Bülent Özçelik: AKP’nin 16 yıllık iktidarı boyunca sosyal hizmetler alanında yaptığı çalışmaların, partinin siyasal çalışmalarında ve örgütlenmesinde önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Bu çalışmalardan biraz bahseder misiniz? Neleri kapsıyor?

Durdu Baran Çiftci: AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren tedrici bir şekilde artan ve bütçeden ayrılan payı da sürekli genişleyen bir sosyal hizmet ve sosyal yardım mekanizması mevcuttur. Özellikle dezavantajlı gruplar dediğimiz kitlelerle doğrudan temas eden onlarla sosyal çalışma yürüten bir siyasal stratejilerinin olduğunu görüyoruz. Ülke nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan ve düşük sosyo-ekonomik sınıftan (işci sınıfı ve dezavantajlı kitleler) gelen insanlara ulaşmanın en kolay yolu olarak sosyal yardım mekanizmaları kullanılmaktadır. AKP’nin iktidara geldiği tarihte Türkiye’de sosyal hizmet kurumları daha dağınık ve ana eylem planları olmayan, farklı iktiadarlar zamanında eklektik olarak oluşturulmuş bir bürokratik yapıya sahipti. AKP bu boşluğu yani sosyal hizmetlerin kitlelere ulaşmadaki gücünü edindiği tecrübelerle daha da pekiştirdi. AKP, iktidarının ilk dönemlerinde mevcut sosyal hizmet sunumunu bütçe olanakları ile biraz daha genişleterek devam ettirdi. Özellikle 2004, 2005 yıllarında Avrupa Birliği sürecinde uyum yasaları bağlamında, Avrupa Sosyal Şartını merkeze alan bazı yasal değişiklikler ve kurumlar oluşturuldu. Sosyal hizmet kurumlarının etki alanını genişletti. AKP bu değişiklikleri yaparken sosyal hizmet kurumlarının özgürleştirici bir pratik olarak kitleler üzerindeki etkisi için gerçekleştirmedi bunu elbette, kendi iktidarının geniş kitleler nezlinde kabulünü sağlamak ve kemikleşmiş bürokratik yapıyı esnetme vaadi ile gerçekleştirdi tüm bunları. AKP iktidarı sosyal hizmet kurumlarının etki alanını genişletip, ağırlıklı olarak dezavantajlı kitlelere ulaşarak onları yardım alan ve bulundukları yerde bırakan bir akılla hareket etti. Ağırlıklı olarak paternalist bir yöntem kullandığını söyleyebiliriz. AKP iktidarı sosyal hizmet kurumlarını bir ideolojik aygıta çevirip etki alanlarını genişletirken, alanda dezavantajlı kitlelerle teması kolaylaştıracak bir sosyolojik örüntü olarak farklı cemaatlere yer açmak stratejisine gitti. Sosyal hizmet kurumlarının etki alanını genişletirken bürokratik yapıyı tamamen dinselleştiren bir stratejiyi seçti. Aynı zamanda dezavantajlı yoksul kitlelerle temasını kolaylaştıran cemaatlere her tür bürokratik kolaylıklar sağlandı ve teşvikler verildi. AKP’nin nihai hedefi olarak konan dinci nesil hedefini aşama aşama gerçekleştirmek için sosyal hizmet sunumunun tüm olanaklarından faydalandığını görüyoruz.

Bülent Özçelik: Bu sosyal hizmetler verilirken, din ya da dinsel vurgular nasıl kullanılıyor?

Durdu Baran Çiftci: Bir önceki sorunuza yönelik açılım gerçekleştirmeye çalışırken aslında buna bir giriş yapmak istedim. Tarihin farklı dönemlerinde ve farklı ülkelerde sosyal hizmetlerin dinsel temelde yükseldiğini görüyoruz. Ancak bu gelişme “normal” dediğimiz bir bağlamda “hayırseverlikten” “hak olarak” sosyal hizmetlere ve sosyal yardımlara doğru bir dönüşüm geçirmiştir. İşci sınıfı ve dezavantajlı halk kitlelerini “norma” uygun veyahut işlevsel halde tutabilmek için vücuda gelen sosyal hizmetler, tarihsel dönüşümlerle bir sosyal hak olarak kendisini kabul ettirmiş ve seküler bir alan olarak var olmak ve insanların ihtiyaçları ve gerçekleştirmek istedikleri için kolaylaştırıcı ve güçlendirme temelli bir müdahale stratejisi olarak kendisini kodlamıştır.

