedir (Boidin,1995).

Çocuk niteliklerinin kullanılması, yetişkin yaşa ulaşabilmesi için bedensel ve ruhsal yetilerini geliştirmesi gerekirken kimliğinin yapılanma sürecine karşıt bir gelişme yaşaması, çocukta parçalanmış bir ben imgesi yaratır. Temel duygusal gereksinimlerinin göz ardı edilmesi, sevimli bulunmama, adamdan sayılamam, yetişkinler tarafından ilgiye ve saygıya değer bulunmama duygusuna neden olur. Çocuk zorunlu olarak, hazır olmadığı bir dönemde özerkleştirildiğinde; başkalarına olan bağımlılığını pekiştirme, onların baskılarını kabullenme ve giderek içine kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak; sonuçta da kendi kimliğinde, kendisi için iyi ve kötü olana karar verebilen ve kendi kendini yönlendirebilen bağımsız çocuk kimliğini geliştirebilme olanağından yoksun kalacaktır (Özmen, 2005)

Yapısal uyumluluk çocuğun gelişim sürecindeki en güzel niteliklerinden birisidir: Alıcılık, açıklık,meraklılık, deneme ve öğrenme açlığı. Çocuğun kendisini ve dünyayı öğrenmesini sağlayan bu en önemli çocukluk dönemi yetişkinin elinde köreltilir. Yetişkin öğrenmenin ve gelişmenin kaynağı olan temel bir zenginlikten, bir zayıflık yaratır.Açıklığın ve güven duygusunun kaynağı olan bu niteliği tükenerek, yerine güvensizliğin, kapalılığın ve savunma duygusuna neden olur (Boidin,1995).

Çocuğun temel duygusal gereksinimlerinin göz ardı edilmesi; bireyden sayılamaması, yetişkinler tarafından ilgiye ve saygıya değer bulunmama duygusu, çalışmasına değer dahi verilmemesi çocuğu yıpratır.

Maddesel ve duygusal güvenlik gereksinimi, temel bir gereksinimdir. Gelişmeye olanak sağlayan asıl temeli oluşturur. Çocuğun önce yaşamını sürdürmek, sonra da büyümek için dayandığı temeldir. Tanıdığı, güven içinde olduğu, dayanamayacağı dış uyaranlara karşılaşma kaygısı olmadan hareket edebileceği güvenli mekânlar ve çocuğun kendisiyle sözel ve duygusal güvenlik gereksinimiyle ilgili unsurlardır. Eğer yetişkinler çocuklara güven vermiyorlarsa, çocuklar da özgüvensiz olacaklardır.(Shah,1984)

Topluluğun ve diğer çocukların çocuğun çalışmasına yükledikleri değer ile çocuğun kendi çalışmasına yüklediği değer, çalışan çocuk kimliğini değerli ya da değersiz görmesine katkıda bulunacaktır. Doğrudan sömürüldüğünü duyumsadığı her durumda (uzun çalışma süresi, düşük ücretler) çocuğun gururu kırılmakta; okula giden, kendisine özgürlük ve özerklik duygusu sağlayan işlerde çalışan çocuklara göre değersizleştiğini duyumsamaktadır. Çocuk kendisini başkalarının gözleriyle görerek ben duygusuna ulaşır; kendisini iyi ya da kötü olarak algılaması, tümüyle başkalarının tutum ve davranışlarıyla ilgili yorumlarına ve kendisine verdikleri yanıtlara bağlıdır. Çalışma yaşamındaki çocuğun, kendisiyle aynı tanımlardan, davranışlardan, çıkarlardan, işleyiş biçimlerinden, düşlerden, güçlüklerden, tasarımlardan oluşan bir bütünü paylaşan diğer çocuklar tarafından tanınma gereksinimi karşılanmadığında; toplumsal bir varlık olarak öğrenme alanı kısıtlanacaktır (Bildik,1998).

ÇALIŞMA HAYATINDA ÇOCUK VE ERGENİN RUH SAĞLIĞINI BOZUCU RİSK ETKENLERİ

Çalışan çocuklar ve ergenler açısından gelişim psikopatolojisinin risk etkeni yaklaşımı kanımca çalışmamızda önemli bir noktadır. Risk etmeni yaklaşımı, hem risk etkenlerine hem de koruyucu etkenlere ilişkin araştırmaların bir arada ele alınması anlamına gelir. Risk etkeni sonuca ilişkin pek çok koşula bağlıdır. Çocuklarda risk etkenleri özellikle yaşa ve içinde yaşanan bağlama göre değişir. Her yaş grubunu diğerlerinden daha fazla etkileyen risk etkenleri vardır ya da bazı etkenler belirli durumlarda risk, belirli durumlarda ise koruyucu görev yapabilir (Uslu,2008).

Gelişimsel Psikopatoloji’de sık kullanılan bir yaklaşım olan Risk Etkeni Yaklaşımına göre risk etkeni-sonuç ilişkisi pek çok koşula bağlıdır. Örneğin etkene ilişkin koşullar (süre,yoğunluk,zamanlama vb.) ya da bireye ilişkin koşullar (yaş,cinsiyet vb. ) sonucu etkileyebilir (Uslu,2008).

