“Seviyorum insanları/ Hareketi seviyorum/ Düşünceyi seviyorum/ Kavgamı seviyorum/ Sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim/ Seni seviyorum” (Nazım Hikmet)

Kavgasının içinde insanı, bahar toprağını, mavi mavi açmış ağaç dallarını, uçan leylekleri, yıldızların altında yakılan ateşi, bahar mevsiminde gökyüzünü seven Nazım yaşamın kendisine ve insana dair umudunu şiirlerinde olduğu kadar, oyunlarında da yansıtmaktan geri durmaz. Nazım’ın 1955 yılında yazdığı üç perde ve toplam 12 tablodan oluşan oyunu Ivan Ivanoviç var mıydı yok muydu, insan severlik, yardımseverlik ve sadeliğe yer bırakmayan dönemin Soyvet yönetiminin bürokrasisinin taşlaması olarak tanımlanabilirse de her koşulda umudunu canlı tutan Nazım’ın kendisine de ayna tutar. Oyun, yazılmasının hemen ardından ilk kez 11 mayıs 1957’de Moskoya Yergi Tiyatrosu’nda sahnelenir ancak oyun bir gece oynandıktan sonra hiçbir gerekçe gösterilmeden gösterimden kaldırılır. Oyun sonraları çok kez Çekoslavakya, Bulgaristan ve Almanya gibi pek çok ülkede sahnelense de ülkemizde ilk kez Kenan Işık rejisi ile 1991 yılında Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nda sahnelenme imkânı bulur.

2007 yılında kurulan ve yıllar içinde sergiledikleri, “ Albay Kuş, Markalı Hava, Generaller; Savaş ve Barbekü, Bölge Hastanesi, Babaannem 100 yaşında, 5. Frank, Arturo Ui’ nin Önlenebilir tırmanışı” oyunları ile önemli bir seyirci kitlesi oluşturan Tiyatro Adam yine oyun seçimlerindeki politik eğilimi devam ettirerek 10. Sezonunu Emrah Eren rejisi ile sahnelenen Nazım Hikmet’in İvan İvanoviç var mıydı, yok muydu oyunu ile açıyor. Oyunda Fatih Koyunoğlu, Aşkın Şenol, Baransel Gürsoy, Berk Yaygın, Deniz Özmen, Gökhan Azlağ ve Pınar Tuncegil rol alıyor. Oyunun ışık tasarımı Yüksek Aymaz’a, dekor ve kostüm tasarımı ise Barış Dinçer’e ait.

Ivan Ivanoviç var mıydı yok muydu herhangi bir bürokratik düzende Max Weber’in tabiriyle bürokrasinin demir kafesi içindeki küçülen, küçüldükçe karakteri aşınan bir adam hikayesi… Nazım Hikmet bu hikayeyi Sovyet sisteminin çarkında zaman içinde kendini gösteren otoriter yönetici sınıfın eleştirisi olarak yorumlamış. Tiyatro Adam’ın sahnelemesinde ise oyun Sovyet rejimine dair öğelerden sıyırıp Türkiye’nin politik atmosferine dair kimi göndermelerle bugüne ve bu coğrafyaya taşınmış. Bu noktada belki de oyunun seyircinin zihninde yaratabileceği tek belirsizlik bire bir taklide varan bu göndermelerin arka arkaya yinelenmesi nedeniyle bir sistem eleştirisi olarak ortaya koyulan aksaklıkların, seyircinin gözünde Ivan’a yenilen ve otoriter bir yapının çarkı olan Petrofgilleri aklayabilme riski taşıması olabilir. Bir başka değişle meselenin sadece bir sistem sorunundan ibaret olduğu görüntüsü yaratabilir izleyicinin algısında.

Bununla birlikte, oyunun konusu Sovyetler birliğinin bir kasabasında geçse de, bürokrasinin hüküm sürüdüğü her düzene ve bölgeye uyarlanabilir bir nitelik taşıması, sahnelemede metin üzerinden yapılan sadeleştirme ve kısaltmalar (Sovyetler politikasına dair pek çok ayrıntının atılması gibi), modern dekor ve kostümler, oyunu zamanlar ötesi evrensel bir düzleme taşımakta. Bu sayede oyunun, Sovyet rejim eleştirisi düzleminden sıyırıp zamansız ve mekansız, evrensel bir dil yakaladığını söylemek mümkün.

