Yüzyıl önce gerçekleşen Sovyet Devrimi, çekirge afetine uğrayan bir tarlayı kurtarırcasına etkide bulunmuş ve sömürülen sınıfın özneleşmesi için mühim bir rol oynamıştı. V. İ. Lenin’in deyimiyle birbiriyle savaşan emperyalist ülkelerin ücretli köleleri, bu devrim sayesinde karşılıklı dayanışma (mutualité) ruhuna kavuştu. Bu anlamda Türkiyeli bir şahsiyet olarak Mustafa Suphi’nin Ekim Devrimi’ne gösterdiği ilgi ve Rus İç Savaşı’ndaki (1918-1922) Bolşevik yanlısı çabaları oldukça önem arz etmektedir. Bu yazıda Suphi’nin Rus İç Savaşı’ndaki faaliyetlerini ve karşı-devrimcilerle verdiği mücadeleyi tahlil etmeye çalışacağız.

Bilindiği üzere 1917 yılının ilk günlerinden itibaren alevlenen toplumsal öfke, 27 Şubat’ta (12 Mart) çarlık rejiminin (самодержавие: samoderjaviye) yıkılmasıyla amacına ulaşmıştı. Şubat Devrimi’nin iki siyasî aktörü vardı: Petrograd Sovyeti ve Geçici Hükümet.[1] İnkılâbın ilk günlerinde Bolşevikler dışındaki diğer “sol” fraksiyonlar (Sosyalist-Devrimciler ve Menşevikler) tarihsel bir hata yapmış ve iktidarı burjuvazinin tahakkümü altındaki Geçici Hükümet’e bırakmışlardı. Tek amacı savaşı kaldığı yerden devam ettirmek olan burjuva hükümet, kitlelerin temel sorunlarına çözüm bulamamış ve aksine ülkedeki keşmekeşi derinleştiren bir takım adımlar atmıştı. Dolayısıyla proletarya ve onun yakını (apparentés) yoksul köylü katmanları için “mutlak barış ve ekmek” adına yeni bir mücadele dönemi başlamıştı. Nisan Tezleri (Апрельские Тезисы: Aprelskiye Tezisıy) adı altında burjuva hükümeti ve mevcut politikasını tenkit eden Lenin, gerekli sınıfsal dönüşümü şöyle formüle etmişti: “Bugünkü Rusya’da özgün olan şey, proletaryanın bilinç ve örgütlenme düzeyinin yetersizliğinden ötürü, iktidarı burjuvaziye vermiş olan devrimin birinci aşamasından, iktidarı proletaryaya ve köylülüğün yoksul katlarına devredecek olan ikinci aşamasına geçiştir.”[2]

Bolşevikler, ikinci aşamaya geçiş yani sosyalist devrime gidiş için kitleler arasında öncelikle barışçıl, özenli ve sabırlı bir örgütsel çalışma yapılmasından yanaydı. Ancak örgütlenmede gösterilen “azamî legalite”, sosyalist sistemin inşası için yeterli olmadı. Bilhassa burjuva hükümetin liderliğini üstlenen Sosyalist-Devrimci A. F. Kerenskiy’in Bonapartist hayalleri ve General L. G. Kornilov’un askerî-otokratik düşleri, Bolşevikleri yeni bir yöntem arayışına sürükledi. Bu çerçevede Ağustos 1917’de gerçekleştirilen 6. Parti Kongresi’nde silahlı mücadele kararı alındı. Tüm iktidar Sovyetlere (вся власть к советам: vsya vlast k sovyetam) şiarı, yerini “proletarya diktatörlüğü ve silahlı ayaklanmaya” bıraktı. Bu doğrultuda parti içi bazı fikir ayrılıklarına (L. B. Kamenev-G. Y. Zinovyev kliği) rağmen Lenin’in ısrar ettiği silahlı ayaklanma başarıya ulaşmış ve 25 Ekim (7 Kasım) 1917’de burjuva-demokratik sistem sona ermişti.[3] Karl Marx’ın deyimiyle ayaklanma, Rusyalı sosyalistler için bir sanattı. Bolşevikler bu sanatı başarıyla icra eden “muzaffer sanatkârlar” olarak tarihe geçmişlerdi.

