Beşinci yılını geride bırakan Suriye savaşının yakın bir zamanda sona erip ermeyeceğine ilişkin tartışmalar sahadaki gelişmelere de paralel olarak farklı minvallerde de olsa 2016’nın en çok gündem işgal eden konu başlıklarından biri oldu. Özellikle ABD ve Rusya arasındaki görüşmeler, dönem dönem farklı senaryolar ile birlikte Suriye’de savaşın sonuna yaklaşıldığı yönünde yorumları beraberinde getirdi. Kuşkusuz çok denklemli ve girift bir yapıya sahip Suriye savaşının seyri ve akibeti hususunda hem küresel hem de bölgesel aktörlerin oynadığı ve oynayacağı rol önemli bir yer işgal etmektedir, ancak küresel ve bölgesel aktörlerin herhangi bir senaryoda uzlaşması ile Suriye savaşının çözülmesi mevcut krizin en uzak ihtimalle çözülmesi ya da daha yakın bir ihtimalle kontrol edilebilir bir krize doğru evrilmesi eksik bir bakış açısını temsil etmektedir.

Cenevre süreci başta olmak üzere tarafların (tamamının ya da bir kısmının) süreci müzakere ettiği tüm görüşmelerde, asli amacın bir yandan sahada üstünlük kazanıncaya kadar muteber seviyede diplomasi kanallarını açık tutmaya çalışmak olduğu geriye doğru bakıldığında daha açık bir şekilde görülmektedir. Bu açıdan diplomasi ve askeri süreçlerin de içiçe geçtiği ve birbirini beslediği ama sonuç itibari ile asıl sahadan beslediği bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Bu durum 2016 ilkbaharı ile birlikte sahadaki gelişmelerin ortaya çıkardığı hem psikolojik hem de askeri etkileri itibari ile daha açık bir şekilde gözlenebilir. Suriye’deki savaşın seyrini değiştirecek iki kent- Halep ve Rakka- tartışması da tam olarak bu noktaya düşmektedir.

Halep Cephesi

İkinci başkent olarak anılan ve Suriye’nin en büyük kenti Halep, aynı zamanda 2011 öncesi dönemde ülke ekonomisinin kalbiydi ve bu önemini hala kaybetmiş değil. Şehrin merkezi dahil olmak üzere bir bölümü rejim tarafından diğer bölümü ise muhtelif sayıdaki muhalif gruplar tarafından kontrol edilmekte. Rejim 15 Ekim 2015 tarihinde Halep’in tamamının kontrolünü ele geçirmek amacı ile büyük çaplı ve uzun soluklu bir operasyonlar silsilesine başladı. Öncelikle Halep’i Suriye’nin kuzey kapısı ve ülkedeki önemli bölgeleri birbirine bağlayan stratejik bir kavşak olduğu tespitini not etmek gerekiyor. Hama, Şam ve Lazkiye’de de önemli kazanımlar elde eden rejim, Rusya’nın hava desteği ile Halep’teki savaşı kazanmaya çalışıyor. Bu yılın Ağustos ayındaki operasyonlar sırasında muhalifler ablukayı kırmayı başarmıştı, ancak Eylül ayı ile birlikte Halep cehpesindeki operasyonlar yeniden ivme kazandı.

Suriye rejiminin, İran ve Hizbullah’ın son dönemde yaptığı açıklamalara bakıldığında Halep’e oldukça büyük bir önem atfettikleri görülmektedir. Bu önem genel itibari ile Suriye’nin bütünlüğü söylemi etrafında şekillenmektedir. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, 24 Haziran’da “gerçek, stratejik ve en büyük cephe Halep ve cevresindeki bölgedir” sözlerinin geçtiği bir açıklama yapmıştı. İran askeri kaynakları ise Halep cephesinin Halep şehri yada vilayeti için değil Suriye’nin bölünmez bütünlüğü için çok önemli olduğunu ifade etmektedir. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim ise 1 Eylül 2016’da yaptığı açıklamada Suriye hükümeti için önceliğin IŞİD ile mücadeleden ziyade ‘isyancı gruplar’ olduğunu ifade ederek rejimin temel önceliğinin Deyrizor ve Rakka’dan çok Halep olduğunu ortaya koymuştur.[1]

