Her kim ki kapitalizm hakkında konuşmak istemez, o zaman faşizm hakkında sessiz kalmalıdır.

Max Horkheimer

Marx, Hegel’i izleyerek, tarihin bazen tam anlamıyla tekrarlandığını söylüyordu. Fakat ilk kez bir trajedi biçimi olan olay, ikinci kez bir komedi biçimine dönüşür. Bu formül gerçekten çarpıcıdır, fakat belirli bir açıdan geçerlidir: Çünkü kanlı komediler de vardır. Louis Bonaparte, belirli bir açıdan komikti ve tarihte, başkalarını öldürmekten başka bir şey yapmayan komikler de vardır.

Nicos Poulantzas

Ekim Devrimi’nin 100. yıl dönümünü yaşadığımız bugünlerde, bir sosyalist devrim ihtimali, faşizmin etrafımızı kuşatan karanlığından dolayı gittikçe bulanıklaşıyor. Faşizmin[1] bir gerçeklik olarak tekrardan siyasal ajandamıza girmesi ve düşüncemizin bir nesnesi haline gelmesi, siyasal tahayyülümüzden devrim fikrinin uzaklaşması ile de alakalı. Bu durum ikisinden birinin sonunda ötekini yok ettiği bir katastrofik bir çatışmayı işaret etmese de, faşizmin yükselişi aynı zamanda “işçi sınıfının ideolojik ve devrimci örgütlerin niteliksel bunalımına rastlamaktadır”.[2] Ancak faşizm ne sadece işçi sınıfı ve onun organik örgütlerinin bunalımının direkt bir sonucudur ne de 1921 yılında İtalyan Komünist partisinin dediği gibi “devrimci durumdan” doğmaktadır. Bununla birlikte, faşizm sadece 1933 yılında Komintern’in ekonomist bir perspektifle tanımladığı gibi “finans kapitalin en gerici, en şovenist ve emperyalist terörist diktatörlüğü”ne[3] indirgenemeyecek de bir olgudur. Böyle bir perspektif, kitlelerin faşizmde ne bulduğunu açıklamaktan uzak kalır ve faşizmi ekonomik süreçlerin bir sonucuna indirger; toplumsal aktörlerin rolünü ve faşizmin “olağanüstü devlet biçiminin özel bir rejimi”[4] olma niteliğini es geçer. Buna ek olarak, faşizm sınıf mücadeleleri ve devletin bu mücadele içerisindeki özgül rolü yok sayılarak parlamenter demokrasinin krizinin veya toplumsal bunalımların bir sonucu olarak da görülemez.[5] Böyle bir perspektif, faşizmi liberal demokratik kurumların aşınmasına indirger; devletin ideolojik aygıtlarının burjuva demokrasisinde değil de faşist rejimde tek bir amaç için birleştirildiği yanılgısına yol açar. Faşizm olgusunu anlayabilmek için, belirli bir tarihsel momentte ortaya çıkan ekonomik, siyasal ve ideolojik bunalımların birbirlerini nasıl etkilediğinin ve birbirlerine nasıl eklemlendiğinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. 

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---