“1917 Bolşevik Devrimi” ve “edebiyat” kelimeleri yan yana geldiğinde akla gelen ilk şey nedense sosyalist gerçekçiliktir. Oysa tarihsel olarak yanlış bir eşleştirmedir bu. Devrimin olduğu yıllarda sosyalist gerçekçilik egemenliğini ilan etmemişti. Rus sanatı açısından avangardın hâkimiyetinin bu kadar bariz olduğu bir dönem yaşanmamıştı. 1900’lü yılların ilk çeyreğinin, Eric Hobsbawn’dan hareketle, Paris karşısında Rus ve Alman avangardının etkin olmaya başladığı yıllar olduğunu söyleyebiliriz.[1] Devrim ise bu süreçte katalizör işlevi gördü: Dünyayı sarstığı gibi sanat dünyasında da güçlü bir zelzele yarattı. 

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---