Rakka Cehpesi

Öte yandan Rakka ise 2014’ten itibaren, yani yaklaşık iki yıldır IŞİD’in elinde ve örgüte başkentlik yapmakta. Rakka’da bulunan petrol sahaları, baraj ve rejimin kontrolünü kaybettiği askeri tesisler (hava üssü başta olmak üzere) stratejik değerini arttırmakta. Ağutos 2014’te IŞİD Rakka’yı Tabka cephesi üzerinden ele geçirmişti. Rejimin Rakka’yı kontrol etmede güvendiği Tabka Hava Üssü’ne saldıran IŞİD, rejimi oldukça ağır bir yenilgiye uğratmış ve ele geçirdiği 300 Suriye askerini infaz ederek elde ettiği bu başarıyı Suriye rejimi açısından daha da ağır bir darbeye dönüştürmüştü. Tabka’nın kontrolünün yitirlmesi ile birlikte rejim Rakka’nın da kontrolünü IŞİD’e kaybetmiştir. Tavra ve Miakin petrol bölgeleri ile Rakka’daki barajların IŞİD’in eline geçmesi, rejim açısından enerji (petrol ve elektrik) sorunlarını da beraberinde getirmişti. Bu sorunlar, ancak rejim ile IŞİD arasında enerji konusunda anlaşmaya varılması ile aşılabilmiştir ki bu anlaşma daha sonra Türkiye-Rusya geriliminde patlak veren rejime yakın olduğu bilinen Hristiyan iş adamı George Haswani ismi etrafındaki tartışma ile ifşa olmuştu.

Haswani, HESCO Mühendislik ve İnşaat adlı şirketi aracılığıyla, IŞİD kontrolündeki Tavra’daki petrol bölgesinde tesislerin çalışmaya devam etmesini sağlamış ve Esad rejimi ile IŞİD arasında petrol, doğalgaz ve elektrik alışverişine aracılık etmiştir. Bu ilişkiler hem dünya hem de yerel basında rejim-IŞİD ilişkisi çerçevesinde genişçe tartışılmıştır, ancak bu ilişkinin işaret ettiği önemli bir husus ekseriyetle gözden kaçmışa benziyor. Rejimin Rakka’ya özellikle enerji konusunda bağımlı olduğu gerçeği ve bu bağımlılığın rejim-IŞİD ilişkisinin temel hattı olduğu tespiti üzerinden hareket edilirse Rakka’nın hem rejim hem de IŞİD açısından sadece de facto başkent olması hasebiyle önemli olmadığı da görülecektir.

Ancak bu noktada rejimin hangi strateji ile Mart 2016’da Rusya’nın desteği ile Palmira’yı ele geçirmesinin ardından yüzünü Rakka’ya çevirdiği anlaşılmalıdır. Her ne kadar basında Palmira’nın ardından rejimin doğuya doğru kaydırdığı operasyonlar Rakka başlığı altında toplansa da, bu operasyonlarda hedef esas itibari ile Tabka idi. Elbette Rakka üzerine odaklanan yorumların temel çıkış noktası, Suriye’de rejimin operasyonların hedefini Rakka ve hatta Deyrizor olarak koyması idi. Operasyonun başlamasının beş gün sonrasında, yani 7 Haziran 2016’da, parlamentoya yaptığı konuşmasında Beşar Esad, “Suriye’nin her karışını terorizmden kurtaracağını” ifade etmişti. Ancak askeri açıdan stratejinin öncelikle Tabka’daki hava üssünün ele geçirilmesi ve ardından ikinci aşamada bu hava üssünden Rakka’ya yönelik operasyonların yönetilmesi olduğu anlaşıldı.

Operasyonun ilk iki gününde hükümet güçleri kritik öneme sahip Tabka hava üssünün 7 kilometre yakınına kadar ulaştı ve Itıriye-Rakka hattını kontrol altına almayı başardı.[2] Ancak Itıriye-Rakka hattını kontrol altına almaya öncelik verilmesi ile zaman kazanan IŞİD ilk şoku atlatarak kendini toparlamış ve Rakka’dan gelen destek ile karşı saldırıya geçmiştir. Tabka operasyonunun bileşenleri olan Suriye Arap Ordusu (SAO), Ulusal Savunma Güçleri (USG), Süheyl Hasan liderliğindeki Kaplan Güçleri(Kuvvet el-Nimr), SAO’ya bağlı Çöl Şahinleri Güçleri, Baas Tugayları, Milliyetçi Arap Muhafızları, Cumhuriyet Muhafızları’nın yanısıra Rus özel kuvvetleri ve Hizbullah 2 Haziran’da operasyonları başlattı.[3] Ancak bu kadar çok askeri bileşenin merkezi bir koordinasyondan yoksun bir şekilde Tabka’ya doğru ilerliyişi ilk etapta hızlı bir başarı getirse de, daha önce de ifade edildiği gibi, Itıriye-Rakka hattında zaman kaybedilmesi ve hava desteğinin zamanında gelmeyişi nedeniyle ağır bir şekilde başarısız oldu. Birlikler dağınık bir şekilde geri çekilmek zorunda kaldılar ve ardından operasyona katılan kuvvetler karşılıklı olarak birbirlerini suçlamaya başladılar.