Riskler gelişimi varlıklarıyla olumsuz yönde etkileyebilecek unsurlar iken koruyucu etkenler, riskler karşısında gelişimi varlıklarıyla olumlu etkileyen etkenler, risklerin etkilerini dengeleyebilen unsurlardır. Psikolojik dayanıklılık kavramı ise yoğun riskler altında yaşamasına rağmen çocuğun/gencin olumlu gelişim göstermesi ya da travmatik olaylardan sonra çabuk toparlanıp olumlu gelişime devam edebilmesini içerir (Müderrisoğlu,2009).

Riskler

Dışsal                                                                          İçsel

-Yoksulluk                                                                -Sağlık Sorunları

-Besin Yetersizliği                                                    -Okuldan Uzaklaşma

-Tehlikeli yerlerde yaşama                                       -Saldırgan Davranışlar

-Sağlık Sisteminden yoksun olma                            -Duyguları kontrol edememe

-Eğitim desteklerinden yoksunluk                            -Zekâ düzeyi

-Ailede madde kullanımı                                          -Madde kullanımı

-Ailede ağır ruhsal/fiziksel hastalıklar

-Tacize travmaya/savaşa maruz kalma

-Ailenin parçalanması

Çalışma hayatının ergenlerin ruh sağlığı üzerinde yarattığı etki pek çok çalışmaya konu olmuştur. Ancak çalışma hayatında yer almanın ergenin ruh sağlığına etkisinin risk etkeni bağlığı altında incelemeyi istememiz nedeniyle, risk etkenin bazı kurallarından söz etmek yerinde olacaktır.

  • Farklı etkiler aynı sonuca yol açabilir.
  • Herhangi bir etki, sonucun ortaya çıkması açısından gerekli ya da yeterli olmayabilir.
  • Etkenin etkisi koşullarla sınırlıdır.
  • Etkiyle sonuç arasında doğrusal olmayan, iki yönlü ya da karşılıklı bir ilişki vardır.
  • Görünürde risk taşıyan bir etken, henüz düşünülmemiş başka bir etkeni simgeliyor olabilir (örn. aslında bedensel sağlık yerine yaş bir risk etkeni gibi görünüyor olabilir.)
  • Sonucun öncülleri, risk etkenleri ve nedensel etkenler ile ilişkisi konusunda ancak olasılıklardan söz edebiliriz.

Risk etkeni terminolojisinde kullanılan ilişkili etken, risk etkeni, belirleyici ve nedensel risk etkeni gibi terimler, birisi etken diğeri sonuç olan iki durum arasındaki giderek güçlenen düzeylerdeki ilişkileri tanımlamaktadır. Örneğin, katı ve sert çocuk yetiştirme tutumlarının çocuktaki saldırganlık için nedensel risk etkeni olduğu gösterilmiştir (Uslu,2008). Bu noktada çalışan çocukların, çalışma yaşamında bulunmalarının ruh ve beden sağlığına olumsuz etkisi risk etkeni araştırması için uygun bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Risk etkenin psikiyatrik bozukluklar yaratma etkisini göz önüne aldığımızda; okula devam ederken aynı za­manda çalışan gençler için 10-20 saat ve üzerinde­ki haftalık çalışma saatinin alkol/madde kullanımı açısından risk oluşturduğu gösterilmiştir. Çalışan gençler aile, okul gibi kontrollü olması beklenen sosyal çevrelerden uzakta kalarak alkol kullanımı açısından olumsuz sayılabilecek etmenlerle daha fazla karşılaşabilmektedir. Çalışma yaşamına katılımla birlikte gençlerin erişkin sorumluluğunu üstlenmesi, genel olarak bir erişkin davranışı ola­rak kabul gören alkol kullanımını da beraberinde getirebilmektedir (Doğan,2005).

Tüm bu durumlar düşünüldüğünde çalışma hayatının ergende yaratacağı olası risk etkenlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.

ŞİDDET:                 

Çalışan çocukların karşılaştıkları şiddetin biçimleri, yukarıda sözü edilen kavramsal yaklaşım ve çalışma alan ve süreçleri dikkate alındığında kolaylıkla tanımlanabilir bir duruma gelmektedir. Bunlar: fiziksel, psikolojik-duygusal, cinsel ve ekonomik şiddet olarak sınıflandırılabilir. Fiziksel şiddet; doğrudan fiziksel şiddet olarak ortaya çıkabildiği gibi, çocuğun gelişim sürecinin ihtiyaç haline getirdiği kimi etmenlerin göz ardı edilmesi yani gözetim eksikliği olarak da ortaya çıkmakta ve bunun yaptığı baskının da fiziksel şiddet kapsamında değerlendirilmesi olanaklıdır. Yine bu baskının sonucu olarak çocuğun başına gelecek kazalar da bu şekilde ele alınabilir. Çocuğun duygusal gelişiminin gerektirdiği doğal ortamın yaratılamaması, yabancılaşan çocuğun kimliğinin ve davranışlarının sorgulanması, utandırma vb. uygulamalarla baskı yaratması, duygusal şiddetin yaygınlığını sağlayan en önemli etkenlerdir. En kötü biçimlerdeki çocuk işçiliği kapsamındaki süreçlerdeki cinsel şiddet can yakıcı, önemli bir sorundur (Duman,2009). 

