Hukuk Devletinin Krizi

-
16

“Hukuk devletinin krizi” ifadesi ilk olarak, kuramsal tartışmalarda 11 Eylül saldırılarının ardından uygulamaya konulan güvenlik siyasetiyle ilişkili kullanılmaya başlansa da şimdilerde Avrupa Birliği içinde üye devletler Macaristan ve Polonya’daki sağ-muhafazakâr hükümetlerin hukuk devletine aykırı yasal düzenlemelerdeki ısrarı sonucu sık sık dile getirilir olmuştur.

Macaristan’da 2010’dan bu yana iktidarda olan aşırı muhafazakâr Fidezs Partisi lideri Viktor Orban, bir yandan bağımsız yargıyı, basın ve akademik özgürlükleri engellemekle suçlanırken göçmen akınına karşı ülkesinin sınırlarını tel örgülerle kapatması, diğer yandan da uyguladığı sert göçmen politikası nedeniyle Avrupa’da sert eleştirilere hedef olmaktadır. Polonya’da ise muhafazakâr Hak ve Adalet Partisinin yaptığı art arda düzenlemelerle benzer şekilde basın ve ifade özgürlüğünü ve yargı bağımsızlığını tehlikeye attığı dile getirilmektedir. 2017’nin 17 Mayıs’ında Macaristan, 15 Kasım’ında ise Polonya için AP Genel Kurulunda hukuk devleti ilkesine, demokrasiye ve temel haklara aykırılık gerekçesiyle kabul edilen tasarıyla, Macaristan ve Polonya’da hukuk devletinin daha fazla aşınmasının önüne geçilmesi için gerekli önlemlerin alınması istenmiştir.[1] Macaristan ve Polonya’daki muhafazakâr hükümetlerin hukuk devleti bakımından oluşturdukları tehdit kurumsal düzeyde engellenmeye çalışılsa da, muhafazakâr sağın yükselişi yalnız bu ülkelerle sınırlı değildir. Avrupa’da mülteci kriziyle birlikte Avusturya, Almanya, Fransa ve Danimarka’da sağ siyaset yükselişteyken, Trump ABD’si, Putin Rusya’sı, Modi Hindistan’ı ve Erdoğan Türkiye’si ise sağ siyasetin popülist otoriter rejimlere yöneliminin örnekleri olarak sıralanmaktadır (Appadurai, 2017 : s. 17-29).

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---