Sokak, İnternet, Muhalefet

Sokak, İnternet, Muhalefet

Want create site? With Free visual composer you can do it easy.

Türkiye’de İnternet ve ifade özgürlüğünün direngen savunucusu, eylemci, eleştirel düşünür Özgür Uçkan’ın anısına.

 

… İnternet doğası gereği, gayrimerkezi, dağıtık, sınır aşan, gerçek zamanlı, kesintisiz, küresel, etkileşimli bir yapıda, çoktan çoka bir iletişim ortamı olduğu, herhangi bir devletin yönetimine tabi olmadığı için, örgütlenme bakımından geçmişteki baskın iletişim biçimlerine kıyasla çok daha fazla imkân sunmaktadır. Nitekim, devletler, çokuluslu şirketler, çıkar lobileri ve uluslararası kuruluşların internetin bu temel yapısına yönelik saldırıları ve onu denetimleri altına çabaları katlanarak artmaktadır. Çünkü denetimlerinden kaçan bu ortamın varlıklarına yönelttiği tehdidi hepimizden önce kavramış bulunuyorlar. Bir zamanlar önce hızlı koşan habercileri oklamaya çalışan, telgraf ve telefonları kesen, matbaaları, rotatifleri, teksir ve fotokopi makinelerini “suç aleti” sayan iktidar aklı değişmemiştir. Sadece işi “biraz” zorlaşmıştır. (Uçkan, 2013, p. 54)

 

Temmuz’un ilk haftasında, çok ama çok erken bir yaşta kaybettiğimiz Özgür Uçkan, Alternatif Bilişim Derneği’nin Hack Kültürü ve Hacktivizm derlemesine yaptığı katkılardan birinde İnternet’in bir çatışma ve mücadele alanı olduğunu bu sözlerle aktarıyordu–iletişim teknolojileri ve toplumsal değişim ilişkisi hakkında yapılan konformist ve kolaycı genellemelerden uzak, incelikli bir kavrayışın gerekliliğini vurgulayarak. Onun anısına atfedilen bu küçük müdahalede medya, yeni medya ve toplumsal hareketler/mücadeleler ilişkisi üzerine bazı noktaları gündeme getirmeye çalışacağım.

I

Tunus’ta patlak veren Arap Baharı protestoları, Orta Doğu ayaklanmaları, İspanya, Portekiz, İzlanda, İtalya, Yunanistan, Wall Street ve Brezilya protestoları Tejerina ve arkadaşları bu ayaklanma dalgalarını “işgal toplumsal hareketleri” (occupy social movements) olarak adlandırırlarken, tüm bu hareketlerin dört ortak özelliğinin altını çiziyorlardı. Kamusal alanların işgali: sembolik, ideolojik, politik ve stratejik önemleriyle işgal edilen kent mekânları hareketlerin merkezi dinamiklerinden birini oluşturmaktadır. İkincisi, neredeyse tüm protesto hareketlerinde yeni medya teknolojilerinin ve özellikle de sosyal medyanın etkin kullanımı ve çevrimiçi aktivizmin ulaştığı boyutlardır. Üçüncü nokta, işgallerin sivil itaatsizlik şeklini almasıdır. Son ortak özellikse, tüm protesto dalgalarında eylem amatörlerinin ve örgütsüz toplumsal kesimlerin protestolardaki etkin konumudur (Tejerina, Perugorria, Benski, & Langman, 2013). Gezi Parkı’nın ve Taksim Meydanı’nın işgali; Gezi Direnişi sırasında sosyal medyanın “çılgın” kullanımı; yaratıcı sivil itaatsizlik eylem dizileri; ve eylem amatörlerinin ve taraftar grupları gibi “olağandışı şüphelilerin” eylemlerdeki aktif varlığı Gezi Parkı protestolarını küresel eylem dalgasının bir parçası olarak okumamıza olanak sunmaktadır[1].

Sosyal medyanın Gezi Parkı Direnişi sırasında son derece etkin kullanımı, siyasi iktidarı sosyal medyayı bir “baş belası” olarak adlandırmasına yol açacak ve çeşitli sansür ve denetim mekanizmalarını devreye sokacak kadar kaygılandırmıştır. Kiminin kâbusu, kiminin rüyası ve umudu. İktidar için bir kaygı unsuru olan şey toplumsal hareketler ve muhalif siyasi örgütlenmeler için bir direniş olasılığı olarak sahiplenilmiştir. Sosyal medyanın, yeni medyanın, yeni iletişim teknolojilerinin, adını ne koyacaksak koyalım, karşı karşıya olduğumuz ‘yeni’liğin ‘ne’liğini anlamak ve bu yenilikle nasıl ilişkilenmemiz gerektiğine dair sorular sormak son derece önemlidir.