Şiddeti bireyin haklarını çiğneyen ve özgürce gelişimini engelleyen tüm edimleri kapsayan bir kavram olarak tanımladığımızda, çocukların çalıştırılmasının bir ekonomik şiddet örneği olduğu ve fiziksel ve cinsel şiddet yaşantılarını da beraberinde getirdiği anlaşılır. Çalışmak çocuğun okula gitmesini engellemekte, gücünü tüketmekte ve onu işyerinde çeşitli sağlık risklerine, baskı ve fiziksel şiddete, hatta kimi zaman tacize uğramasına yol açmaktadır. Çocuk kayıt dışı çalıştırıldığı için, yaşamından çok değerli yılları hiçbir sosyal güvence karşılığı olmaksızın çalışmaya vermektedir. Bu yıllar onun eğitim, spor ve oyunla geçirmesi, sosyalleşmesi ve gelişmesi gereken yıllardır (Graitcer, Lerer,1998).

Çalışma ilişkilerinden kaynaklı şiddeti (bedensel ve ruhsal işkence )şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Çalışırken yaptıkları en küçük hata nedeniyle horlayan, aşağılayan cezalandırılan ustaların, denetimi altındadırlar.
  • Yetişkinlerin koyduğu sayısız kurallardan birine karşı gelmeleri cezalandırılmalarına yol açar
  • İş arkadaşları, çocukları angarya işlerde, pis, ağır ya da ücretsiz işlerde kullanabilirler
  • Cinsel ayrımcılık; yıldırma, kötüye kullanma, sarkıntılık, ırza geçme vb. (Boidin,1995)

Çocuk şiddetin etkisinden kurtulmak adına, varolan durumu bastırır, bu bastırma bir aşamada geri dönüşüm sağlar; bu da çoğu kez kendisine karşı nefret ve aşağılanma ile vuku bulurken, aynı zamanda çocukta çevreye karşı tepkisel ve kontrol edilemez bir şiddet olgusu gelişir.

Çocukların maruz kaldığı bir diğer şiddet türü de ekonomik şiddettir. Ekonomik şiddet öncelikle yapısal koşulların bir sonucudur. Aileler kendi eğitimsizlikleri, işsizlikleri, mülksüzlükleri sonucunda yoksulluğa mahkum olmuşlardır ve çocukların da bu yoksulluktan pay almasını engelleyememektedirler. Çocukların sağlıklı büyümek ve toplum içinde iyi bir yer almak için gerekli olanakları ve donanımı sağlayamayacak durumda olan ailelerin çocuk sahibi olması bile bir şiddet edimi olarak tanımlanabilir. Çocukların emeğini kullanmak için onları spor, eğitim, eğlence olanaklarından yoksun bırakanlar ya da çocuklarını çok erken evlendirerek onlara yaşlarına göre fazlasıyla ağır ekonomik, toplumsal ve duygusal sorumluluklar yükleyenler aslında birer şiddet edimi içindedir ve kimi zaman bu adı konmamış ekonomik şiddetin ailenin istediği şekilde yürürlükte kalabilmesi amacıyla psikolojik baskı veya fiziksel şiddet de uygulanabilmektedir (User, Kümbetoğlu,2009).

İşçi çocukların karşılaştığı ekonomik şiddetin bir boyutu da güvencesiz çalıştıkları için, ücret konusunda çeşitli adaletsizliklere uğramalarıdır. Zaten asgari ücretin bile altında olan ücretler herkes için eşit de değildir ve çocukların kendi haklarını savunma şansları yoktur (User, Kümbetoğlu,2009).

Bedensel olarak şiddete maruz kalan çocuklarda kalıcı sakatlıklar görülme olasılığı fazladır. Devamlı bir fiziksel istismara maruz kalan çocuk, her hareketten kendini tehdit edecek bir anlam çıkarmaya başlayarak aşırı uyarılmışlık durumuna girer. Bu nedenle de sosyal, bilişsel ve duygusal deneyimlerden yararlanamaz hale gelir (Şahin,2008). Genç yaşta çalışmaya başlayarak ağır koşullara katlanan çocukların bir bölümü büyüdüklerinde ustabaşı, hatta işveren konumuna gelebilmektedir. Böyle durumlarda, geçmişte katlanılan sıkıntıların şimdi çalışmaya başlayanlar için de aynen tekrarlanmasını olağan sayma tavrı ortaya çıkabilmektedir. Başka bir deyişle, bir dönem çalışma koşullarından kaynaklanan şiddetin kurbanı olanlar gücü ele geçirdiklerinde bu şiddeti yeniden üretmektedir (Bulut,1997).

TİSK’in yaptığı bir araştırmada, çocuk ve gençlerin % 31,3’ü yanlarında çalıştıkları büyüklerinin, fiziksel istismarına maruz kaldıklarını dile getirmişlerdir. Çocuk ve gençler, tokat, kulak çekme, azarlanma gibi çeşitli davranışlara uğradıklarını söylemişlerdir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) deri işkolunda çalışan 360 çocuk ve genci kapsayan araştırması,% 84’ünün sözlü şiddetten ve % 5’inin dayaktan şikayet ettiğini, %10’nun ise işini kaybetmekten korktuğunu belirtmiştir (Bakırcı,2004).

