Irk ve ırkçılığın göçle ilişkili olduğu çağdaş yolları anlamak, hem sosyal bilimciler için hem de ırkçılıkla mücadele için aciliyet kazanmıştır. Özellikle Avrupa toplumlarının yapılandırıcı bir özelliği olarak ırkçılığın tanınması, Avrupa’nın göç rejimlerinin ırkçılık ile nasıl eklemlendiğini ve nasıl ifade edildiğini ele almak için gereklidir. Burada sorulması gereken kavramsal soru şudur: göçmenler, yerleşmiş topluluklar ve yeni gelenler göç rejimleri tarafından nasıl şekillenir ve şekillendirilir? Yazının başında ırk ve göç arasındaki bağlantının tasarlandığı çeşitli yolların bulunduğunu iddia edebiliriz. Burada başlarken altı çizilmesi gereken diğer bir nokta, ırkçılığın ırksallaştırılan grupların varlığına atfen, antropolojik ve doğal bir tepki olmadığı, aksine ırkların/ırksallaştırmanın belirli ekonomik, politik, kültürel vs. akslarda tarihsel süreç içerisinde kurulduğudur. Bu aksiyomdan çıkarılacak öneri farklı siyasal konjonktürde farklı grupların maruz kaldığı ırkçı dışlamaların çeşitliği ve transformasyonudur. Örneğin Avrupa’daki antisemitizm ile postkolonyal göçmenlerin maruz kaldığı dışlama mekanizmalarının, ırkçılığın toplumsal yapıdaki hiyerarşiye genel bir gönderme yapmasının ötesinde, farklı analitik kavramlarla irdelenmesi gereken olgular olduğunu söylemek yerindedir. 

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---