“Quo Vadis: Kamu Yönetimi” Bir Kitap İncelemesi:

-
165

Kamu yönetimi disiplinini konu edinen kitabın iki temel motivasyon ile hazırlandığını baştan belirtmek gerekiyor: Disiplinde yeni çalışmalar ve gelişimler ekseninde yapılan tartışmaları tanıtmak ve bunu genç bilim insanlarının katkılarıyla gerçekleştirmek. Bilimsel kaygıda birleşen bu iki nedeni biraz açacak olursak, kamu yönetimi disiplini öteden beri “kimlik bunalımı” tartışmalarına tanıklık etmekte ve tüm çalışmalar içinde yapı, işleyiş ve reform çalışmaları ekseriyeti oluştururken, tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla yönetim sorunsalına eğilen az sayıda çalışma bulunmaktadır (Erat, Ekiz, & Arap, 2018: 6). Örneğin yönetişim; birçok çalışmada liberal ön kabullerin öncülüğünde bir model olarak sunulurken, etkili olsa da az sayıda politik ekonomik temelde tartışmalara ve neredeyse yok denecek kadar az sayıda postyapısalcı analizlere konu olmaktadır. Yine son dönemde yükselişe geçen kamu politikaları çalışmalarının birçoğu mevcut politikaları “kamu” adına değil, kendisi “nesne” olan politikayı geliştirmek için çözümlemektedir. Bu çalışmalar özelde “kamu politikasının” ya da genelde “kamu yönetiminin” disiplin olarak bilgisini arttırmaktan ziyade politikanın çıkarlarına hizmet etmektedir.

Kamu yönetiminin herhangi bir boyutunu ilgilendiren özellikle neoliberal ideoloji ekseninde ortaya çıkan reformlar teorik olarak tüm toplumun ihtiyacı gibi sunulmaktadır. Bu saikla hareket eden ulus-üstü yapılar, bunların tek doğru olduğunu ifade eden binlerce dokümanın dayatması ile devletleri bunları uygulamaya zorlamaktadır. “Akademisyenlerin” makale yazma fantezisi de eklenince ortaya farklı bir tablonun çıkması oldukça güçtür. Oysa kamu yönetimi çalışmalarının nicel olarak artmasına neden olan neoliberal reformların sunduklarıyla, tüm insanların dünya nimetlerinden eşit ölçüde yararlanacağı vaadinin gerçekleşmediği açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Hatta eşitsizliğin birçok ülkede arttığını gösteren çalışmalara rağmen, bu durumun kamu yönetimini ilgilendiren kısmının eleştirel bir boyutla ele alınamadığı görülmektedir. Bunun önemli bir nedeni kolaya kaçmak ve eleştirel çalışmalar yapmamanın akademik ortamda kişiye sağladığı “avantaj”dır. Bu açmaza kısmen çözüm arayan “Quo Vadis: Kamu Yönetimi” kitabında genç bilim insanlarına yer verilerek, eleştirel geleneği sürdürmek ve doğrudan bilimsel kaygılarla disiplinin özünü geliştirmeye yönelik çalışmalara süreklilik kazandırmak amaçlanmıştır.

Herhangi bir konuyu ele almanın iki farklı yöntemi şeklinde özetleyebileceğimiz bilimsel çalışmalara ilişkin bu yaklaşımları tarihin her döneminde görmek mümkündür. Daha modernliğin başlangıcında “Yine de Dönüyor” sözlerini mırıldayan Galileo, hem teknolojik ilerleme hem de insanın özgürleşmesi için savaş veriyor gibiydi. Oysa modernliğin bilime bakan boyutunda yer alan ve birbirine tamamen zıt olan “olumlu ve ileriye dönük” ile “muhalif ve militan” manalara içkin olan söylemler, birbiri ile çoğu zaman mücadele içinde olmuştur. İlkine göre ilerleme esastır ve sürekli buluşların farazi sonsuzluğuna ilişkin bir kavrayış söz konusudur. İkinci söylem ise otoritenin kayıtlamalarını reddetme durumudur. Wallerstein’in (2003: 123-128) “teknoloji ve özgürleşme” modernliği olarak bizlere sunduğu modelin, tarihsel süreç içinde ilerleme boyutunu liberaller, özgürleşme boyutunu ise sosyalistler ve bilime gönül verenler sahiplenmiştir.