Çocuğun çalışma yaşamında sürekli bir şiddete maruz kalması benlik parçalanmasına neden olabilir; çünkü belirli bir sınırı aşınca, acıya dayanmak güçleşir, bu durumda heyecan ve duygular bir yana bırakılır ve duygulardan arınmış bir tutum sergilenmeye başlanır. Bu, kişiyi depresif duruma taşıyacak içsel boşalma duygusunun yeşermeye başladığı, ben ilişkisinin yitirildiği noktadır (Boidin,1995)

İSTİSMAR VE İHMAL

Çocuk emeğinin istismarı çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Örneğin; çocuğun çok küçük yaşta çalışmaya başlaması, çalışma sürecinde eğitim olanaklarından yoksun bırakılması, düşük ücretle çalıştırılması, çalışma ortamında fiziksel, duygusal ve cinsel istismara maruz kalması gibi çeşitli istismar biçimleri olmaktadır (Zeytinoğlu,1988)

Literatüre bağlı kalarak 3 tür istismardan söz etmek mümkündür. Bunlar fiziksel,cinsel ve duygusal istismardır. Çalışan çocuklarda her üçünün de görülme ihtimali yüksektir. Ancak literatür tarandığında duygusal istismarla yoğun olarak karşılaşılmasına rağmen, diğerlerine göre daha az değerlendirildiği görülmektedir (Şahin,2008).

Duygusal istismar, her türlü kötüye kullanımın merkezinde yer alması, yaygın olması ve ruh sağlığı açısından önemli zararlı sonuçları olmasına karşın, ampirik çalışmalara konu olmaktan öteye geçememiştir. Bunun nedeni, sonuçlarının fiziksel ve cinsel istismar kadar gözlenebilir olmaması ve duygusal istismar tanımının belirsiz ve yetersiz olmasıdır (Bildik,1998).

Çocuk ve gençlerin cinsel istismarı bireysel, ailesel, toplumsal boyutları ile tüm dünyada her cins, ırk, sosyal ve etnik kökenden herkesi derinden etkileyen önemli bir sorundur. İstismarın her türü özellikle buna maruz kalan ya da tanık olan çocuk ve ergenlerde duygusal ve davranışsal gelişimi etkilemekte, pek çok ruhsal hastalığa neden olmaktadır, hatta istismarın kuşaktan kuşağa aktarımı riskine yol açmaktadır (Şahin,2008).

Cinsel kötüye kullanılma, çocuk kurbanları daha çok saldırganlığa, cinsel yönden daha çok uygunsuz davranışa, daha çok cinsel saldırganlığa yöneltebilir. Çeşitli çalışmalar kurbanların çocukluk yıllarındaki sorunlarının erişkin yaşama da yansıdığını göstermiştir. Erişkin yaşamda madde kullanımı, depresyon, fobik bozukluk, dissosiyatif bozukluk;gibi herhangi bir psikiyatrik bozukluk, çocukluğunda cinsel istismara uğramış olanların, uğramamış olanlara nazarandaha yüksek oranda görülmektedir. Bazılarına göre, çocukluk yıllarında cinsel kötüye kullanılma ile psikiyatrik bozuklukların yaygınlık oranları arasında yakın ilişki vardır (Doğan ve Kocacık, 2006).

Türkiye’de çocuk ve gençlerin işyerlerinde uğradıkları cinsel istismar ile ilgili çalışmaların sayısı oldukça sınırlıdır. Nazmiye Yeni’nin Ankara ve Denizli’de yaptığı 12-19 yaş arasındaki 100 kız konfeksiyon işçisi arasında yaptığı araştırmada, konfeksiyon işçisi çocuk ve ergenlerin % 12’si cinsel şiddete uğradığını dile getirmiştir (Bakırcı,2004).

Türkiye’de cinsel istismar ile ilgili bilimsel ilk araştırma 1998 yılında Esin Küntay ve Güliz Erginsoy tarafından İstanbul’da yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre seks işçisi olarak çalıştırılan çocukların %70’i ilkokul veya ortaokuldan terktir. Mali zorluklar nedeniyle okulu terk etme oranı %30’dur (Cengiz,2008)

Araştırmaya göre çocuklar seks işçisi olarak barlarda; barmaid, şarkıcı, dansöz, konsomatris olarak, masöz olarak; masaj salonlarında çalışma, özel olarak masaj yapmak üzere evlere gönderilerek, özel evlerde çalıştırılarak, “tele kız” olarak çalıştırılarak, müşteri çağrısı üzerine onun evine gönderilerek, otostop yaparak, açık alanlara gönderme ve otelde hizmet verme şeklinde sömürülmektedir. Aynı araştırma sonuçlarına göre genç kızlar seks işçiliğine 15-18 yaşları arasında başlamaktadır (User ve Kümbetoğlu,2008).

SOSYAL YOKSUNLUK

Çalışan çocuk ve gençlerin bazılarında görülen en önemli özelliklerden biri de, kendilerini okullu çocuk ve gençler karşısında değersiz görmeleri ve aşağılık duygusuna kapılmalarıdır. Okulu bırakmaktan pişmanlık duymaları, bu duygunun pekişmesine neden olmaktadır. Çocuk ve gençlerin çalışmaktan utanmaları özgüvenlerinin pekişmesine sebep olmaktadır.

Okula gidememek bazı çocuklarda, toplumsallaşma olanaklarını iyice azaltacaktır, diğer çocuklarla kaynaşamayacak, onlarla ilişki kurup zenginleşemeyecektir. Toplumsal, duygusal evreni daralacaktır. Çocuk olmasından kaynaklanan, diğer çocuklarla paylaştığında çocuk dünyasının parçalarını oluşturan ve duyumsamak için diğer çocuklarla paylaşmak istediği gereksinimleri de tanınmadığından yok olacaktır.

Sosyal bilimcilere göre, yoksulluk sadece ekonomik koşullarla kısıtlı bir durum değildir. Beraberinde toplumda var olan birçok kaynak ve olanaktan yoksun kalma ve topluma tam olarak katılamama durumunu da getirdiği için aynı zamanda bir “sosyal dışlanma” süreci olarak ele alınmalıdır (User, Müderrisoğlu,2009).