Sosyalist inşa, devrimin ilk günlerinden itibaren şekillenmeye başladı. Barış, toprak ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı üzerine ilan edilen kararnameler bunun ilk adımlarıydı. Özellikle toprak ağalarının özel mülkiyetine son verme ve emekçinin üretim üzerindeki otoritesini güçlendirmeye dönük çabalar, devrimin kararlı bir sınıfsal karaktere sahip olduğuna işaretti. Kuşkusuz Bolşeviklerin tahayyül ettiği “Sovyet modeli”, devrime muhalefet eden grupları her geçen gün tehdit etmekteydi. Zira bu sisteme göre bireylerin doğrudan yönetime katılımı amaçlanmakta ve “Sovyet aygıtı” parlamentonun üstünde bir yetkiye sahip olmaktaydı. Başka deyişle parlamentoyu kutsayan kapitalist demokrasinin yerine devrimci demokrasi amaç edinilmişti. Çünkü Marksist düşünce, parlamentoyu birbirinin lafını dinlemeden çene çalan bir ventrus (şiş göbekler) yığını olarak görüyordu.

Karşı-devrimciler ise parlamentarist taleplerde ısrar etmiş ve Sovyet sistemini kesin bir tutumla reddetmişlerdi. Bunun üzerine Bolşevikler, kurucu meclisi veya parlamentoyu Ocak 1918’de feshetti. Sonrasında Brest-Litovsk Antlaşması’nın imzalanmasıyla (3 Mart 1918) birlikte Rusya’da çetin bir iç savaş süreci başladı.[4] 1922 yılına kadar süren savaşta Bolşeviklere karşı Menşevikler, Sosyalist-Devrimciler, Kadetler, Kossaklar, Müsavatçılar, Taşnaklar, Basmacılar, Petluristler, Antonovcular, Dağlılar ve Beyazlar çarpışmıştı. Söz konusu savaşa İngiltere, Fransa, ABD, Almanya, Osmanlı Devleti ve Japonya gibi yabancı devletler de dolaylı olarak veya doğrudan iştirak etmişlerdi.[5]

Devrimin vaki olduğu dönemde Rusya’da bulunan Mustafa Suphi, şüphesiz devrime kayıtsız kalmamıştı. Bir süreden beridir Bolşevik örgütlenme içinde yer alan Suphi, 1918 yılının mart ayı başlarında bir neşve-i zafer içinde Moskova’ya gelmiş ve sosyalist inşa sürecinde yer almak için faaliyetlere başlamıştı. Amacı Müslüman Komiserliği bünyesinde bir Türk şubesi açmak ve bu şubeye bağlı bir de gazete neşrederek Rusya’daki Türkler arasında örgütlenme yapmaktı. Nitekim Suphi, Müslüman Komiserliği’nde görev yapan Şerif Manatov’un delaleti sayesinde Stalin’le görüşme olanağı bulmuş ve olumlu bir netice almıştı. Buna göre Mustafa Suphi’nin riyasetinde bir Türk şubesi açılmış ve Yeni Dünya (Новый Мир: Novıy Mir) adındaki gazete 27 (14) Nisan 1918 tarihli ilk sayısıyla yayım hayatına başlamıştı.[6]

Yeni Dünya gazetesi, Stalin’in öncülüğündeki Milliyetler Halk Komiserliği tarafından denetlenmekteydi. Mustafa Suphi’nin yazıları dâhil olmak üzere gazetede neşredilen çeşitli makaleler, ideolojik yönden ağır eleştirilere maruz kalmıştı. Suphi’nin Marksist kişiliği ve gazetenin ideolojik karakterini tenkit eden Milliyetler Halk Komiserliği, bu bağlamda bazı gizli raporlar hazırlamıştı. Eylül 1918 tarihli bir rapor, Suphi ve arkadaşlarının küçük burjuva fikirlere sahip olduğunu aktarmakta ve şu eleştiride bulunmaktaydı: “Yeni Dünya yazarlarından hiçbiri Türk realitesini sınıfsal ve proleter bir bakış açısıyla aydınlatmaya çalışmamakta ve bunu arzu etmemektedir. Sözü geçen gazetenin yazarları açısından bütün Müslüman çevresinin hepsi birdir. Gazete işçi sınıfına çok az değinmektedir.”[7]

Raporda dikkat çeken eleştirilerden biri de Bakü Sovyeti ve Azerbaycan’da yaşanan iç buhranla ilgiliydi. Suphi, Temmuz 1918’de kaleme aldığı bir yazıda Azerbaycan’da zuhur eden karışıklıkları Ermeni milletvekillerinin Bakü Sovyeti’ndeki artan etkisine bağlamaktaydı. Stalin’in komiserliği, bu tespite çok içerlemiş ve Suphi’yi milliyetçilik yapmakla itham edip şu izahta bulunmuştu: “Makale yazarının iddiası gerçekle örtüşmemektedir. Zira Ermeniler, yazarın iddiasının aksine Bakü Sovyeti’nin sadece yüzde 30’unu oluşturuyorlar. Bu yüzde 30’un içinde yüzde 6 oranında Bolşevikler, yüzde 6 oranında Sosyalist-Devrimciler ve geri kalanında Taşnaklar yer almaktadır. Sovyet’teki diğer yüzde 70 ise Ruslar, Türkler ve Lezgilerden oluşmaktadır.”[8]

