Otoriteryan Neoliberalizmin Yükselişi

-
25

Ani ekonomik krizlerin kendiliğinden köklü tarihsel olayları doğurmadığı söylenebilir; bu krizler ulusun ilerideki yaşamının gelişimini etkileyecek sorunların belirli düşünce yapıları ile düşünülmesi, belirli biçimlerde sorunların ortaya konması ve çözülmesi için bir alan yaratabilir.

Kriz tamamıyla eskinin öldüğü ve yeninin de doğamadığı gerçeğinden oluşur. Bu geçiş sürecinde hastalıklı semptomlar görülür.

Antonio Gramsci, Selections from the Prison Notebook

Göründüğü kadarıyla, serbest piyasa kapitalizminin eleştirel düşüncesine destek kazanmak için biçilmiş kaftan olan 2007 krizi sonrasının en dikkat çekici durumlarından birisi Avrupa sosyal demokrat partilerinin süregiden krizden yeteri kadar fayda sağlayamamış olmalarıdır. Örneğin, Alman Sosyal Demokrat Partisinin (SPD) gerileyerek 1945 genel seçiminden sonra 2009 yılında en kötü seçim sonuçlarını elde etmesi; İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nin (SAP) 2010 seçiminde aldığı desteği kaybetmesi ve partinin yönetimden düşerek hegemonik olmayan pozisyonun kesinleşmesi; ki bu seçimde, parti 1920 yılından beri en düşük oyu almıştır; İspanya Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) 2011 genel seçimlerdeki büyük hezimeti. Magnus Ryner (2010, 554) bu ülkelerde ve diğer yerlerdeki şaşırtıcı olmayan gelişmeleri dikkate alarak şu sonuca varmaktadır: “Neoliberalizmin hegemonik aurasını kaybettiği yolda ona eşlik etmek (Avrupa) sosyal demokrasisinin etkili siyasi bir aktör olarak var olamaması demektir.” Bununla birlikte, küresel ekonomik durgunluğun arttığı gerçeği ve büyüyen Euro Bölgesi krizi var olan bu trendi tersine çevirecek gibi gözükmemektedir.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---