Siyasi, iktisadi ve toplumsal arenada hegemon olmuş iktidarın kültürel alanda arzuladığı seviyeye ulaşamaması bu alanı arzulanan bir eksikliğe dönüştürmüştür. İktidar kanadının sık sık dile getirdiği kültürel iktidarın sağlanamaması meselesi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, Ensar Vakfı’nın Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen 38. Genel Kurul’da şu şekilde dile getiriliyordu:

“Biliyorsunuz siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hala sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var. Elbette çok sevindirici, ümit verici gelişmeler yaşandı. İmam hatiplere olan ilginin artması; tüm okullarda Kuran-ı Kerim, Siyer-i Nebi, Osmanlıca gibi derslerin seçmeli olarak okutulması başlı başına çok güzel şeyler. Bununla birlikte ülkemizin ihtiyacı, milletimizin talebi, bizim hayalimiz olan nesillerin yetiştirilmesi konusunda hala pek çok eksiğimiz bulunuyor. Dilimizden tarihimize kadar birçok alanda ecdadımıza ve kültürümüze duyulan husumetin ürünü bir yaklaşımla hazırlanmış olan müfredatlar daha yeni yeni değişiyor. Medyadan sinemaya, bilim teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda hala en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabancı zihniyetteki kişilerin, ekiplerin, hiziplerin bulunduğunu biliyorum. Açıkça söylemek gerekirse bu durumdan da büyük üzüntü duyuyorum.”

Bu ve buna benzer öz-eleştirel söylemler son yıllarda oldukça artmış kültürel alanın ecdat kültürüne düşman bir inşasının yapıldığının altı birçok kez çizilmiştir. Yerli ve milli kültürden uzak bir biçimde kültürel alanı dominize eden cenahın öznesi, “beyaz Türkler,” Kemalistler ve solcular olmuştur.[1] Ancak bu, kültürel alanın ‘ülkesine ve milletine yabancı’ bir özneye terk edildiği ve bu alanda bir mücadele verilmediği anlamına gelmemelidir. İktidar için ‘sevindirici’ ve ‘ümit verici’ addedilen görünür gelişmelerin dışında gündelik hayat pratiklerinin dönüşümüyle de kültürel alan hegemonize edilmeye çalışılmıştır. Bu yazı kapsamında bu pratikler, kültürel alanın hegemonize edilme çabasının uzantısı olarak irdelenecektir. Bu bağlamda, bir yanda İslami burjuvazi tarafından yaratılan üretim sürecinin çıktısı diğer yandan da İslamcılığın hegemonya oluşturma aracı olarak nitelendirebileceğimiz Pop-İslam örnekleriyle birlikte ele alınacaktır.

Katı olan her şeyin buharlaştığı bir evrende, din de değişen ve dönüşen bir yapının içinde yer almış; burjuvazinin dinsel olanı pazara sürmesiyle birlikte Ortodoks dindarlık biçimleri daha liberal, daha soft bir forma meyletmiştir. Dünyevi hazlardan pay alma, modern ve kapital olana uyum sağlama gibi maddi istençler, inanan bireylerin gündelik yaşamlarında dönüşümün kapısını aralamıştır. Gündelik yaşamın ideolojisi olarak popüler kültür ise küreselleşmeyle yeniden şekillendirilen dini yaşam formatını popüler kültür ürünleriyle temsil ederek popülerleşen bir din yaratmıştır. Dünya genelinde yayılmakta olan popüler din olgusunun Türkiye tezahürü olarak da değerlendirilen Pop-İslam aynı zamanda İslamcılığın kültürel muarızlığını kapatma ve ideolojisini yayma maksadıyla başvurduğu ideolojik bir araçtır. Ayrıca muhafazakâr tabanın kendi yaşam stilini çağın gerek ve kolaylıklarına uygun olarak gerçekleştirme istencinin karşılığı olan Pop-İslam, bireysel anlamda da kendini tüketerek yaratan inanan bireyin var olma şeklidir. Bu anlamda teolojik bir içeriğe değil sosyo-politik bir anlama sahip olan Pop-İslam, dinselin gündelik pratikler ve söylem düzeyinde yakınlaşması, zor kullanmaksızın yani rızayla İslamcılığın ideolojisinin gündelikleşmesinin ve kamusalın İslamileştirilmesinin uygulamasıdır.

