Devlet erkanı tarafından mültecilik yerine misafir kelimesinin kullanılıyor olmasındaki politik ve hukuki arka plana aşinayız: Misafir tanımlaması hukuksal olarak hiçbir statüye tekabül etmiyor. Dolayısı ile misafirlik, mülteciler için haklarından soyutlandırılmış muğlak bir alan yaratıyor. Misafir kelimesi tam da bu sebeple bir hak talebini kapsayamıyor zira hak bazlı bir terminoloji değil. Hatay’daki mülteci arkadaşımın “Ne verirlerse kabulumüzdür. Biz burada misafiriz ne de olsa” diye özetlediği durum tam bu aslında.

Son zamanlarda devlet kurumlarının altını çize çize aktardığı “mülteci değil, misafir” ifadesi mültecileri politik haklarından yoksun bırakıyor olmasının dışında bu ülkenin misafirleri ve ev sahipleri arasında kurduğu ilişki açısından mühim. Kadınlar için sığınma evleri yerine konuk evleri terminolojisinin kullanılmasındaki sembolik önem ne ise mülteci yerine misafir kelimesinin kullanılmasında da aynı önem mevcut. Bu iki hafifletilmiş kavram, öznelerin bir yerden kaçarak gelmiş olduklarını ve geldikleri yere dönmemeleri için devletin alması gereken sorumluluğu gizleyen, fail ve sorumluyu meçhul kılan kavramlar. Özetle, bir şeyden kaçtığınız için başka bir yere sığınırsınız. Ve sığındığınız yer sizin insanlık onurunda yaşama koşullarının temininden meshul olduğu gibi, olayın tekrarlanmaması için gerekli önemlerin alınmasından meshuldur. Misafir teriminin bu tali ifadesi kadar, bugün Suriyeli mülteciler ve Türkiyeli halk arasındaki ilişkiyi özetlemesi açısından öneminin de bu kavram üzerine daha derinlemesine bir bakışı elzem kıldığını düşünüyorum.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---