İslami iktidarların yönetimde olduğu ülkelerde ifade ettiğimizi tersten okumak durumunda kalıyoruz. AKP’ye de bu yönden bakmakta fayda var. Türkiye’de sosyal yardım uygulamalarının tipik bir şekilde hayırseverlik bağlamına oturdulduğunu, daha vahim olarak hayırseverlik olgusunun devlet gücü ile pekiştirilip desteklendiğini görüyoruz. Alt metinde aslında iktidarın kendini kodlama aracı olarak kullandığı dinsel vurgular, sosyal hizmet alanında temel hareket noktası gibi görünmektedir. AKP iktidarı döneminde medyaya da yansıyan şekilde kömür yardımı ve makarna yardımı şeklinde popülist bir politika olarak hor görülen bir yaklaşım olarak tariflenen durum tersten AKP iktidarının ötekileştirici siyasetine çok fazla destek verdi. Muhalif gruplar AKP dönemi sosyal yardımlarını eleştirirken, halka hakaretamiz “makarnacı bunlar” diye siyaseten ve ahlaken doğru kabul edilmeyecek bir söylem biçimi benimsediler. Bu söylem biçimi AKP’nin dezavantajlı halk nezlinde kabulünü hızlandırdı. Halk nezlinde bizler ve onlar biçiminde bir dikotomi yarattı. Sosyal hizmet mekanziması ile kurulan bağ; yerel örgütlenmeler ve farklı dinci cemaatlerle derinlere nüfuz eden bir bağlılık halini aldı ve iktidar için vazgeçilmez bir noktaya geldi. Hayırseverlik algısı ile iktidarın dağıttı yardımlar, bürokratik yapı içinde cemaatlerin etkisine bırakıldı; böylece kreşlerden tutun da yaşlı bakım merkezlerine, oradan öğrenci yurttlarına, dinsel yönelim geliştirildi. Kurum bakımındaki çocukların eğitimleri ve onlara yönelik rehabilitasyon hizmetlerinin dinselleştirildiğini netliği ile görmekteyiz. Buna ek olarak uzmanlık kurumları olarak sosyal hizmet kurumlarının bürokratik yapılarının çok büyük bir bölümüne bu alanlarla ilgisi olmayan din kültürü öğretmenlerinin ve ilahiyat mezunu kişilerin atandığını biliyoruz. Yönetimini dinselleştirdiğin, müdahale teknik ve yöntemlerini dinsel yöntemlerle mevcuda getirilip, “hak” olanı “lütuf”muş gibi gösterdiğin bir mekanizmaya çevirilen sosyal hizmet alanı, iktidar için bir ekipmana çevrilmiş oldu.

Bülent Özçelik: AKP döneminde sosyal hizmetlerde dinsel eğilimlerin bir propaganda aracı olarak da kullanıldığını görüyoruz. Buradaki temel vurgular nelerdir?

Durdu Baran Çiftci: AKP iktidarı döneminde “hayırseverlik” olgusu bağlamında kurgulanan kurumsal yapıların cematlerce veya AKP’nin yerel örgütlenmelerince siyasal amaçlar uğruna kullanıldığını dile getirmiştik. Öncelikle şunu ifade etmek isterim; AKP döneminde sosyal hizmet sunumu, iktidarlarının bahşettiği bir lütuf olarak gösterilirken, fiilen görülen sosyal yardım ağının genişlemesi, kurumların bir bakanlık altında toplanması ile “güçlü” bir duruş sergilemesi dezavantajlı kitlelerde farklı bir bağlılık yarattı. Paternalist ve bahşedici bir şekilde ve dinsel sosla sunulan sosyal hizmetler farklı muhalif grupların tepkisini çekince iktidar bunu da bir strateji olarak kendi kitlesi üzerinde “bizi” dışlayanalara karşı bir “birlik” olarak kodladı. Bir önceki sorunuzda da ifade ettiğim gibi, biz ve onlar bağlamında kurmaya başladı. Bu ülkenin farklı tarihsel dönemlerindeki birikmiş enerjisi ile özellikle dezavantajlı gruplar üzerinde büyüleyici bir etki yarattı.