Dini bir tanımlama olmasının dışında kültürel ve siyasal bir kimliğe de atıfta bulunan Müslümanlık, modernite ile olan karşı karşıya gelişlerini küreselleşmeyle birlikte ortadan kaldırmaya başlamıştır. Küreselleşme ile kültürel ve coğrafi mesafelerin silikleşmesi, İslam ile modernite arasındaki mesafeli konumlanışları yakınlaştırmıştır. Böylece inanan birey modern hayatın nimetlerinden faydalanmaya başlamıştır. Ancak bu faydalanma inanan bireylerin dinsel alanı referans göstermesi ile gerçekleşir. Kısacası, küreselleşmeyle birlikte 21.yüzyılda din yeniden yorumlanmış, İslam ve serbest piyasa arasında çeşitli köprüler kurulmuştur. Serbest piyasa ekonomisi uygulamalarıyla küresel dünyaya hızlı bir uyum sağlayan Türkiye’de de küreselleşme İslamcılığın itici gücü olmuş bu da Müslüman hayat tarzında farklılaşmaların önünü açmıştır. Küreselleşme ve küre-yerelleşmeyle birlikte dayatılan değil talep edilen bir hale bürünen yeni yaşam biçiminde gündelik hayat İslami referanslarla düzenlenmiş, zevkler İslamileştirilmiştir. Böylelikle İslam’ın geleneksel yorumlanışı yerini burjuva güdümlü popüler bir kültür algısına bırakmıştır. Benimsenen yeni yaşam biçimiyle giyimden müziğe, sosyal alandan ticari alana kadar birçok kültürel konuda değişiklik yaşanmıştır. Burjuvazi, kültürel sermayesini de en karlı biçimde ortaya koymak ve kendisini aşağı gördüğü sınıflardan ayırmak için “öne-çıkarma” stratejisine başvurmaktadır.[2] İslami burjuvazi de aynı şekilde kendini aşağı gördüğü kültürlerden, Erdoğan’ın konuşmasında işaret ettiği ülkesine ve milletine yabancı olanlardan “öne çıkarmak” için İslam kültürünü kullanarak İslam’ın kültür endüstrisini yaratmıştır. İslam’ın ekonomik ve ideolojik egemenliğini perçinlemek için popüler olanla kurduğu bağ kendine özgü bir kültür endüstrisi yaratarak hem piyasaya hem de bilinçlere yönelik bir hamle gerçekleştirmiştir. Modern kapitalist toplumun şeyleştirdiği birey, “İslami çağırma” ile İslam’ın kültür endüstrisinde özneleştiğini hisseder. Yani çağın şartlarına ve İslam’a adapte olmuş beğenilerinin karşılığını bulma arzusunda olan inanan bireyin yeni yaşam formunun, piyasanın ve İslamcılığın dikkatini çekmesinin de İslami bir kültür endüstrisinin doğmasını tetiklediği söylenebilir.

Popüler kültür ve kültür endüstrisinin İslam özelinde görülen pratikleri, modadan metalara; iletişim araçlarından sosyalleşme mekânlarına kadar birçok alanda kendini göstermiştir. Her biri ayrı bir inceleme konusu olan bu alanlar bir taraftan tüketim toplumunun bireyinin isteklerine karşılık verirken diğer taraftan da ideolojik yayılmanın araçları olarak karşımıza çıkmaktadır. İslami hayat tarzının siyasallaştırıldığı alanlardan birisi olarak İslami moda, kamusal alandan dışlanmış olan inanan kadının İslami hareketler neticesinde kamusal görünürlüğünü artırması ve siyasallaşması ile birlikte kendi kimlik ve yaşam biçimine uygun olarak giyinme arzusunun karşılığı olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bir gereksinimin ötesine geçen İslami moda, hem siyasi bir kimliğin referansı hem ideolojik yayılmanın aracı hem de İslami pazarın çıktısıdır. Günümüzde tarafları tarafından da tartışma konusu olan İslami moda, Türkiye özelinde başörtüsü meselesiyle birlikte düşünülmesi gereken ancak bu meselenin çok ötesine geçmiş bir konudur. Büyüyen İslami pazarın rant alanlarından birisi olan moda, tekstil üretiminin yanı sıra, İslami defileler, İslami alışveriş siteleri ve İslami bloglarla da etki alanını genişletmiştir.