Aynı dönemde Rakka’ya operasyon düzenleyen tek taraf Suriye hükümeti değildi. 24 Mayıs’ta PYD’nin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri Koalisyonu ABD hava desteği ile Rakka’ya yönelik operasyonlarına başlamıştı.[4] O dönemde bu eşzamanlı Rakka operasyonları Rusya ve ABD’nin Rakka’nın ikiye bölünmesi hususunda aralarında anlaştığı yönünde yorumlanmıştı. Bu cephede işler umulduğu kadar yolunda gitmedi ve PYD’nin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri elde ettiği kimi kazanımlara rağmen ağır kayıplar verdi. Ancak YPG henüz Suriye hükümeti gibi Rakka cephesinden çekilmiş değil be  Haziran’dan beri operasyonlarını Rakka’nın batısında devam ettiriyor.[5]

Fırat Kalkanı Operasyonu

Bu noktada Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu ile daha sık zikredilmeye başlanan el Bab tüm tablonun içinde oldukça kilit bir noktada. Cerablus ile başlayan ve Çobanköy ile devam eden Fırat Kalkanı Operasyonu ile Cerablus-Azez arası kapatılarak 98 kilometrelik sınır hattı IŞİD’den temizlendi. Fırat Kalkanı Operasyonunun başlaması ile birlikte alevlenen tartışmalar ve yorumlar anlaşılabilir bir şekilde Türkiye iç siyaseti bağlamından yola çıkarak değerlendiriliyor. Ancak bir adım geriden, özellikle Suriye’deki mevcut tablo üzerinden bir okuma yapmak da şu aşamada, Fırat Kalkanı Operasyonu’nun Suriye’deki mevcut güç dengesine ve sıcak gelişmelere muhtemel etkisini görebilmek bakımından önemlidir.

Operasyonun 13. günü itibari ile TSK’nin sahadaki müttefik unsurlarla birlikte 98 kilometrelik hattı Suriye içlerine doğru yani güneye doğru genişletmeye başladı. Suriye’deki güncel gelişmelerin yönünü büyük ölçüde tayin edecek husus ise güneye doğru ilerleyen TSK ve müttefik unsurların nereye kadar ilerleyeceği ve ilerleyecekse Rakka yönüne mi yoksa Halep yönüne mi doğru olacağı meselesidir. Bu meselede dile getirilen üç temel senaryo ile karşı karşıyayız. Birinci senaryo Cerablus-Azez-Mare hattını güvenli bölge haline getirme ve en fazla el Bab’a kadar ilerleyip geri hattın güçlendirilmesine yoğunlaşma. İkinci muhtemel senaryo ise Suriye hükümetinin yoğunlaştırdığı operasyonlar nedeniyle Halep’te çembere alınan muhalif güçlere lojistik destek hattını açılması. Ve son senaryo ise ilerlemenin el Bab’ı aşarak Rakka’ya yönelmesi.

Birinci senaryo açısından iki temel handikap bulunuyor: Birincisi ABD’nin bu öneriye pek sıcak bakmıyor oluşu, diğeri ise mültecilerin bu bölgede inşa edilecek kamplara yerleştirilmesi durumunda ortaya çıkacak bazı temel sıkıntılar. ABD’nin yaklaşımın değişebileceği ya da Türkiye tarafından bypass edilebileceği ihtimalleri henüz ortadan kalmış görünmüyor. Öte yandan ikinci meselenin çıkmazlarının – kampların inşa süresi, kontrollerinin ve güvenliğinin kim tarafından üstlenileceği, sivillerin çatışma bölgesine taşınması gibi bir durumun ortaya çıkması- henüz açıklığa kavuşturulduğu söylenemez.

Halep’te sıkışan muhalif güçlere lojistik destek hattını açılması olasılığı ise Fırat Kalkanı Operasyonunun başladığı ilk günlerdeki kadar yoğun bir şekilde dile getirilmiyor, fakat sahada güç denkleminde gelişen günlük gelişmelerin bu ihtimali yeniden alevlendirip alevlendirmeyeceğini kestirmek oldukça güç. Özellikle Türkiye açısından, Fırat Kalkanı Operasyonunun tanımlanması ve operasyona yönelik beklentilerin IŞİD ve PYD üzerinde yoğunlaştığı düşünülürse Halep hattında muhtemel genişlemeler PYD ilerleyişini kesme amacına odaklanacağa benziyor.