“Quo Vadis: Kamu Yönetimi” kitabı bu model açısından muhalif ve özgürleşmeye yönelik çalışmaların azlığından mustarip bir girişimin, kamu yönetimi çalışmalarını, “ilerleme, geliştirme, iyileştirme” anlatılarına başvurarak yapan egemen yaklaşımdan kurtarma çabasının ürünüdür.

Derleyenlerin derdinin anlatıldığı “önsöz”den hemen sonra iki önemli “sunuş” var kitapta. Ahmet Alpay Dikmen akademisyenlerin kamunun vicdanı olmak yerine makam ve para uğruna eleştirel olmaktan uzaklaştıkları serzenişi ile başladığı yazısında, kamu yönetimi disiplinin içinde bulunduğu çıkmaz üzerinde durmuştur. Dikmen’e göre kamu yönetimi, her ne kadar iktidarın merkezinde doğan bir disiplin olsa da, mutlak olarak iktidarı yeniden üretmenin aracı olarak görülmemelidir. Dikmen bu bağlamda geliştirilen çalışmalar yerine bizleri, “kamu olarak adlandırılan sessiz çoğunluğu” görünür kılacak çalışmalara sevk etmektedir. İkinci “sunuş” yazısını kaleme alan Gökhan Orhan, tecrübeleri ve okumaları üzerinden her eserin kendi dönemindeki tartışmaları konu edindiğini ve bilginin bu manada zamana ve mekâna özgü boyutunu vurgulayarak başlamıştır. Hazırlanan kitabın derleyenler açısından önemli bir boyutu olan eleştirel yönüne değinen Orhan, popüler kavramların vaat ettikleri ve neden oldukları arasındaki uçurumu göstermesi ve hâkim söylemlerin çözümlenmesi açılarından kitaptaki tartışmaların katkılarına dikkat çekmiştir.

Kitap, sırası ile Nuray E. Keskin’in ve Arif Erençin’in takdim ettikleri “Tarih ve Disiplin” ile “Reform ve Politika” şeklinde iki kısımdan oluşmaktadır. “Tarih ve Disiplin” kısmında yer alan bölümler ne salt tarih ne de disiplini konu edinmektedir. Konuları sorunsal ediş tarzları nedeniyle hem tarih hem disiplin boyutlarını içermektedirler. Bu kısım kitabın hazırlanma fikri ile oldukça uyumludur. Disiplin boyutuyla öne çıkan bölümlerin kamu yönetiminin önemli yönlerini sorunsal edindiği, yerinde tespitlerle eksiklikleri dile getirdiği ve yapılacaklara ışık tuttuğu görülmektedir. Alanın neredeyse gözden kaybolmaya yüz tutmuş yönetim düşüncesi tarihine ilişkin yapılan değerlendirmede, bu alanı konu edinen çalışmaların zayıf yönleri ve bu zayıflığın devletin yöneten ve toplumun yönetilen olarak sunulduğu “ideal tipoloji”yi pekiştirdiği belirtilmiştir. Yöneten-yönetilen, merkez-çevre ve devlet-toplum ikilikleri üzerinden yürütülen tartışmaların toplumsal ve iktisadi temelleri göz ardı etmek ve yalnızca bu ikiliklere başvurmak yerine benzerlikleri ve farklılıkları birlikte okuyacakları bir araştırma evrenine dayanmaları önerilmiştir. Kamu yönetiminde kimlik bunalımının ve yöntem sorununun farklı boyutlarıyla ele alındığı bölümlerde ise modern-postmodern ayrımına başvurularak yöntem sorunu ele alınmış ve krizi çözmek için ontolojik araştırmalar önerilmiştir. Kimlik bunalımı ve inceleme nesnesinin yeniden tanımlanması sorunsalından kurtulmak için disiplin içinde pozitivist ve hermenötik iki kültürün aşılması ve yönetsel gerçekliğin ontolojik sorgulamaya konu edilmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir.