Çalışan çocuklarla ilgili yapılan araştırmalarda, çocukların işyerlerinde işbirliği ve dayanışma veya grup tatmini sağlanmadığından, bu durum çalışan çocuk ve gençlerde yalnızlık duygusuna yol açmaktadır. Bilgin ve arkadaşlarının araştırması kapsamındaki çocuk ve gençlerin % 13.19’u kendilerini yalnız hissettiklerini ifade etmişlerdir (Bakırcı,2004).

PSİKOLOJİK ÖRSELENME:

Çalışma yaşamında bulunan çocukların, varolan koşullar bağlamında sürekli olarak psikolojik örselenmeye maruz kalmaları kaçınılmazdır. Çocuk örselenmesi konusunda Amerikan Profesyonel Kuruluşu’na göre psikolojik örselenme 6 çeşit alt eleman içermektedir. Bunlar:

  • Sözel ve sözel olmayan aşağılanma, azarlanma, dışlanma,
  • Tehdit edici, çocuğu ve sevdiklerini tehlikeye sokucu davranışlar,
  • Çocuğa, uygun olmayan davranışlara teşvik etmek (örn: hırsızlık),
  • Çocuğu duygusal karşılıktan mahrum bırakmak (çocuğun duygusal etkileşim gereksinimini hiçe saymak, çocuğa pozitif duygulanım göstermemek, çocukla etkileşimde duygu göstermemek),
  • Çocuğu, akranlarıyla ya da yetişkinlerle iletişim ve etkileşim için fırsat yaratmayarak izole etmek,
  • Çocuğun mental, sağlık, tıbbi ve eğitimsel alanlarındaki temek gereksinimlerini karşılamamaktır (Dursunkaya, 2008).

Yukarıda verilen tanım her basamağının çalışan çocuklarda bulunduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Çalışan çocukların yoğun bir psikolojik örselenmeye maruz kaldıkları ortadadır.

Çocuklukta yaşanan örselenmenin, yetişkin psikiyatrik sorunlarda belirgin artışa neden olduğu sayısız araştırma ile kanıtlanmıştır. Bu araştırmalarla elde edilen sonuçlara göre, ne tip bir örselenme olursa olsun, öncelikle karşılaşılan genel etkiler; depresyon davranışı, anksiyete ve travma sonrası strese ait belirtilerdir.

Ergenler için intihar davranışını belirleyen diğer önemli risk etkenleri arasında umutsuzluk ve depresyonun şiddeti yer almaktadır. Umutsuzluk, özellikle ergen intihar davranışına zemin hazırlayabilir.Psikolojik örselenmeye fazlası ile maruz kalan çalışan çocuk ve ergenlerin depresyon ve anksiyetenin de etkisi ile intihar olasılığının çalışmayan çocuk ve ergenlere göre daha fazla olduğu düşünülmektedir (Kashan,2008).

FİZİKSEL SAĞLIĞIN BOZULMASI VE RUH SAĞLIĞINA ETKİSİ

Çalıştırılması, çocuğun gelişimini bedensel düzlemde olduğu kadar, ruhsal ve ilişkisel düzlemde de engeller. Gelişme, varlığı her düzeyde sorgulayan bütünsel bir süreçtir; gelişme engellendiğinde gözlenebilir bulgular (büyüme geriliği, sırt ağrısı,yorgunluk, iştahsızlık, içe kapanma ya da saldırganlık v.b.) herhangi bir düzeyde ortaya çıkabilir. Bu bulguların tümü sözel olarak tanımlanamayacak ya da duyulamayacak; ama ruhsal ya da bedensel yollardan biriyle anlatılacak bir açıya yol açar.

Her şey, bedensel enerji ile beslenen ruhsal yapının bu enerjiyi sonsuza dek biriktiremeyip, boşaltmak istemesiyle ortaya çıkar. Ancak ruhsal ya da akılsal boşalma yolu bulamayan enerji kaynağına yani vücuda yönelir. Ama bu dönüş çok özel bir yoldan ve bir karşı akım olarak gerçekleşir ve ruhsal-bedensel hastalık olarak bilinen fizyolojik zararlara yol açar (Bildik,1998).

Araştırmalar göz önüne alındığında çalışan çocukların kısa süreli (akut) beslenme yetersizliğinden çok, uzun süreli (kronik) beslenme yetersizliğinin tehdidi altında oldukları söylenebilir. Ortaya çıkan bu gerilikten şüphesiz yaşam koşulları ile beraber, çalışma koşullarının, özellikle de çalışma geçmişinin payı büyüktür (Shah 1984; Havvamdeh ve Spencer 2003). Karşılaştırılan toplumlar arasındaki genetik farklılığın da bunda payının olduğu düşünülebilir. Ancak WHO’nun belirttiğine göre bebeklik ve çocukluk döneminde bedensel büyüme açısından toplumlar arasında gözlenen farkın nedeni genetik olmaktan çok çevreseldir (Özener, Duyar,2003).

Kesitsel tipteki verilere bakıldığında çırak olarak çalışan çocukların hem vücut ağırlığı hem boy uzunluğu değerlerinin okula devam eden yaşıtlarının gerisinde kalmaktadır. Türkiye’de bu alanda yapılmış farklı çalışmalarda da benzer sonuçlara varılmıştır (Fişek 1986, Fırat 1998, Polat 1999, Duyar,2010).