Dolayısıyla iktidarının ilk dönemlerinde katı bürokratik yapıyı kırma vaadi ile gelen, Avrupa Birliği yasaları bağlamında toplumun farklı kesimlerince eksik de olsa kabul gören bu tür sosyal politikalar; iktidarını korumak isteği ile ya da nihai hedef doğrultusunda tamamıyla ideolojik bir baskı ve kontrol aracına dönüşmüştür. Bunun yanında AKP karşıtı çoğu siyasal muhalefetin, sosyal hizmetleri ortodoks bir bakış açısı ile farklı zeminlerde bir kontrol aracı olarak görmesi, bu hizmet sunumlarını “aşağılayan” ihtiyaç belirlenmesinde gerçekçi olmayan bir tutum takınması, AKP’nin her dönem kullandığı bir propagandaya zemin hazırlamıştır. Sol muhalefetin bir talep durumunda kalan idealize söylem biçimi yerelde karşılığını bulmayan ve “sola” yönelik sempatiyi düşüren bir durum yaratmıştır. Yerelde halkla ilişkilenmekte zorlanan ve dinsel baskı ile başetme stratejilerini geliştiremeyen muhalif gruplar, yükselen, hızla yayılan ve iktidarca sınırsızca desteklenen İslami cemaatlerce yok sayılma noktasına getirilmiştir.

Bülent Özçelik: Sosyal hizmetler konusu Türkiye toplumsal yapısında ve örgütlenmesinde önemli bir yer tutsa da, hak ettiği akademik ve düşünsel ilgiyi de görmediğini gözlemliyoruz. Bu ilgisizlik, İslamcı politikaların alana girişi açısından kolaylık sağlıyor gibi görünüyor. Bu ilgisizliğin aşılması konusunda neler düşünüyorsunuz?

Durdu Baran Çiftci: Sosyal hizmetler konusunun Türkiye’de hem bir akademik alan olarak hem de bir mesleki müdahale alanı olarak en dinamik zamanının AKP dönemi olduğunu söylesek sanırım abartmış olmayız. Biraz önce de ifade ettiğim gibi, hayırseverlik temelli bir alan olarak kendisini var eden sosyal hizmetler zamanla “hak”” temelli bir uygulamaya dönüşmüş ancak bu hak temelli yaklaşım da iktidarlarca bir ideoloik aygıt olarak kullanılmaktan kaçamamıştır. Ülkelerin içinde bulunduğu tarihsel koşullar bağlamında şekillenen ve onların toplumsal gerçekliğine eklemlenen bir hal almıştır. Sorunuzda dile getirdiğiniz gibi; sosyal hizmet alanının kendi özel koşulları, yetişmiş eleman sayısındaki azlık ve mühalefet kanadınca ortodoksi ve katı bir bakış açısı ile değerlendirilmesi yüzünden onun hak ettiği düşünsel ilgiyi görmediğini izlemekteyiz. Toplumsal yapı içinde engelli, yaşlı, çocuk , kadın vb. dezavantajlı gruplarla bire bir nasıl çalışılacağı, onların gerçek ihtiyaçlarının nasıl tespit edileceği ve buna yönelik çözümlerin nasıl bulunacağına dair bir algı oluşmadığı ve muhalefetin de üst perdeden yaptığı çözümlemeler bireylerde ve yerel alanlarda karşılık bulamaması, sosyal hizmet olgusuna “zeminden” gelen bir ilginin de olmamasına sebebiyet vermiştir. Sosyal hizmet alanı bir anlamda siyasal yapılarca inşa edilmesi gereken bir alan olduğu halde dipten gelen bir dalganın olmaması, bu alanın farklı toplumsal gruplarca domine edilmesine sebebiyet vermiştir. Bunun yanında bir hak olarak görülmeyen veyahut inşa edilmeyen sosyal hizmet alanı amiyane tabirle boşlukta salınmış ve yerel inşacılarını bekler olmuştur. Tam bu noktada İslamcı bir bakışla hareket eden AKP hak temelli olduğu düşünülen ancak halkla teması sınırlı olan bu alanı paternalist ve popülist müdahalelerle dinsel eğilimlerle inşa etmeye başlamış, kamusal görünürlüğünü hızla artırmıştır. Dezavantajlı kitlelerin görünürlüğü kamusal alanda sınırlı iken AKP döneminde tartışılır ve göz önüne gelir bir duruma gelmiştir. Tabii bu görünür hal temelde bu kitlelerin ne kadar avantajınadır bu düşünülmesi gereken bir sorudur. Ancak işlevsiz olan pek çok kurum bir dinamik kazanmıştır. AKP döneminde sosyal yardımlara ayrılan pay hızla artmış, kurumsal yapılar yerel alanlara daha hızlı yayılmış, boşlukta duran sosyal hizmet alanı birden İslami bir referansla kodlanmaya başlanmıştır. Elbette referansı “hizmet” olan yapılar bu alanı bilimsel birikiminden yoksun olarak bir ekipmana çevirmiş ve kaynakları fütursuzca kullanır noktaya gelmişlerdir. Ancak kendi siyasal stratejisi için muaazam bir alan açmış oldular.

