Kapitalist bir toplumda ‘kamu’ fikri, bir yanıyla ekonomi ve politika arasında var olan ayrım içerisinde şekillenip; diğer yanıyla, politik alan içerisinde kurulan formel bir eşitliğe dayanmaktadır. Dolayısıyla, kamusallık için doğrudan bir ekonomik eşitlik gerekmez. Bunun yerine, tam da bu alanda mevcut olan eşitsizliklerden doğan sınıf çelişkisinin belli bir tarihsel momentte sabitlenmesi ile ortaya çıkar. Bu çelişkinin aldığı biçim, kimin ‘kamu’ya dahil edilip kimin edilmeyeceğini ve dolayısıyla oluşan formel eşitlikten kimin yararlanıp kimin yararlanamayacağının da belirleyicisidir.[1] Analize sınıf mücadelesinin dâhil edilmesi ile birlikte, kapitalist devlet de denklemin bir parçası haline gelir[2] ve devletin politika geliştirirken ne ölçüde ‘tarafsız’ olacağı, ortaya çıkan politikalardan kimin/ne ölçüde yararlanacağı oluşan kamu fikri içerisinde şekillenir.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---