Çocukların yaptıkları işler kategorize edilirken karşılaşılan “fiziksel” ya da “mekanik” yüklemeler tek başına belirleyici faktörler değildir. Örneğin Kolaç’ın İstanbul semt pazarlarında yaptığı çalışmada, çocukların erken saatte kalktıkları eve geç döndükleri, dolayısıyla uyku ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıkları belirtilmiştir. Uyku ihtiyacının yeterince karşılanamaması, çocuklar için önemli bir stres kaynağı oluşturabilmekte ve fiziksel gelişimleri bundan olumsuz yönde etkilenebilmektedir (Kolaç,2006).

Yorgunluk sık karşılaşılan uyarı işaretidir. Belirli bölgeyle sınırlı ve özgün yorgunluk duygusundan (kas yorgunluğu, sersemleme), genel yorgunluk duygusuna geçilmesi, organizmanın aşırı iş yüklenmesine karşı bütünsel savunma geçişini anlatır. Bütünsel ve sürekli yorgunluk duygusu sık karşılaşılan bir ruhsal-bedensel ya da psikiyatrik doyumsuzluğu anlatan uyarı işaretidir.

SONUÇ YERİNE

Çocukların çalışma hayatında yer almaları çok boyutlu nedensellik içermektedir. Temelde çocukların çalışma hayatında yer almaları “yoksulluk” ile ilişkili iken, diğer etkili faktörler: eğitim sisteminin yapısı, ailelerin çocuğa bakış açısı, geleneksel değerler ve çocuğun doğuştan sahip olduğu özelliklerdir. Çalışan çocuklar, işyerlerindeki kişilerin tutumları, ekonomik gelirleri bağlamında psikolojik, ekonomik ve sosyal sorunlarla baş başa kalırlar. Çalışan çocukların bir kısmı işyerlerinde, fiziksel, duygusal ve cinsel istismara uğramaktadırlar. Çalışan çocuklar sıklıkla iş kazası geçirirler. Çocuğun gelişimini yönlendiren temel gereksinimlerin, maddi ve manevi açıdan güvenlik, kendini çevresini tanıma, öğrenme gibi gereksinimlerin karşılanmaması, zihinsel gelişiminin sürekli engellenmesi, fiziksel, duygusal ve cinsel istismara maruz kalmalarının bu durumda büyük etkisi olduğu düşünülmektedir.

Çalışan çocuklarda etkinlik, sosyallik ve akademik puanları kendi yaş gruplarına göre oldukça düşüktür. Ekonomik yoksunluk, sürekli çalışma kendileri için zaman ve maddi kaynağın olmaması, çalışan çocuk olması nedeniyle eğitimine devam eden çocuklar bağlamında yabancılaşması ve ailesinin bu alanda destek olmaması, yeterlik puanlarının düşmesinin temel nedenidir. Çalışma yaşamının getirdiği stresli durumlarla başa çıkma becerisi geliştiremeyen çocuklarda anksiyete ile başlayan psikolojik ve fizyolojik tepkiler, çocukların çaresizlik, bıkkınlık ve monotonluk gibi emosyonel durumlar yaşanmasına neden olmaktadır.

Çalışan çocukların bedensel ve ruhsal sorunlarının bir anda bitmeyeceğini öngördüğümüz takdirde soruşturmamızı bazı öneriler ile bitirmenin uygun olacağını düşündük. Yazımızda gerçekleştirmeye çalıştığımız tartışmalar doğrultusunda, bedensel ve ruhsal sorunlar bağlamında ciddi risk altında bulunan çalışan çocukların sorunlarının erken dönemde farkına varılıp, değerlendirilmesi; gerekli önlemlerin alınması ve yaşam niteliklerinin yükseltilmesi için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Çalışan çocukların yoğun olduğu sanayi bölgelerinde ve çıraklık eğitim merkezlerinde toplum temelli beden ve ruh sağlığı programlarının geliştirilerek, alan tarama çalışmaları yapılmalıdır ve kamusal hizmetlerin çocuklara daha da yakınlaştırılması sağlanmalıdır. Çocuğun bedensel ve psikiyatrik değerlendirilmesinde, çalışan çocuk olması durumunda, çalışma ortamı, çalışma ve yaşam koşulları ve çalışma ilişkileri göz önünde mutlaka tutulmalıdır. Çalışan çocuğun beden ve ruh sağlığının güçlendirilmesi adına kanıta dayalı uygulamaların yapılıp duyurulması, sektörler arası işbirliği, çocukların aktif katılımına dayalı spor vb. olanaklarının artırılması gereklidir. Temelde en önemli olan ise çocukların her ne sebeple olursa olsun çalışma hayatında yer almalarının engellenmesi için çok boyutlu çalışmaların yapılmasıdır.

 

KAYNAKÇA

Altıntaş B (2003) Mendile, Simite, Boyaya, Çöpe: Ankara Sokaklarında Çalışan Çocuklar. İstanbul: İletişim Yayınları

Altıntaş B (2010) Türkiye’de ve Dünya’da Çocuk Emeği: Sosyal Politikalar Açısından Bir Çerçeve. Türkiye’de Çocuk Emeği,(Der: Kemal İnal) Ankara: Ütopya Yayınevi

Aysev A, Ulukol B, Ceyhun G (2000) Çalışan Ve Okuyan Çocukların “Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği” İle Değerlendirilmesi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası Cilt 53, Sayı :1

Basu K , Tzannatos Z (2003) Child Labour and Development: An Introduction, The World Bank Economic Review, 17(2): 145- 146.