Azez-Cerablus hattının birleştirilmesinin hemen ardından kuzeyden Cerablus, batıdan da El Bab tarafından iki koldan Menbiç’e yönelme ve Menbiç’i YPG öncülüğündeki SDG’den alıp YPG’yi Fırat’ın doğusuna çekilmeye zorlama hedefleri masaya kondu.[6] Çin’de gerçekleştirilen G20 Zirvesi’nin dönüş yolunda Cumhurbaşkanı Erdoğan, el Bab’ı işaret ederek ABD’nin Türkiye’den Rakka Operasyonlarına katılmasını arzuladığını açıkladı.[7] Böylece üçüncü senaryo ile güvenli/tampon bölge inşasını içeren ilk senaryo önümüzdeki muhtemel iki yol olarak görünüyor. Ancak Rakka’ya yönelik olası bir operasyondan kasıtın ne olduğu da bu noktada önem kazanıyor. Türkiye’nin Rakka’ya yönelik ilerleyişi, a) Haziran başından itibaren dile getirilen YPG’yi Fırat’ın doğusuna çekilmeye zorlama, b)PYD’nin bir süredir denediği şekliyle IŞİD’i Rakka içinde daha geriye itmeye yada c)uzun vadede el Bab kapısından Rakka içlerine doğru ilerleme olasılıklarının hangisini hedefleyecek? Her üç senaryonun kendi dinamikleri, çıkmazları ve etkileri olacağı için senaryoların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor. Öte yandan sabir bir veri olarak, Rakka’nın zorlu bir cephe olduğu da bir gerçektir. Hâlihazırda TSK ve sahadaki müttefik unsurların ilerleyişinin ilk aşamaları büyük bir mukavemet ile karşılaşılmadığı için bir yanılgı yaratmıştır. Bunun öncelikli nedeni, yazının ilk bölümlerinde bahsedildiği üzere Rakka üzerine yoğunlaşan çifte operasyonların, IŞİD’i deyim yerindeyse ‘kale savunması’ için geri çekilmeye zorlamasıdır. Ancak Serhat Erkmen, Fehim Taştekin gibi Suriye’yi yakından takip eden isimlerin de belirttiği üzere el Bab ve özellikle Dabık IŞİD’in kale savunması sahası içine aldığı bölgelerdir. Buraları savaşmadan bırakmasının zorluğu bir yana, IŞİD’in buralarda ciddi bir direniş göstermesi muhtemeldir. Vukuf bölgesinde meydana gelen çatışmalar ve 3 askerin şehit olması, bu açıdan öncü gelişmelerden biri olarak değerlendirilmelidir. Öte yandan TSK ve sahadaki müttefik unsurların, sınırlı yada geniş ölçekte farketmeksizin istikametini el Bab ve Rakka’ya çevirmesi, rejimi Halep cephesinde biraz daha rahatlatacaktır. Her ne kadar Suriye hükümetinin stratejisi bir yanda Rakka cephesinde Tabka hava üssü ve o bölgedeki petrol bölgelerini ele geçirmek diğer yanda ise Halep’te tam kontrol sağlamak olsa da Türkiye’nin sahadaki denkleme eklemlenmesi zaman kazanabilmesinin de yolunu açacağa benziyor. Özellikle Rakka’da PYD-Suriye hükümeti gerilimi yerini en azından bir süreliğine de olsa PYD-Türkiye-ÖSO-IŞİD karşılaşmasına bırakacak gibi. Bu açıdan Fırat Kalkanı operasyonu yakın vadede Halep ve Rakka’daki çatışmaların ve mücadelenin, uzun vadede ise Suriye savaşının ne yöne savrulacağını büyük ölçüde etkileyeceğe benziyor.

 

DİPNOTLAR

[1] “Syrian foreign minister: ‘Fighting IS not our prime”, The New Arab, 1 September 2016 concern’https://www.alaraby.co.uk/english/news/2016/9/1/syrian-foreign-minister-fighting-is-not-our-prime-concern

[2] Suriye ordusu Rakka’da geri çekilmeye başladı, CNN Turk, 21 Haziran 2016, http://www.cnnturk.com/dunya/suriye-ordusu-rakkada-geri-cekilmeye-basladi

[3] “Rejimin Rakka Operasyonu Fiyaskosu”, Suriye Gündemi, 27 Haziran 2016 http://www.suriyegundemi.com/2016/06/27/rejimin-rakka-operasyonu-fiyaskosu/ ;

[4] “US Allied Forces Launch Operation to Liberate Raqqa”, Voice of America, 24 Mayıs 2016, http://www.voanews.com/a/kurdish-led-syrian-democractic-forces-announce-operation-to-liberate-raqqa/3343742.html

[5] Paul Iddon, “What happened to the race for Raqqa?”, 15 August 2016, http://rudaw.net/english/analysis/15082016

[6] Türkiye, El Bab’da devreye girebilir, Haber Türk, 1 Eylül 2016, http://www.haberturk.com/dunya/haber/1290531-turkiye-el-babda-devreye-girebilir

[7] Turkey open to cooperating with US to free Raqqa from DAESH, Daily Sabah, 7 Eylül 2016, http://www.dailysabah.com/war-on-terror/2016/09/07/turkey-open-to-cooperating-with-us-to-free-raqqa-from-daesh