II

İlk soru teknoloji, iletişim ve toplumsal değişim arasındaki ilişkinin nasıl kavranacağı ile ilgili.Konu sadece yeni iletişim teknolojilerini ilgilendirmiyor. Teknolojinin tarihsel değişimle ilişkisine dair köklü tartışmalar ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkileniyor. İletişim söz konusu olduğunda ise kitle iletişim araçlarının toplumsal ilişkilerin şekillenmesinde kurucu rol oynadığına dair vurgular ilk akla gelen. Türkiyeli okurun da yakından tanıdığı Harold Innis, Marshall McLuhan, Walter Ong, Jack Goody, John B. Thompson, Anthony Giddens gibi kuramcılar, kitle iletişim biçiminin, ya da kullanılan teknolojik biçimin (yazı ve matbaa gibi erken formlardan telgraf, radyo, televizyon gibi daha geç teknolojik yeniliklere kadar) toplumsal ilişkilerin ritmi üzerinde dönüştürücü bir etkisi olduğunu vurgularlar. Örneğin Ong, iletişimde söze bağlılığın sözlü toplumlarda güçlü bir zamansal eğimi beslediğini, yazılı iletişim biçimlerinin yokluğunda tekrarlanabilir ve formüllere dayalı ritüellerin baskın olduğunu, bunun da geleneği ve gelenekselliği beslediğini vurgular (Stevenson, 2008).

İletişim biçiminin belirleyiciliğine dair vurgunun uç noktalarından biri McLuhan’ın ünlü ‘medium is the message’ (araç iletinin kendisidir) formülasyonudur. “Aslında”, der McLuhan, “bir iletişim aracının ya da teknolojinin iletisi, insani ilişkilerde yarattığı ölçek, ritim ya da model değişikliğidir. Demiryolu hareketi, taşımayı, tekeri, yolu insanlara getirmedi ama mevcut insan işlevlerinin ölçeğini hızlandırdı ve güçlendirdi; yeni kent formları, yeni iş ve eğlence biçimleri yarattı.”

İletişim ve toplumsal değişim ilişkisinin başka bir biçimsel okumasını Thompson, Medya ve Modernite (Thompson, 2008) adlı klasik eserinde sunar. İletişim teknolojileri, zaman-mekân bağlantısını koparırken mekânsız eşzamanlılığın keşfi diyebileceğimiz bir gelişmeye zemin hazırladı. Kısaca, “olaylar uzak bölgelerde meydana gelmesine karşın eşzamanlı olarak tecrübe edilebildi.”

Biçimsel okumalar pek çok açıdan, özellikle de teknolojik gelişmeleri tarihsel bağlamlarından koparmak ve tarihsel gelişimin üzerinde/dışında, aşkın bir yerde konumlandırmakla eleştirildi, ve ‘teknolojik belirlenimcilik’ eleştirileri özetleyen yafta oldu.

III

İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişimlerin toplumsal dönüşüm üzerindeki etkisi hala tartışılıyor. Aslında yeni medya ve toplumsal hareketler arasındaki rabıtanın nasıl ele alınması gerektiğine dair tartışma, önünde sonunda bu ana tartışmaya bağlanıyor. Yeni olana nasıl yaklaşmak gerek? Bu, son otuz-kırk yılın en can alıcı sorularından biri aslında. Yeni toplum modern mi, post-modern mi, ileri modern mi? Kapitalizm bildiğimiz kapitalizm mi, değil mi, yoksa ne? İdeolojilere, büyük anlatılara ne oldu? ve benzeri bir dizi soru ile uğraşıp duruyoruz. Bu soruların ve tartışmaların merkezi unsurlarından biri de yeni iletişim teknolojileri.

Tartışmada, devamlılık/süreklilik ve kopuş tezleri olmak üzere iki temel kampın varlığından bahsetmek mümkün. Fuchs (2011, 2014) sürekliliğe ve kopuşa vurgu yapan farklı enformasyon toplumu tezlerini aşağıdaki figürle özetlemektedir. Dikey eksen toplumsal değişimin farklı yönlerini ayrıştırırken, yatay eksen bu dönüşümlerin enformasyonel niteliklerini ayrıştırır.

Dikey eksenin bir ucunda kapitalizmin radikal bir dönüşüm geçirdiğini söyleyen ve bunu ağ toplumu, İnternet toplumu, sanal toplum, siber toplum gibi nesnel çerçevelerle tanımlayan kuramlar yer alırken; öznel radikal değişim ekseninde bilgi ekonomisi, sanayi sonrası toplum, postmodern toplum ve bilgi tabanlı toplum gibi kavramsallaştırmalar yer alır. Devamlılık iddiasında bulunan eksende ise MP3 kapitalizmi, sanal kapitalizm, enformatik kapitalizm, ileri teknoloji kapitalizmi, sayısal kapitalizm gibi nesnel tanımlamalar; ve gayrımaddi emek, çokluk, imparatorluk, bilişsel kapitalizm gibi öznel kavramsallaştırmalar yer almaktadır.