Sevda Şener” Nazım Hikmet’in oyun yazarlığı” kitabında tümüyle açık biçimde yazılan oyunda seyirciye yönelik açıklamalar,  oyunun oyun olduğuna dair konuşmalar,  olayın arkasında yerleştirilmiş anlatılar, oyun kişilerinin izleyicilerle hatta yazarla yaptığı konuşmalarla seyircinin ileride gelecek olan duruma hazırlandığını anlatır. Tiyatro Adam ise bu epik sahnelemenin dışına çıkarak daha yalın, epizodik yapının ötesinde bütünlüklü ve seyirciyi daha edilgen bir konumda tutan bir sahne dili seçmiş.

Oyunun bu bütünlüklü dili içinde oyunculuklarla yaratılan ensemble ruhu, oyunun her sahnesinde, oyuncuların sahne üzerindeki her hareketinde, sahne üzerindeki tüm işitsel göstergelerde hissediliyor. Yönetmen bu topluluk ruhundan faydalanarak Nazım’ın metnin aslında tek bir kişi olarak betimlediği Ivan’ı, Petrof’ u adım adım dönüştüren ve belki de Petrof’un içinde gizli tüm karakterleri temsil eden çoğul Ivan’lar ile bedenselleştirmiş ve bunu yaparken de sağlam bir oyuncu malzemesine başvurmuş.

Işık, ses, dekor, kostüm gibi teknik ve görsel öğeler de oyunun sahne üzerinde yarattığı birliktelik hissini seyircinin zihninde belirginleştirmek önemli bir rol oynamış. Petrof’un yaşadığı dönüşüm ışık geçişleri (mavi ışık –rüyaya benzer bir sanrı içinde kendine dönme / sarı ışık- Petrof’un içinde dönüştüğü katı gerçeklik), bir bardağın Ivan’ larin, Petrof’un dostlarının ve Petrof’un arasında elden ele geçişi ve bardağın çınlama sesi ile başlayıp aynı metalik tonda süren müzik üzerinden verilmiş. Kostüm başta da bahsedildiği gibi belli bir dönemi yansıtmaktan öte kimi toplumsal kategorileri anımsatmakta. Işık geçişlerinde kullanılan müziğin içindeki tınlama sesi, metalik renkler, keskin biçimler, hiyerarşilerin altını çizen kademelerden oluşan tekerlekli dekor parçaları ile tamamlanırken,  bu görünümü büyük ancak çok hareketli nesneler sahnedeki devinime katkı sağlamakta.

Oyunun metnini kabaca içi doldurulmuş umutlu sonundan uzaklaştıran yönetmen, amiri emir verdiğinde, ona üstünlük tasladığında mutlu olan ve amiri gibi olmak isteyen katibi oyunun başında Petrof’un oturduğu koltuğa oturtarak döngüsel bir mekanizmanın varlığına işaret eder. “Ben sizin dedeniz yaşındayım” diyen Ivan’ la pekişen bu döngüsellik ile birlikte seyirci oyunun sonunda cevaplaması gereken Ivan Ivanoviç Var mıydu Yok Muydu sorusuyla baş başa bırakılır. Tarihin her döneminde ama en çok da modern devletin kurumsallaşmasından bugüne süregelen güç, iktidar istencinin ve bürokrasi çılgınlığı toplumca içselleştirişi ancak bu sorunun cevabını verebilecek toplumlarda, bu mekanizmanın farkına varabilecek bireyler ile kırılabilecektir.

Bugünün sosyo- politik düzleminde Nazım gibi umudumuzu kaybetmemek, toplumsal yapının insanı dönüştürdüğü gibi insanın da yapıyı dönüştürebileceğine inanmaya devam etmekten başka yapacağımız bir şey yok gibi görünüyor. İnsanı sürükleyen, açıklarımızı bulan bu yapıya karşı erdemli, çalışkan, hiyerarşiye teslim olmadan herkese yardım etmekten geri durmayan Petrof’lara sarılmalıyız belki de. İyi bir ekip çalışması ile bezenmiş oyunculuk malzemesi, sahnede kullanılan metinle bütünleşen dekor, kostüm, ışık kullanımı ile bu umudu yeşerten ve keyifli bir seyir alanı yaratan Tiyatro Adam’ın “Ivan Ivanoviç Var mıydı, Yok Muydu” sahnelemesi sadece bu nedenle bile izlenmeye değer bir oyun olarak karşımıza çıkıyor.