Söz konusu raporun önem arz eden tenkitlerinden biri de Mustafa Suphi’nin Mayıs 1918’de yazdığı “Türkiye’de Devrim Mümkün Mü? adlı makalesine yönelikti. Zira bu makalede Marksist tutumla pek uyuşmayacak bir üslupla Alman monarşisine övgüler yağdırılmıştı. Buna göre Suphi, Prusya’da kanlı despotizmin olmadığını, imparatorun emekçi tabakaların kaderiyle ilgilendiğini ve devrimin ihtimal dışı olduğunu düşünmekteydi. Milliyetler Halk Komiserliği, Suphi’nin bu mütalaalarını şu şekilde yermekteydi: “Yeni Dünya gazetesinin saf sosyologu, hükümetin Prusya’da sınıf çıkarlarının uzlaşmasına yönelik faaliyetleri kendi başına yürüttüğünü, Almanya’da Sibirya gibi bir yerin olmadığını, siyasî cezaevlerinin olmadığını… ileri sürmektedir. Yazar sanki özel olarak Prusya emperyalizmi tarafından teşkil edilen kürek sisteminden hiç bahsetmemektedir. Alman proletaryasına mensup en iyi insanların cezaevinde azap çektiğini hiç dile getirmemekte ve susmaktadır.”[9]

Mustafa Suphi, Milliyetler Halk Komiserliği ile yaşadığı ideolojik muarazanın aksine Rusya topraklarında yaşanan iç kargaşaya seyirci kalmamış ve Bolşevikler lehine mühim bir faaliyette bulunmuştu. Bu çerçevede 1918 yılı 22-25 Temmuz tarihleri arasında Moskova’da Türk Sol Sosyalistleri Kongresi düzenlenmişti. Söz konusu kongrede Türklerden müteşekkil bir askeri birliğin kurulması yönünde karar alınmış ve akabinde Türk Kızıl Bölüğü teşkil edilmişti. Bu bölük Ağustos 1918’de Ufa ve Kazan üzerine taarruz eden Çekoslovak Lejyonu’na karşı önemli çarpışmalarda bulundu.[10]

Orenburg’taki karşı-devrimci Ataman A. İ. Dutov güçleriyle de savaşan Kızıl Türk birliklerinin Bolşeviklere muaveneti 1919 yılında Volga, Ural, Kırım ve Azerbaycan üzerinde devam etmişti. Mustafa Suphi’nin direktifi doğrultusunda bir taraftan Yüzbaşı Yakup Bey komutasında gönüllü Türklerden oluşan bir bölük Astrahan’da Enternasyonal Tabur içinde mücadele ederken, diğer taraftan bazı Türk enternasyonalistleri Odessa’da Fransızlara ve Beyaz Ordu’ya karşı savaşmaktaydı. Özellikle Fransız İşgal Müfrezesi içindeki birçok Müslüman asker, başarılı örgütlenme sonucu Kızıl Ordu saflarına iştirak etmişti.[11]

Kızıl Türklerin 1919 yılında faaliyet yürüttüğü bölgelerden biri de Kırım’dı. Bu dönemde Mustafa Suphi, Komintern tarafından güney bürosuna gönderilmiş ve Kırım’da çalışma yapmak üzere tavzif edilmişti. Kırım’da örgütsel faaliyetlere ağırlık veren Suphi, Simferepol (Akmescit) kentinde Yeni Dünya gazetesini neşretmeye devam etti. Örgütsel çalışma sonunda Doğu Gönüllüleri Enternasyonal Alayı vücuda getirildi. 12. Sovyet Ordusu bünyesinde yer alan bu alay, bilhassa 1919 yılı yaz mevsiminde Kırım’ı tehdit eden A. İ. Denikin kuvvetlerine karşı ciddi bir mukavemet sergilemişti.[12]

Suphi’nin Kırım’dan sonra faaliyet yürüttüğü savaş alanlarından diğeri Türkistan’dı. Buraya temayül etmesinin en önemli sebeplerinden biri Afganistan ve İran üzerinden Anadolu’ya geçip Türkiye’de bir sosyalist devrime öncülük etmekti. Türkistan’da Yeni Dünya gazetesini yayımlamaya devam eden Suphi, burada da bir Türk Kızıl Bölüğü teşkil etti. Bu dönemde Başkırdistan Cumhuriyeti Askerî İşler Halk Komiseri olan Zeki Velidi Togan, Lenin ve Trotskiy’e yazdığı bir telgrafta bölükle ilgili şu malumatı vermişti: “Bu bölük Frunze komutanlığında, Türk komünistleri Lütfi Ömer ve Mustafa Suphi tarafından Taşkent’te kuruluyor.”[13] Komutasını Yüzbaşı Nedim Agâh’ın üstlendiği bölük, Bolşeviklerin Türkistan’daki mücadelesine önemli bir katkıda bulunmuştu.