Yeni iletişim teknolojileri sadece kapitalizmin doğasını değil, aynı zamanda siyaset yapma ve siyaset muhalefet biçimlerini derinden etkiledi. İki ayrı, uç pozisyon bu dönüşümleri kendi pençelerinden anlamlandırmaya ve İnternet’in geleceği ile ilgili kehanetlerde bulunmaya soyundu.

Bir tarafta yeni iletişim teknolojilerinin siyaset yapma ve muhalefet etme biçim ve içerikleri üzerinde devrimci bir kopuşa yol açtığını iddia eden görüşler var. Yoğun bir iyimserlikle (tekno-iyimserlik) yüklü bu görüşler yeni medyanın, özellikle de sosyal medyanın grup oluşturmanın, örgütlenmenin, birlikte hareket etmenin yeni biçimlerini mümkün kıldığını vurguladı. Herkes Örgüt, İnternet Gruplarının Gücü’nde (2010) Clay Shirky İnternet’in eylem ve örgütlülüğü gülünç derecede kolaylaştırdığını vurgular. Tunus ve Mısır üzerine yaptığı bir değerlendirmede sosyal medyanın bir kolektif eylem aracı olarak muazzam bir güce kavuştuğunu söyler ve “iletişim alanı yoğunlaştıkça, daha karmaşık, daha katılımcı hale geldikçe, ağla birbirine bağlanan insanların da bilgiye daha fazla ulaştıklarını, kamusal düzlemde konuşulan şeylere daha fazla angaje olma fırsatı bulduklarını ve kolektif eyleme girişme imkânlarının arttığını” ekler (aktaran, Gerbaudo 2014:12). İnternet’in kendiliğinden demokratikliğine, devrimciliğine, örgütleyiciliğine ve katılımcılığına bir vurgu yapılmaktadır burada.

Diğer tarafta ise İnternet ile ilgili daha kötümser bir çözümleme yer alır. İnternet’in herkesin erişimine açık olmaması, ortak bir kamusallık için gerekli olan asgari düzenden yoksun olması (siber uzamın çok parçalı, bölük-pörçük yapısı) ve hızla ve gitgide daha fazla oranda ticari çıkarlar tarafından sömürgeleştiriliyor olması kötümserliğin temel sebepleridir. Bunun da ötesinde, daha karamsar –kendilerine karamsardan ziyade “gerçekçi” denmesini ister bu grup– bir yaklaşım, İnternet’in, özellikle de sosyal ağ aktivizminin iktidarın gözetim ve fişleme faaliyetine açık olduğunu iddia eder (Morozov, 2011). Dünyanın “yeni bir ulus ötesi kara ütopyaya doğru dörtnala koştuğunu” belirten Assange’a göre “elimizdeki en önemli özgürleşme aracı olan İnternet, totaliterliğin bugüne dek görülmedik düzeyde tehlikeli bir yöntemi haline gelmiştir. İnternet insanlık için tehdit arz etmektedir” (Assange, 2013, p. 11). Assange, İnternet’te süregiden mücadeleyi ise şu sözlerle tanımlar:

Sistemin içindekilerin topladıkları bilginin gücü, bu bilgi temelinde oluşturulmaya başlayan gölge devletler, bunların kendi aralarındaki bilgi değiş-tokuşu, birbirleriyle ve özel sektörle kurdukları bağlar bir tarafta; diğer taraftaysa insanlığın kendi adına söz söyleme aracı olan internetle birlikte ortak alanın genişlemesi olgusu – bu ikisi arasında bir çatışma var.

IV

Arap Baharı’ndan Gezi Parkı Direnişi’ne, sosyal medyanın toplumsal hareketlerin ortaya çıkışında oynadığı önemli rol göz ardı edilemez. Kanımca konu hakkında kaleme alınmış en tatmin edici çalışmalardan biri olan Twitler ve Sokaklar’da Paulo Gerbaudo sosyal medyanın oynadığı üç önemli rolün altını çizer. Birincisi, sosyal medya kanalları orta sınıftan birçok genç insanın bir kolektif aidiyet ve dayanışma duygusu geliştirmesini sağlayan kimlik inşa etmenin ve bilinç yükseltmenin yeri olmuştur. İkincisi, sosyal medya insanların hayal kırıklıklarını öfkelerini, umutlarını paylaştıkları, duygusal enerji biriktirdikleri bir yer olmuştur. Üçüncüsü, sosyal medya kanalları eylemlerin sıçrama tahtası ve iletişim panosu işlevini görmüştür (Gerbaudo, 2014, p. xiv).

