Duyguların Zamanı

38

Siyaset felsefesi ve duygular arasındaki ilişki kadim ve gerilimli bir ilişkidir. Batı siyaset felsefesi geleneğini başlatan Platon, filozof-kralla birlikte siyaseti genel olarak bir yöneten-yönetilen ilişkisi üzerinden kurgulamıştır. Neticede filozof mağaranın eşiğinde ışığı, yani hakikati gören olarak, yanılsamaları içerisindeki sıradan insanlara kral olmaya, onları yönetmeye layık görülendir. Sıradan insanı sıradan yapansa hakikate sahip olmayan kanıları ve de duygularıdır. Hakikat ile kanı arasında kurulan bu hiyerarşik ilişki, felsefi düşünce geleneği boyunca pek çok biçimde yeniden üretilir; pek çok başka fakat bağlantılı ikiliği de beraberinde getirir ve ait oldukları haneye yazılırlar: Hakikat/kanı, zihin/beden, akıl/duygu, kamusal/özel, erkek/kadın, vb. Bir hane diğerinden mutlaka üstün, mutlaka onu yönetmesi gereken olarak öne sürülür. Duygular da bundan nasibini alır. Gelip geçici ve istikrarsız, dolayısıyla güvensiz olmakla nitelenen duygular, aklın güdümüne sokulmalıdır. Burada devrede olan sadece siyaseten yönetme değil, etiktir de. Ahlakın belki de en temel ilkesi, akıl aracılığıyla tutkulara (duygu ve tutku sözcükleri arasında modern zamanlara kadar net bir ayrım yapılmadığını söylememiz mümkündür) egemen olmaktır ki bu da “egemen özne” tanımını verir bize. Duyguları akla tabii kılma çabası, aslında duyguların insanları harekete geçiren temel itici güçlerden biri olması itibariyle, onların belirleyiciliğinin ve gücünün farkında olmakla ilgilidir. Bu farkındalıksa, onlardan bir anlamda korkmaya sebep olmuştur. Ne tuhaf, duyguları aşağılamak, ikincilleştirmek, kontrol altına almayı istemek de aslında bir duygu üzerinden gerçekleşir gibidir. Bu anlamda, düşünce geleneğinin duygulara kör olduğunu söyleyemeyiz, filozofların kuramlarında duygulara daima yer vardır. Ancak bazı istisnai düşünürler dışında, duygular genellikle yönetilmesi gereken olarak karşımıza çıkar. Zihni ve bedeni -dolayısıyla akıl ve duygu- iki ayrı töz olarak varsaydığı için modern felsefenin kurucusu Descartes, duyguların bu hikâyedeki yerini şu sözleriyle özetler aslında: “Bu yaşamdaki tüm iyilikler ve kötülükler yalnızca tutkulara (duygulara) bağlıdır.”[1] Siyasetin de ahlakın da iyiyi ve kötüyü hem belirleme hem de düzene sokma işlevlerini düşündüğümüzde, duyguların bir “düzen” fikriyle ele alındığını söyleyebiliriz.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---