Laiklik ve sekülerizme[1] ilişkin iki farklı modelin olduğu söylenebilir: Bunlardan ilki keskin biçimde, din ve devlet arasında karşılıklı karışmazlık ilkesinin hüküm sürdüğü Fransa modelini ifade ederken; diğerini ise başta Anglosakson ülkeler ve Almanca konuşulan ülkelerde gözlenen ve din-devlet arasındaki ilişkilerin uzlaşma ile diğer bir ifadeyle devrimci değil evrimci bir yöntemle düzenlenmesini benimsemektedir.[2]

Evrimci ya da Anglosakson/Alman modeli olarak adlandırdığımız bu ikinci modelde devlet ve din arasında özdeşleştirme yasağı devam etmektedir. Bu yasak ise anayasal dayanağını devletin vatandaşlar arasında eşit davranma buyruğunda ve anayasanın din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin hükümlerinde bulmaktadır.[3]  Bu özdeşleştirme yasağının Fransız tipi laiklik modelinden farklı yanı ise pozitif din özgürlüğü ile karşı karşıya gelmeyip; aksine pozitif din özgürlüğünün kullanılması için devletin yükümlülük altında olmasıdır.[4]

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---