Yine sıkça gündeme gelen ve tartışılan bir diğer popülerleşme biçimi İslami iletişim araçlarıdır. “Tebliğ” gayesiyle İslamcı ideolojiyi yayma, görünür kılma ve bilinçlere nüfuz etmenin aracı olarak kullanılan İslami iletişim araçları, oldukça geniş bir inceleme sahasıdır. İslami kanal ve radyolardan, bu kanallarda yayınlanan dini dizi, program formatlarına, İslami filmlerden bestseller kitaplara kadar birçok uygulaması olan iletişim araçları popüler kültürün zihinlere işleme özelliğinin en net örneklerinden birisidir. Yine kimi Diyanet İşleri Başkanlığı[3] tarafından doğrudan kimi ise devlet dışı örgütlerce kurulan online ibadet siteleri ve İslami portallar da pop-İslam’ın iletişimin nimetlerinden yararlanmasının bir diğer örneğidir. Tebliğ gayesiyle hareket eden ve ulusal sınırları aşmanın bir aracı olarak görülen İslami portallar, modern iletişim araçlarıyla İslami ölçütlere göre bireyler arası iletişimi sağlayarak somut bir toprak parçasının ötesinde, sanal bir uzamda mümin cemaati yaratmaya çalışılmaktadır. Çoğu son derece kuralcı ve fundamentalist bir İslam benimseyen bu siteler, Ortodoks bir teolojik içeriği popüler uygulama ile birleştirmektedir.[4] Kısacası, dinin kazandığı kamusallıkla üretilebilir ve tüketilebilir olması ve sanal ibadeti de içermesiyle popülerleşen İslam, sanal bir vitrinin pazarlanabilir metası haline gelmiştir. Bu bağlamda, İslami iletişim araçları, İslami pazarın hem nesnesi hem de bu pazarı yönlendiren özne olarak, İslamcılığın çıkarları doğrultusunda hizmet vermektedir.

Kamusal görünürlüğü artıkça içinde olduğu alanı dönüştürme çabasına giren İslami kesim, ekonomik ve siyasi iktidarını da kullanarak her şeyin İslami olanını üretmeye çalışmıştır. Tüketim toplumunun modern insanı çevreleyen yapısı inanan bireyi de kuşatmış onu, kendi kültürünü kapitalist değerler etrafında dönüştürmeye yönlendirmiştir. Mekânlar da bu dönüşümden payına düşeni almış, kamusallığın ve görünürlüğün yeni yerleşkeleri olarak İslami bir sosyalleşmeye imkân tanımıştır. Geleneksel anlamda sosyalleşmesini camiiler, ev içi alanlar ve mescitlerde gerçekleştiren inanan bireyler modernleşme ve kentleşmenin etkisiyle ve kapitalizmin koşullarından yararlanarak, geçmişe kıyasla son derece lüks ortamlara taşınmıştır. En yaygın şeklini restoran ve kafelerde gördüğümüz İslami sosyalleşme mekânlarını bu tarz sıradan yerlerden ayıran ise mekânların alkol tüketiminin olmadığı, kadın ve erkeklere özel mescitleri olan, mimarisinde tasavvufi detaylara ya da Osmanlı motiflerine yer veren, helal gıda sertifikasına sahip yerler şeklinde formlaştırılmasıdır. İslami cenahın helal eğlence anlayışını karşılayan bu mekânlar genel itibariyle burjuva muhafazakârlara hitap etmekle birlikte bundan ibaret değildir. Popüler kültürün sınıfları kesen özelliği moda ve iletişim araçlarında olduğu gibi sosyalleşme mekânlarında da alt ve üst sınıfı içine alacak çeşitlendirmelere sahiptir. Özellikle İstanbul, Fatih At Pazarı’nda[5] sayıları gittikçe artan İslami Kafeler, alt ve orta sınıf muhafazakârlara hitap etmektedir. Kafe ve restoran formatının dışında İslami düğün, organizasyon ve mevlitler için tasarlanan mekânlar da İslami şartları sağlaması açısından talebi giderek artan mekânlardandır. Yine büyüyen bir sektör olarak karşımıza çıkan ve beraberinde birçok tartışmayı da getiren bir diğer İslami sosyalleşme mekânı, İslami tatil formatında satışa sunulan otel veya gemi turlarıdır. Özetle, gündelik hayatını İslami şartlara göre düzenleyen inanan birey, İslami alışkanlıklarına uygun olarak sosyalleşmesini gerçekleştirdiği mekânları ya direk İslami bir formatta düzenlemiş ya da farklı mekânlarda İslami ritüelleri[6] gerçekleştirerek orayı İslamileştirmiştir.