Tarih boyutu ile öne çıkan bölümler incelendiğinde kamu yönetimi çalışmalarında ihmal edilen yönlerin göz önüne alındığı anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne merkezi mülki yapının inşasını konu edinen bölümde, inceleme nesnesi yapılan nizamnameler, toplumsal ve ekonomik gelişmeler gözetilerek analiz edilmiştir. Aynı tarihsel dönemde belediyecilik birikiminin haritasının çıkarıldığı bölümde, toplumsal ve ekonomik yapı ile yönetsel gelişmeleri bir araya getiren bütüncül yaklaşımların eksikliğine değinilmiştir. Alanın güçlü olduğu düşünülen noktalarında önemli boşlukların olduğu tespit edilmiştir: Dönem çalışmalarının eksikliğinden kaynaklanan yasal-kuramsal gelişimde görülen tarihsel boşluk, alanın farklı disiplinler arasında bölünmüş olmasından kaynaklanan disiplinlerarası çalışmaların eksikliğinden kaynaklanan boşluk; merkezileşme/merkez-ademi merkeziyet-özerklik-bağımsızlık gibi kavramların birbirinin yerine kullanılmasından kaynaklanan kavramsal boşluk.

Bir diğer bölümde bürokrasi yazını Türk siyasal hayatındaki tarihsel kırılmalar bağlamında ele alınmıştır. Bürokrasinin ana akım ele alınış tarzının farklı dönemlerde iki ayrı tezahürü olarak karşımıza çıkan ussal ve ussal olmayan bürokrasi kavrayışının nedenleri, iktidar dolayımı esas tutularak ve devletin üstlendiği toplumsal işlevlerle ilişkilendirilerek açıklanmıştır. Kamu-özel ilişkisinin mülkiyet boyutunu kamulaştırma üzerinden çözümleme amacında olan bölümde de detaylı bir yazın taraması söz konusudur. Kamu yönetimi disiplininde yaşanan paradigma değişimi, bunun kamu-özel ilişkisi yaklaşımlarına yansımaları ve Türkiye’de kamu yönetimi yazını içinde kamulaştırmaya ilişkin geliştirilen yaklaşımlar ele alınmıştır. Feodal yönetim karşısında modern anlamda kamu olgusu ile kapitalizmin kendi iç gelişiminde değerler ve olgular alanının birliği ve ayrılığını temel alan yaklaşımlar üzerinden kurgulanan bölüm boyunca toplumsal dinamikler göz önünde bulundurulmuştur. Böylece kamu yönetimi disiplini içinde kamulaştırmanın işlevsel değişimi ortaya konulmuştur. Bürokratik kolektivizm literatürüne dayalı bir diğer bölüm, egemen anlayış ve yaklaşımların değişebileceğine ilişkin alternatif bir yaklaşımı incelemektedir. Bu çalışma, kapitalizmin sonsuza kadar sürecek tek sistem olmadığını düşünenlere, kapitalizmin yıkılışını demokratik bir toplumun izlememesi durumunda, bürokratik kolektivizm kuramcılarının görüşlerinde olduğu gibi farklı alternatiflerin düşünülebileceğini göstermektedir.