1920 yılının sonbahar mevsimine gelindiğinde Mustafa Suphi, artık Sovyet Rusya’nın iç savaşından ziyade daha çok Türkiye’de yapılacak bir sosyalist devrime ağırlık vermeye başlamıştı. Nitekim Eylül 1920’de Bakü’de Türkiye Komünist Partisi kurulmuş ve ilk kongresi gerçekleştirilmişti. Ankara yönetiminin verdiği sözler itibariyle Anadolu’ya gidilecek ve sosyalizme geçiş için Türkiye toplumunun bilinç seviyesi yükseltilecekti. Lakin Sovyet Rusya’nın “Ankaralı muhipleri”, Suphi ve 14 omuzdaşı için Ocak 1921’de bir “kurt kapanı” kurmuştu. Bu bağlamda Rusya Federasyonu Devlet Arşivi’nde Maşa Katinova ismiyle yazılmış bir makalede şu satırlar geçmektedir: “Âlemşümul emperyalizme karşı devrim cephesinde yer alan Türk devrimcileri… 28 Ocak 1921’de başında Mustafa Suphi’nin yer aldığı 15 değerli evladını devrim tanrısına kurban verdi.”[14]

Sonuç olarak sınıfsal karaktere sahip Rus İç Savaşı’nda Mustafa Suphi’nin dikkate değer bir mücadele yürüttüğü müşahede edilmektedir. Her ne kadar Milliyetler Halk Komiserliği gizli tuttuğu bazı raporlarda Suphi’nin Marksist kişiliğini ve sosyalist duruşunu tenkit etse de Rusya’daki Türk esirler Suphi sayesinde örgütlenmiş ve Bolşeviklerin safında sebatkâr bir şekilde savaşmışlardı.

 

DİPNOTLAR

[1] Paul Dukes, A History of Russia Medieval, Modern, Contemporary (Rusya Tarihi Ortaçağ, Modern Çağ ve Günümüz), The Macmillan Press Ltd., London 1990, s. 222.

[2] V. İ. Lenin, Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yayınları, Ankara 2010, s. 10.

[3] A. M. Pankratova, G. D. Kostomarov, Letopis Velikoy Oktyabrskoy Sotsialistiçeskoy Revolyutsii (Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin Yıllığı), İzdatelstvo “Akademii Nauk Soyuza SSR”, Moskva 1942, s. 7.

[4] İsmet Konak, Türkiye’nin İç Savaş (1918-1922) Döneminde Sovyet Rusya İle İlişkileri, (Yayımlanmamış Doktora Tezi), İstanbul 2017, s. 178.

[5] J. Frederic, Jr. Fleron, P. Hoffman Erick, F. Laird Robbin, Soviet Foreign Policy: Classic and Contemporary Issues (Sovyet Dış Politikası: Klasik ve Güncel Sorunlar), Aldine De Gruyter, Newyork 1991, s. 52.; S. Kara-Murza, Grajdanskaya Voyna 1918-1921 (İç Savaş 1918-1921), İzdatelstvo “Algoritm”, Moskva 2008, s. 50.

[6] Yavuz Aslan, Türkiye Komünist Fırkası’nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1997, s. 26-27.

[7] GARF, Fond: P-1235, Opis: 93, Ed. Xr.: 163, L. 206.

[8] GARF, Fond: P-1235, Opis: 93, Ed. Xr.: 163, L. 210.

[9] GARF, Fond: P-1235, Opis: 93, Ed. Xr.: 163, L. 211.

[10] Mustafa Suphi ve Yoldaşları: 28-29 Ocak 1921’i Unutma, Haz: İnfo-Türk Ajansı, Güncel Yayınları, İstanbul 1977, s. 60.

[11] O. İ. Gigineişvili, V. İ. Danilov, S. F. Oreşkova, A. M. Şamsutdinov, Velikiy Oktyabr i Turtsiya (Büyük Ekim ve Türkiye), İzdatelstvo “Metsniereba”, Tbilisi 1982, s. 12.

[12] Önder Sağlam, Ölümsüz Savaşçı Mustafa Suphi, Ürün Yayınları, İstanbul 1978, s. 41.

[13] Aslan, a.g.e., s. 48.

[14] GARF, Fond: 5402, Opis: 1, Ed. Xr.: 245, L. 287.