Türkiye’de popüler kültürün İslam’la bağ kurması, siyasi ve ekonomik alanı domine eden İslamcı ideolojinin sosyo-kültürel alanda da hâkimiyet kurma gayesi etrafında şekillenmiştir. Popüler kültür bileşenlerinin modernleşme, kentleşme gibi süreçlerin etkisiyle talep edilen bir tarafının olmasının yanı sıra sosyo-kültürel hegemonyanın kurulması için de kullanılması, İslamcılığın temel politikalarından birisi olmuştur. 1980’lerle birlikte Türkiye’nin dünya kapitalist sistemine dâhil olma sürecinin aktörlüğünü üstlenen Türk sağı, siyasi ve ekonomik hegemonyasını sağladıktan sonra sosyo-kültürel alanı da domine etmeye çalışmıştır. İslamcı öznenin öznelliğinin merkezinde yer alan ontolojik boşluk İslamcı öznenin kültürel arzusunun temel belirleyeni olmuştur. Ekonomik gelişimiyle birlikte arzusunu siyasi iktidara yöneltmiş olan İslamcı özne, daha sonra yeni bir iktidar eksikliği olarak kültürel iktidarı arzulamaya başlamıştır. İslamcı ideolojinin eksikliğini duyduğu kültürel hegemonya popüler kültürle buluşturulan İslam ile giderilmeye çalışılmıştır. Bu yönde, kazandığı ekonomik ve politik erk ile “çevreden merkeze” taşınan muhafazakâr kesim, değer ve inançlarını dominant bir yapıya kavuşturmayı hedeflemiştir. Milli Selamet Partisi’nden Refah Partisi’ne gelinceye kadar bugünkü tabanına erişemeyen muhafazakâr siyasi partiler, önceleri kültürel hegemonya yaratma gayesinde değillerdi. İlk hedefleri politik ve ekonomik olan bu partiler, değerler üzerinden politikalar yürütmüş olsa da bu partilerde kendi sosyo-kültürel yapılarını mutlak hale getirme çabası yoktu. Ancak bu durum, özellikle 2000’lerle birlikte değişmeye başlamış, Adalet ve Kalkınma Partisi kültürel alanı da domine etme çabasına girmiştir. Bu doğrultuda piyasa ilişkilerinden faydalanmış, modern hayatın gerekleri doğrultusunda doğan ihtiyaçlar popüler kültür aracılığıyla giderilmiştir. Ancak bu, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı öncesi dönemde, muhafazakâr figürlerin ve İslamcılığın popüler kültürün uygulamalarından faydalanmadığı anlamına gelmemelidir. Pop-İslam, Türkiye’de temel olarak 2000’li yıllarda yaşanmaya başlasa da bundan önce neo-liberal politikalarla birlikte şekillenmeye başlayan kültürel bir yapıdan ve pop-İslami politik figürlerden bahsetmek mümkündür. Yine de, temel olarak pop-İslam, 2000’li yıllarla birlikte İslamcılığın, kültürel açığını kapatmak maksadıyla din ve popüler kültürü birleştirdiği ve gündelik yaşamı şekillendirdiği anlayış olarak karşımıza çıkmaktadır. Kökeninde milli görüş bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi, milli görüş ile birleştirdiği sağ geleneği kültür politikasına da taşımıştır. Piyasa anlayışına entegre ettiği İslam kültürü, kültürel alanda iktidar olmama açığının kapatılmasına dair bir bütünleşmedir. Bu anlamda AKP ve İslamcı ideolojinin en zayıf olduğu yer olarak kültürel alandaki hegemonya savaşı, 1970’lerle birlikte başlamış ancak üretimsel artışını kazandığı erklere paralel olarak 1990’lardan sonra özellikle 2000’lerle gerçekleşmiştir. Bu tarihlerle birlikte muhafazakâr entelektüel üretimin de arttığı gözlemlenmektedir. Kültür endüstrisi içinde büyüyen muhafazakâr entelektüalizm, edebiyat, resim ve müzik alanlarında görünürlüğünü arttırdıkça, kültürü tükettikçe kültürel hegemonyasını sağlayacağını, statüsünü yükselteceğini düşünmüştür.[7] Bu gaye ile popüler kültürün imkânlarından faydalanan İslamcılık, geleneksel yapısını değiştirerek popüler bir İslam anlayışı açığa çıkarmıştır. Seçim kampanyalarından belediye etkinliklerine kadar birçok faaliyet içerisinde popüler kültürle bağ kurulmuş, geleneksel formlar popüler formlar karşısında zayıflamıştır.