“Quo Vadis: Kamu Yönetimi” kitabının “Reform ve Politika” kısmında yapılan çalışmalar genel olarak eleştirel ve tanıtıcı yönleriyle öne çıkan bölümler olarak ikiye ayrılabilir. Devletin dönüşümü ve bu bağlamda edindiği yeni işlevleri yönetişim kavramı üzerinden inceleyen iki farklı bölümün ilkinde yönetişim; küresel kapitalizmin gelişimi, buna bağlı olarak üretim süreçlerinde yaşanan değişim ve nihayetinde kamu yönetiminde yaşanan dönüşüm çerçevesinde ele alınmıştır. Sermayenin, metanın ve emeğin küresel bir niteliğe büründüğü süreçte yönetişimin, bireyleri bu sürece dâhil etmenin aracı olduğu sonucuna varılmıştır. İkinci bölümde ise ulus-üstü kurumların yönetişimin yayılmasına olan etkisi ve liberallerin yönetişimi savunma biçimleri üzerinde durulmuştur. Neoliberal çerçevede iddia edilen yönetişimin nötr bir kavram olmadığı, yönetişimle hayatımıza giren şeffaflık ve hesap verilebilirlik gibi kavramların sermaye lehinde tanımlandığı, sosyal politikaların bu süreçte tasfiye edildiği çıkarımlarında bulunulmuştur. Sonuç olarak sivil toplum kuruluşlarının depolitize olduğu, demokrasi perspektifinin negatif haklarla sınırlı kaldığı ve nihayetinde yurttaşlık haklarının kısıtlandığı ortaya konmuştur. Yine devleti esas inceleme nesnesi olarak ele alan ve bu bağlamda değişen güvenlik anlayışını inceleyen bölümde, özelleşen güvenlik, meşruiyet kaynağının yeniden inşası, güç kullanma niteliğinin değişmesi gibi olguların kamu yönetimi açısından güvenliğin ontolojik, kamusal veya kamu hizmeti niteliğini ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kitapta gittikçe yaygınlaşan kamu-özel sektör ortaklığını konu edinen iki bölüm bulunmaktadır. Bu bölümlerin ilkinde kamu özel sektör ortaklığı, geleneksel kamu yönetiminin çözülüşü ve özelleştirmelerin yaygınlaşması üzerinden Türkiye’de yasal, yapısal ve uygulanan boyutlarıyla ele alınmıştır. İkinci bölüm kamu özel ortaklığının Türkiye’de neredeyse en net ve yaygın biçimi olan sağlık sektörü örneği üzerinden kamu özel sektör ortaklığının sermaye birikimi açısından taşıdığı olanaklar ve modelin meşrulaştırılma biçimleri eleştirel olarak incelenmiştir. Reformların meşrulaştırılma şekillerine yer yer değinilen kitapta bu bağlamda yazılan bölümlerden biri Türkiye’de belediyelerce uygulanan sosyal politikalar yazınını ele alandır. Neoliberalizmin yerelde neden olduğu sosyal politikaların uygulanma biçimindeki değişikliği eleştiren çalışmaların, liberallerin kabul ettiği biçimiyle “sosyal belediyecilik” kavramına yüklenmelerinin sakıncalarına değinilmiştir. Bunun yerine sosyal politika sunum şeklini literatürde sık kullanılmayan “neoliberal belediyecilik” ve “piyasa belediyeciliği” gibi kavramlara göndermede bulunarak tartışmanın ve böylece “sosyal” kavramından devşirilen meşruiyeti kırmanın yolları sorgulanmıştır.

