Midyat şehir çıkışında yerde oturmuş üç yüze yakın avukat… Siirt Baro Başkanı Avukat Enis Gül, jandarma tarafından avukatların karşısına kurulmuş olan barikata karşı sesleniyor: “Yaptığınız zulumdür…”

Türkiye’nin her yerinden yüzlerce avukat, günlerdir Cizre’de uygulanan sokağa çıkma yasağının sonucunda yaşananları yerinde tespit etmek ve bu uygulamanın kaldırılmasını talep etmek için Cizre’ye gitmek için Mardin’de buluştuk.

Yıllardır görüşemediğimiz üniversite arkadaşlarımızı görmek mutluluk verse de insanları birleştirenin yaşanan zulüm olmasının burukluğu hepimizin sesine yansıdı.

Mardin’den hareketle Midyat çıkışına kadar herhangi bir problem olmadan geldik. Midyat’tan İdil’e giden ve Cizre’ye devam edeceğimiz yola çıktıktan on kilometre kadar sonra jandarma barikat kurarak yolumuzu kesti. Görüşmeye çalıştığımızda uzun yıllardır görmediğimiz bir uygulamayla karşılaştık, “muhattap kim, buyrun görüşelim” “yok biz oraya gelmeyiz sizden birkaç kişi barikatın arkasına geçin burada görüşelim” … Evet bu kadar komiktir aslında, gelenlerin hepsinin avukat olduğunu bilen, gören, takip eden devlet yıllar öncenin hukuksuz uygulamalarına geri dönmüştür. Barikatın önündeki akrep aracı içinde daha yirmi yaşında bir keskin nişancı iki de bir tüfeği sağa sola çeviriyor, çok da kızgın. Akrebin içinde başındaki çelik kaskla sıcaklık 50 derece, çocuk terliyor ve kuvvetle muhtemel içinden küfür de ediyor bizlere. Zaten sert sert bakmaya çalışıyor çakır gözlerinin altında. Sadece bir an gidip: “elindeki silahı bırak çocuk; başındaki kaskı çıkar; gel yanımıza otur; bu senin savaşın değil, bu iktidarını korumaya çalışanların sana bana hepimize saldırdığı bir büyük oyun; gel yanımıza otur çocuk” demek istiyorum …

Uzun bir bekleme süresi sonunda haber geldi. İzin vermeyecekler geçmemize. İç Güvenlik Yasası sonrası kendini mahalli tiranlığa yükselten Mardin Valisi emir buyurmuş “Yasak kardeşim …”

FERMAN VALİNİNSE DAĞLAR BİZİMDİR…

Nasıl ki Vali kararlıysa bizde kararlıyız, ne olursa olsun Cizre’ye gireceğiz… Barikatın yüz metre gerisinden tarlalara vuruyoruz, her taraf üzüm bağı, bir kaç tane üzüm salkımı elden ele dolaşıyor, bal gibi üzümler… Doğa son sözü söylediğini hatırlatırcasına bereketli, doğurgan…

Biraz sonra tırmanış başlıyor. Önümüzde küçük bir tepe var, tepenin üstüne çıkıyoruz, uzaktan kurulan jandarma barikatı görülüyor. Biraz daha yürüdükten sonra barikatın arkasından yola iniyoruz ve yaklaşık yedi saat sürecek yürüyüşümüze başlıyoruz. Yol üstünde iki kez daha ileride barikat kurulduğu bilgisi geliyor. Yine yollardan çıkıp tarlalara tepelere vuruyoruz. Marşlar sarkılar söylüyoruz faşizme karşı ve elbette haykırıyoruz halklar kardeş, iktidar uğruna bu savaşı çıkaranlar kalleştir…

Gün ortası, sıcaklık, asfalt ve yürüyüş derken hepimiz yirmi kilometre sonra yorulduk. Yine bir barikat, yol yine iki yönlü kesilmiş, karanlık çökmüş gökyüzüne bakıyoruz milyonlarca yıldız. Karşımızdaki barikat daha hazırlıklı, kocaman araçlar farlarını açmış. Geldiğimiz barikattan köye gitmek de yasak. Araçla İdil’den gelenler barikatın arkasında uzun bir kuyruk oluşturmuş, anlıyoruz ki bu hazırlık bize. Bizimle birlikte saatlerdir yolun açılmasını bekleyen çoluk çocuk bir halk da aynı zulüme ortak… Bu sırada bir haber geliyor. Bu sefer Şırnak Valisi emir buyurmuş: “Yarın sabah itibariyle Cizre’de sokağa çıkma yasağı kaldırılacak …” Yalan değil seviniyoruz.

Yaklaşık on saat sonra birkaç yerde daha durdurularak gece saat 11 sularında İdil’e varıyoruz. HDP’li milletvekkkilleri ve belediye başkanları karşılıyor bizi. Daha oraya varmadan İdil’de kalacağımız evleri belrlemişler bile. Bir grup ertesi gün İstanbul’a dönmek zorundayız; sabah erken kalkacağımız için en yakındaki evlerden birine gidiyoruz. Eve girer girmez ev ahalisi bizi yıllardır tanıyormuşcasına sevgiyle karşılıyor. Dedim ya zulüm birleştiriyor.