Sonuç olarak, küreselleşme, modernleşme, kentleşme, orta sınıflaşma ve iletişim devrimi gibi süreçler gündelik hayatın ideolojisi olarak popüler kültürü yaratmış, bu yaratı da kendini tüketimle var etmiştir. Üretim ve tüketimi odağına alan popüler kültür, dinsel alanı da etkilemiş ve adına popüler din denilen olguyu açığa çıkarmıştır. Genel olarak geleneksel yaşam tarzına ve beğenilerine yönelimi ifade eden popüler dinin İslami biçiminde tersine bir süreç işlemiştir. İslam, popüler kültürle karşılaştığı noktada modern olanla iç içe geçmiş ve günün gereklerine uygun bir yorum geliştirmiştir. Bu yazı kapsamında Pop-İslam’ın pratikleri olarak sınırlı sayıda örneğe yer verilmiş olsa da, Pop-İslam’ın tatbik alanı oldukça geniştir. Popüler kültürün ulaştığı hemen hemen her mecraya dâhil olabilme şansı yakalayan Pop-İslam bu anlamda kültürel erk olma istencine son derece uygun ideolojik bir araçtır. İşbu sebeple büyük piyasa stratejileri, modern teknolojiler ve devlet politikalarının kesişim kümesinde yer alan pop-İslam, Cumhuriyet modernleşmesinin hâkim kültürüne yönelik bir karşı kültür oluşturma çabasıdır.

DİPNOTLAR

[1] Tanıl Bora (15 Şubat 2017), “Kültürel Hegemonya,” Birikim.

[2] Peter Burke(2008) Kültür Tarihi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, s.83.

[3] Diyanet işleri Başkanlığı ‘Kur-an’ı Kerim Portalı’ ya da DİB mobil uygulamaları gibi.

[4] Olivier Roy (2013), Küreselleşen İslam, Metis Yayınları, İstanbul, s.145-167.

[5] Bu kafeler hakkında bkz: http://www.hurriyet.com.tr/bu-kafa-yine-yakar-21068963.

[6] Bu ritüellerden birisi de bir dönem oldukça tartışılan, içten de çokça eleştirilmesi hasebiyle kategorik olarak pek popülerleşemeyen ve yerleşemeyen başörtüsü kutlamaları, başörtüsü takma kararı alan kız çocukları için düzenlenen, bunun için bir mekânın kiralandığı, ikramların dağıtıldığı ve kapanmaya dair ayetlerin okunduğu bir müessiriyettir. Bu etkinlik İslami çevrelerce de yoğun bir şekilde eleştirilmiş bu yüzden de uzun süre kendini var edememiştir. İlgili haberler ve eleştiriler için bkz: http://www.milliyet.com.tr/fatma-barbarosoglu-basortme-gundem-1959468/.

[6] Konuyla ilgili diğer haberler için bkz: http://www.milliyet.com.tr/fatma-barbarosoglu-basortme-gundem-1959468/http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/133821/Bas_ortme_toreni_Yeni_Safak_yazarini_da_cileden_cikardi.html#, https://www.evrensel.net/yazi/72584/basortusu-torenlerine-sasiracak-miyiz, http://www.milatgazetesi.com/basortusu-kutlamasi-in-sunnet-dugunu-out-makale-63023

[7]https://t24.com.tr/haber/tanil-bora-muhafazakarlar-kultur-sanat-alaninda-iktidar-olamamaktan-rahatsiz,250800