Baskak B, Atbaşoğlu C, Saka M C (2009) Şizofreni Etiyolojisinde Psiko-sosyal Etmenlerin Rolü: Antipsikiyatriden Gen Çevre Etkileşimine,Nöropsikiyatri Dergisi, 46,özel sayı:1-9

Baykara A (2008) Koruyucu Etkenler ve Risk Etkenleri. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı(Yayın Yönetmeni: Füsun Çuhadaroğlu Çetin).Ankara:Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği Yayınları:3

Bequele A, Boyden J (1995) Çocuk Çalıştırılmasıyla Mücadele, çev:Şanar Tayşi.Ankara

Bilir N, Yıldız AN (1997) Çalışan Çocuklar Açısından İş Sağlığı ve Güvenliği,Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışan Çocuklar Bölümü yayını, Ankara.

Bildik T (1998) Çalışan Ergenlerin Sorun Alanları ve Etkili Olan Psikososyal Faktörler. Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi. İzmir.Ege Üniver.Sağlık Bilimleri Entitüsü

Bilir N, Yıldız AN (2004) Çalışma Hayatında Çocuk, (İş Sağlığı ve Güvenliği içinde,sayfa 111-126), Hacettepe Üniversitesi Yayını, Ankara, 2004

Bilir N (2007) Calışma Hayatında Bir Risk Grubu: Ergen Calışanlar., www.undp.org.tr/publicationsDocuments/NHDRTR2008/ HDR_BP_Nazmi_Bilir_doc2.pdf. Erişim tarihi:10.04.2009

Bodur Ş, Üneri ÖŞ (2008) Çocuk ve ergenlerde majör depresif bozukluk: Bir gözden geçirme. Anadolu Psikiyatri Dergisi ; 9:105-110

Boidin C (1995) Çalışma Yaşamında Çocuk: Psikososyolojik Yaklaşım,Uluslararası Çalışma Bürosu Yayını, çev:B.Piyal. Ankara

Bozkurt S, Çam S (2010) Çalışan Ergenlerde Öfke Bileşenleri ile Ruhsal Belirtiler Arasındaki ilişkinin İncelenmesi. Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi. 47: 105-10

Bulut I (1996) Çocuk Çalıştırılmasının Psiko-Sosyal Boyutları ve Sonuçları. Doç. Dr. E. Kahramanoğlu, (Ed.), Türkiye’de Çalışan Çocuklar Sorunu ve Çözüm Yolları. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu ve Friedrich-Naumann Vakfı, 135-147

Bulutay T (1995) Türkiye’de Çalışan Çocuklar, Başbakanlık,Devlet İstatistik Enstitüsü ve Uluslarası Çalışma Örgütü Ortak Yayını,Ankara;Yayın No: 1840,

Canbaz S, Sünter T, Pekşen Y (2005) Samsun Çıraklık Eğitim Merkezi’ne Devam Eden Çıraklarının Durumluk-Sürekli Kaygı Düzeylerinin Değerlendirilmesi. Türk tabipler Birliği Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi.

Child Labour Coalition. (2004) Child Labour State Survey. Erişim: http://www.stopchildlabor.org/USchildlabor/2004_survey_results.ht, Erişim Tarihi: 06.05.2010

Child labour robs children of childhood, impedes development. UNICEF. . Available from: URL: http://www.unicef.org.Erişim tarihi: 01.03.2010

Çelik A (2010) Çocuk İşçiliğinin Bitmeyen Öyküsü üstüne. Türkiye’de Çocuk Emeği,(Der: Kemal İnal) Ankara: Ütopya Yayınevi

Çolak Ö F (1998) Küreselleşme, Beşeri Sermaye ve Çocuk İşgücü. Ankara: Uluslararası Çalışma Teşkilatı ve TİSK.

Çoşkun B (2008) Ruh Sağlığını Güçlendirme ve Geliştirme. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı(Yayın Yönetmeni: Füsun Çuhadaroğlu Çetin).Ankara:Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği Yayınları:3

Dayıoğlu M, Yakın E ( 2004) Gender, Education and Child Labour in Turkey. Geneva: ILO/ IPEC Publications.

Doğan O, Kocacık F (2006) Ruh sağlığı ve Bozukluklarnın Sosyolojisi. Anadolu Psikiyatri Dergisi .7:109-120.

Duman E (2008) Çocukların Çalışma Yaşamında Karşılaştıkları Şiddetin Biçimleri. Çocuk ve Şiddet Sempozyumu. İstanbul Tabip Odası Yayınları, İstanbul

Dumlu K, Cimilli C (2003) Erken Yaşam Stresörlerinin Nörobiyolojik Sonuçları.Türk Psikiyatri Dergisi. 14(4):301-310

Dursunkaya D (2008) Duygusal Örselenme ve İhmal. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı(Yayın Yönetmeni: Füsun Çuhadaroğlu Çetin).Ankara: Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği Yayınları:3

Duyar İ, Özener B (2003) Çocuk İşciler: Çarpık Gelişen Bedenler,Ankara: Ütopya Yayınları

Dündar FB (2008) Çalışma Yaşamında Şiddet. Çocuk ve Şiddet Sempozyumu. İstanbul Tabip Odası Yayınları, İstanbul

Erder S (2010) Çalışan Çocuklar: ‘ Çırak mı?’, ‘İşçi mi?’ . Türkiye’de Çocuk Emeği,(Der: Kemal İnal) Ankara: Ütopya Yayınevi

Ertürk Y (2010) Türkiye’de Çocuk Emeğinin Kullanım Biçimleri. Türkiye’de Çocuk Emeği(Der: Kemal İnal) Ankara: Ütopya Yayınevi

Erdoğan S (2008) Çocuk İşçiliği. Çocuk ve Şiddet Sempozyumu. İstanbul Tabip Odası Yayınları, İstanbul

Fallon P, Zafiris T (1998) Child Labour: Issues and Directions forThe World Bank. Washington, DC: World Bank.