BU ÇÖZÜM SÜRECİ DEĞİL ÇÖZÜMSÜZLÜK SÜRECİYDİ

Evin annesi beş çocuk doğurmuş, yanında olan iki kızı ve küçük oğlu dışında bir kızı evli Diyarbakır’da yaşıyor, büyük oğlu ise bir tatil bölgesinde otelde çalışıyor, gecenin o vakti yemek çıkarıyorlar.

Evin babası ve küçük kızı dün Cizre’ye girmeye çalışan halkla birlikteymiş. Üstlerine bir anda gaz atılmaya başlanmış. Tarlalara kaçtıklarında ayaklarına dikenler batmış: “vallahi anlamadık bir anda hiç durmadan gaz sıkmaya başladılar, silah sesleri geldi, kaçtık, eve döndüğümüzde gece yarısıydı” diye anlatıyorlar…

Ana alıyor sözü. Yıllardır politik olduğunu iddia eden bizlere duyduğumuz en açık ve barış yanlısı sözlerle politika öğretiyor: “Vallahi yalan değil biz de zamanında hatta uzun yıllar AKP’ye oy verdik ama sonra baktık bunların niyeti niyet değil. Bir barış süreci deniliyor, çatışma yok, bunların hepsi çok güzel ama çözüm süreci sadece çatışmanın durması değil. Bunun dışında atılan tek bir adım, yapılan tek bir şey var mı? Yok. Bu çözüm değil çözümsüzlük süreciydi ama biz yine inanmak istedik ve şimdi de bedelini ödüyoruz”. Ve devam etti: “Ama söyleyeyim bizi kimse bölemez biz biriz, bir olmuşuz nasıl bölüneceğiz, vallahi biz bölünemeyiz…”

Tam o sırada uzaktan silah sesi geliyor, soruyoruz: “İdil’de var mıydı böyle birşey?” Cevap verecekken şimdi tam evin önünde yine başlıyor silah sesleri, tarıyorlar. “Yoktu” diyorlar. Demek ki bu hoşgeldin bize, barış için oraya gelmiş insanlara. Devletin “hoşgeldin” deme şekli aynı 90’lı yıllardaki gibi. Acaba tarayan yukarıda anlattığım çakır gözlü asker midir? Gülerek “çok da korktuk daha fazla sık” diyorum, ev halkıyla birlikte gülüşüyoruz …

Yatma vakti erkeklere yer yatağı sermişler, uzun süre oldu yer yatağında yatmayalı. Aslında damda yatmak isterdim ama bu olaylardan sonra damda yatmayı kaldırmışlar.

Yatağın başında bir yığının üstüne çarşaf sermişler, üstüne koydukları pikeyi alırken çarşaf kaydı, altında evin küçük kızının çeyizinin olduğunu gördüm. “Hayırlı olsun. Düğün ne zaman?” diye sordum evin anasına. Aslında bayram sonrası nişanı hemen sonrasında da düğünü yapacaklarmış. O sırada evlenecek küçük kız söze girdi: “Bu durumlardan sonra ne zaman evleneceğimiz belli değil abi BARIŞ bir gelsin de …”

Savaşın sadece ölmek üzerine bir durum olmadığını bir kez daha hatırlattı bana evlenmesi barışa kalmış kız … Evet savaş, insanların hayatına dokunan, akışını değiştiren, erteleten, yok eden her türlü durumu beraberinde getiren ve her durumda ne amaçla çıkarılırsa çıkarılsın kazananı olmayan bir delilik halidir …

CİZRE Mİ KOBANİ Mİ BİLEMEDİK

Ertesi sabah biz bir grup İstanbul’a, daha önceden belirlenmiş bir toplantı nedeniyle, geri döndük. Geride kalan arkadaşlarımız Cizre’ye gittiler ve bir rapor çıkardılar. Bu rapora göre Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edildiği süre boyunca 21 sivil yurttaş silah, bomba ve benzeri silahlar kulanılarak öldürüldü,.. Bunun dışında birçok kişi ciddi şekilde yaralandı. Sokaklar adeta savaş yaşanan şehirlerde gördüğümüz en son Kobani de yaşanan haliyle delik deşik edildi.

Şimdi soruyorum: “Cizre’de yaşanan dokuz günlük sokağa çıkma yasağı sonrasında Devlet ne kazandı?” Bu sorunun cevabını veremem ama “dokuz günün sonunda Devlet ne kaybetti?” sorusuna cevabım açıktır: Bölge halkının kendisine ve çözüm sürecine olan inancını. Ve artık Mazlum olduğunu iddia eden zalimlerin iktidarında eşitlik, özgürlük ve adalet isteyenler bu zulme karşı birleşti…

Zulüm birleştirir!