Kitabın “Reform ve Politika” kısmının tanıtıcı ve güncele bakan yönü incelendiğinde Türkçe literatürde neredeyse yok denecek kadar az olan küreselleşme ve yerelleşme tartışmalarında glokalleşme, küre-kentleşme ve küre-büyüme kavramlarının incelendiği ilk bölüm göze çarpmaktadır. İncelenen üç terimin kamu yönetimi reformları, kamu özel sektör ortaklığı, yerelleşme ve yönetişim gibi kavramların anlaşılmasına katkı sunacağı belirtilmektedir. Bir diğer önemli tanıtıcı bölüm ise kent hakkı üzerine olandır. Siyasi açıdan geniş bir içeriğe sahip, ancak hukuksal alanda aynı ağırlıkta yer edinmeyen bu hakkın, hukuk metinleri içinde yer bulma olanakları tartışılmıştır. Kitapta denetimi konu edinen iki bölüm bulunmaktadır. Kamu yönetimindeki denetim faaliyetlerinin yasal çerçevesi üzerinden yürütülen ilk bölümde denetimin uygulanabilirliği bürokratik sorunlar bağlamında kuramsal olarak incelenmiştir. Bunu tamamlayan diğer denetim çalışması bir alan araştırmasına dayanmaktadır. Yeni kamu işletmeciliği bağlamında iç denetimi konu edinen bölümde, ülkenin sosyolojik gerçekliği göz ardı edilerek yapılan reform transferlerinin verimli olmayacağından hareketle, iç denetimin işleyişinde karşılaşılan sorunlar tespit edilmiştir. Kitabın son iki tanıtıcı bölümünden biri “kamu yönetiminde etik”tir. Bu bölümde kavramsal ve yasal inceleme sonucunda etiğe ilişkin toplumsal bilinç düzeyinin hala eksiklikler barındırdığı belirtilmektedir. Günceli konu edinen son bölüm, kamu yönetimi alanında mekânsal bilgi üretme, işleme ve paylaşmanın önemli bir aracı olan “coğrafi bilgi sistemleri”ni konu edinmektedir. Son dönemlerde yükselişe geçen kamu yönetimi ve teknoloji konulu çalışmalar bağlamında düşünülmesi gereken coğrafi bilgi sistemlerinin kamu yönetimi ve siyaset bilimi bölümlerinde okutulmasının özellikle öğrencilere sağlayacağı avantajlar üzerinde durulmuştur.

Quo Vadis: Kamu Yönetimi Neyi Başardı/Başaramadı?

Kitabın hazırlık aşamasında genç bilimcilere daha çok yer vermek hedeflenmiş ancak bu açıdan istenilen niceliğe ulaşılamamıştır. Kitabın ilk kurgusu ile yayımlanmış hali arasında da önemli sayılabilecek farklar vardır. Ancak mana itibariyle hedeflenenler büyük oranda gerçekleşmiştir.

Kitap genel olarak değerlendirildiğinde “Tarih ve Disiplin” kısmının oldukça yoğun kuramsal tartışmaları içerdiği görülmektedir. Bu çalışmalar kamu yönetimi disiplininin geleceği açısından ya yeni bakış açılarının geliştirilmesi gerektiğini önermekte ya da egemen yaklaşımlardan sıyrılmanın yöntemini öğretmektedir. “Reform ve Politika” kısmında kamu yönetiminin en yaygın konuları eleştirel bir tarzda ele alınmış ve güncel tartışmalara yer verilmiştir. Yapılan her politika incelemesi kitapta yer almayan diğer politikaların nasıl analiz edilebileceğine ilişkin ipuçları sunmaktır. Adıgüzel’in (2018) kitabı tanıtım yazısında belirttiği üzere makalelerin tümünde gösterilen bilimsel özen ayrıca toplumsal duyarlılıkla işlenmiştir. Özetle alanda bilgi ve hacim açısından bir tuğla kitabı olan “Quo Vadis: Kamu Yönetimi”, kamu yönetimi üzerine çalışanlar açısından bir yol haritası niteliği taşımaktadır.

Kaynaklar

Adıgüzel, H. (2018). Kamu yönetimi Üzerine Kolektif Bir Çalışma. Cumhuriyet Kitap (s. 15), Cumhuriyet Gazetesi, 26 Temmuz 2018.

Erat, V., Ekiz, C., & Arap, İ. (2018). Önsöz ve Teşekkür. V. Erat, C. Ekiz, & İ. Arap içinde, Quo Vadis: Kamu Yönetimi (s. 6-8). Ankara: Nika Yayınevi.

Wallerstein, I. (2003). Liberalizmden Sonra. İstanbul: Metis Yayınları.