Fidan F (2005) Çalışan çocuk olgusuna sosyo-psikolojik bakış: Sanayide çalışan çocuklar örneği.Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilim Dergisi.

Fişek G (1986) Çocuk İşçilerin Medikososyal Sorunları Araştırması,Çalışma Ortamı Dergisi,8. S: 27-32

Graitcer PL, Lerer LB(1998) Child Labor and health quantifying the global health impacts of child labors Washington. DC: World Bank.

Ilo/Ipec , Mlss (2005) Çalışan Çocukların Eğitime Yönlendirilmesi İzmir Projesi Raporu. Ankara: ILO Yayınları

Ilo/Ipec (2003) Child Labour Problem in Europe and Central Asia: Problem and Responses. Geneva: ILO Publications

İlik B, Türkmen Z (1994) Sokakta Çalışan Çocuklar. Ankara: Ankara Sokaklarında Çalışan Çocuklar Merkezi

İlhan İÖ, Demirbaş H, Doğan Y (2005) Çıraklık Eğitimine Devam Eden Çalışan Gençlerde Alkol Kullanımı Üzerine Bir Çalışma. Türk Psikiyatri Dergisi; 16(4):237-244

İşeri E (2008) Cinsel İstismar. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı(Yayın Yönetmeni: Füsun Çuhadaroğlu Çetin).Ankara:Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği Yayınları:3 

Kahramanoğlu E (1996) Türkiye’de Çalışan Çocuklar Sorunu ve Çözüm Yolları. Ankara:Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu, Friedrich-Naumann Vakfı.

Karabulut Ö (1996) Türkiye’de Çalışan Çocuklar. İstanbul: Friederich Ebert Vakfı Yayınları.

Kahsan A, Israr SM (2008) Prevalence of Behavioural and Psychological Problems in Working Children. Pak Rupees 615 Vol. 58, No. 6

Köksal SE, Lordoğlu K. (1993) Geleneksel Çıraklıktan Çocuk Emeğine: Bir Alan Araştırması. İstanbul: Marmara Üniversitesi, Freidrich Ebert Vakfı.

Küntay E, Erginsoy G (2005) Ticari Seks İşçisi Kız Çocuklar . İstanbul: Bağlam Yayınları.

Lennan Mac(1993) Çalışma Hayatında Çocuk Hakları, B.Franklin(Der.).Çocuk Hakları.;İstanbul.Ayrıntı Yayınları

MacLean K (2003) The impact of institutionalization on child development. Dev.Psychopathol, 5: 853–884

Özbay H, Şahin N (1991) Ergenlikte Benlik İmajı:Çalışan ve Öğrenciler Arasında Karşılaştırmalı Bir Çalışma,Türk Psikiyatri Dergisi,2: (2):82-95

Özmen E, Özmen D, Dündar ve ark.(2005)Yoksulluğun Ergenlerin Ruh Sağlığına Etkileri. Türkiye’de Psikiyatri . Cilt 10 – Sayı 2

Öztürk Kılıç E, Özbay H, Göka E (1995) Ergenlerin Sosyal Destek Çevreleri:İşçi ve Öğrenciler Arasında Karşılaştırmalı Bir Çalışma,Türk Psikiyatri Dergisi,5: (2).119-125

Satz D (2003) Child Labour: A Normative Perspective. World Bank Economic Review 17(2): 297- 309.,

Şahin F (2008) Fiziksel İstismar . Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı(Yayın Yönetmeni: Füsun Çuhadaroğlu Çetin).Ankara:Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği Yayınları:3

Shah PM(1984) The health care of woridng children. Child .Abuse Negl.,8:341-544.

Sunal O (2008) Çocukların Çalışma Alanları, Çalışma Koşulları, Sorunları, Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Çocuk ve Şiddet Sempozyumu. İstanbul Tabip Odası Yayınları, İstanbul

Tatlıdil E (2001) İzmir’de Çalışan Çocuk ve Çalışan Çocuk Ailelerinin Sosyo-Ekonomik Özellikleri,İzmir: İLO-İPEC.

Tesk (2010) Ülkemizde Çalışan Çocuklar., Erişim   :www.tesk.org.tr/tr/calisma/cocuk/cocuk1.htmll. Erişim Tarihi: 05.03.2010

Türkiye İstatistik Kurumu (2006) Çocuk İşgücü Araştırması, TÜİK Yayın No: 3441 Ankara

Unicef (1997) Dünya Çocuklarının Durumu. Ankara: Tisamat Basım sanayi A.Ş UNICEF Türkiye Temsilciliği.

Uslu R (2008) Gelişimsel Psikopatolojinin Temel Kavramları. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı (Yayın Yönetmeni: Füsun Çuhadaroğlu Çetin).Ankara:Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği Yayınları:3