Bülent Özçelik: İslamcılık ve sosyal hizmetlerin temel bakış açısı arasında nasıl bir ilişki kurulabilir ve/veya nasıl bir ayrışmaya gitmek gerekir?

Durdu Baran Çiftci: Elbette İslamcılık bir siyasal ideoloji iken sosyal hizmetler hem akademik bir alan hem de bir mesleki müdahale alanıdır. Birbirlerinin alternatifleri olmak gibi bir zeminde değildirler. İslamcılık kendi ideolojik kabulleri neticesinde varlık koşulunu devam ettirmek için farklı damarlardan biri olarak sosyal alanla iyi ilişkiler kurabileceği, iktidarca desteklendiğinde çok ciddi bir siyasal güç olarak konumlanabilecek dezavantajlı kitleler üzerinde etki alanı yaratmak için sosyal hizmetleri önemli bir fail olarak görmeyi AKP döneminde fark etmiştir. AKP döneminde dağınık sosyal hizmet kuruluşlarının bir çatı altında toplanmasını ve farklı isimlerle anılmasını, bu değişimi refere etmek için AKP’nin kullandığı bir yöntem olarak kabul edebiliriz. Dolayısıyla ifade ettiğiniz ilişki, inşa edilecek bir alan olarak sosyal hizmetlerin siyasal gücü ilk başta fark edilenin çok üzerindedir. Bunun yanında, dezavantajlı kitlelerin, bireylerin, ailelerin, yoksulların yaşama tutunma stratejilerinden tutun da, farklı bir noktaya geçebilme arzularına kadar pek çok alanda sosyal hizmetleri ve sosyal çalışmayı görmenin mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Dinsel ideolojiyi benisemiş yapılar, bu genişliği fark edip siyasal stratejilerine uygun olarak bu yapıları temellendiriyorlar. Sol muhalefetin, halkla kuracağı ilişkinin mesele temelli olması ve sorun çözücü bir perspektifte olması çağımız için kaçınılmazdır. Büyük sözler söyleyerek gündelik hayatın pratiklerinden uzaklaştıkça sosyal hizmetler de sanki bir kontrol aracı olarak kullanılır görünmekte. Tam da bu noktada gündelik hayatlarını yeniden üretme sıkıntısı yaşayan bireylere dinsel doğmalarla yaklaşma stratejisine karşın, hak temelli ve seküler bir sosyal hizmet sunumunun muhalif kitleler açısından ufuk açıcı olacağını düşünmekteyim. Sosyal hizmetlerin sekülerleştirici, mesele temelli analizlere ihtiyacı var. Önümüzdeki dönemlerde bu tartışmaların yoğunlaşacağını tahmin ediyorum…