Bununla birlikte Gerbaudo, yukarıda sıralanan tekno-iyimser ve tekno-kötümser yaklaşımlara alternatif bir çerçeve önerir. Sosyal medya “son derece dağınık ve bireysel davranan bir kitlenin fiziksel biçimde toplanmasını kolaylaştıran ve bunda kılavuz rolü oynayan, sembolik bir kamusal alan kurma süreci şeklindeki bir araya gelme koreografisinin kurulmasının sorumluluğunu üstlenmiş haldedir” (s. 9). Gerbaudo bizi, sosyal medyayı bir kolektif eylem fetişine döndürme konusunda uyarır. Örneğin kamusal mekânların ‘işgal’inin önemine vurgu yaparken şu sözleri son derece önemlidir: “Mısırlı eylemciler hem yurttaşlarının hem de genel olarak dünyanın dikkatini üstlerine çekmeyi başarmışlarsa şayet, bunu Facebook sayfalarından ve twitterdan ziyade, Kahire’nin merkezinde Tahrir meydanını fiziksel olarak işgal etmeleriyle gerçekleştirmişlerdir” (s. 19).

Yapmamız gereken iyimser ve kötümser yaklaşımlar arasında bir formül, ara nokta bulmak değil, İnternet’in, sosyal medyanın ve günümüz toplumsal hareketlerinin karmaşık “doğası” ile ilgili incelikli kavrayışlar geliştirebilmek; aşırı ve belirsiz genellemelerden kaçınıp tarihsel ve ampirik soruşturmaları zenginleştirmek ve toplumsal hareketlerle yeni iletişim teknolojilerinin iç içe geçmiş görünümlerini analiz etmektir.

V

Kavramamız gereken en önemli nokta İnternet’in bir araç değil, bir ‘yer’, bir ‘uzam’ olduğudur. İnternet yeni bir iletişim teknolojisi olmanın ötesinde bir iletişim, etkileşim, sosyalleşme, siyasallaşma ve örgütlenme uzamıdır. Bir başka deyişle, yeni iletişim teknolojileri, basitçe toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel hayat üzerinde “etki”leri olan araçlar olarak ele alınamaz. Dijital emek süreçlerinin (Michael A. Peters & Bulut, 2014) ya da zihin emeğinin (Brennan, 2014) kapitalizmin muhtevasını değiştirdiği bu tarihsel uğrakta başta İnternet olmak üzere yeni iletişim teknolojileri toplumsal ve siyasal alanın kuruluşunda önemli roller oynamaktadır. Yeni iletişim teknolojileri ve İnternet’in bu artan önemine artan siyasallığı eşlik etmektedir. Siber uzam bir yandan siyasallığın ve kamusallığın inşa edildiği alanlardan ya da uzamlardan biridir (Papacharissi, 2002). Diğer yandan farklı çıkarların çatışma ve mücadele alanıdır. Başka bir şekilde ifade edersek, İnternet’in nasıl bir uzam olarak inşa edileceğine ve yapılanacağına dair siyasal, ideolojik ve sınıfsal bir mücadele süre gitmektedir.

İndirgemecilik pahasına, İnternet’in nasıl bir uzam olarak yapılandırılması gerektiğine dair birbirleri ile çatışma halinde olan ve uzlaşmaları da mümkün görünmeyen iki ayrı tahayyülün varlığından bahsetmek mümkündür. Bu iki tahayyülün uzlaşmalarının önündeki en temel engel birbirlerinden tamamıyla farklı ve çatışan kamusallık, mahremiyet, özgürlük ve fayda anlayışlarına sahip olmalarında yatmaktadır. Mücadelenin bir tarafında iki temel güç yer alır: devletler ve şirketler. Bu güçler İnternet’i, ticari ve siyasi çıkarları çerçevesinde güvenlikleştirilmiş, vatandaş denetimine kapalı ve ticarileştirilmiş bir alan olarak kontrol altına alma gayretindeler. İnternet, daha çok tüketecek, uslu/itaatkâr bedenlerin inşası için tasarlanmış bir gözetim ve denetleme aracıdır onlara göre; bilginin ve iletişimin özgürce dolaşımda olduğu bir kamusal mecra değil. Bilgi ancak denetlenebilir ve satılabilir oluşuyla değer kazanır. Siber uzamla ilgili bu karanlık tahayyülde metalaşma, güvenlik ve gözetim üç kilit kavramdır. Her ne kadar tersi iddia edilse de, güvenliği amaçlayan sistemin asıl amacı vatandaşların değil, sistemin güvenliğini sağlamaktır. Güvenlik ve gözetim mantığı, gizliliğin devletlerin ve şirketlerin hakkı olduğunu öne sürer (devlet ve şirket sırları). Vatandaşlardan ise gündelik yaşamlarında, haberleşmelerinde, ilişkilerinde şeffaflık talep eder. Mahrem ile kamusal; açık ile gizli olan arasındaki ilişkinin tepetaklak edildiği bir tahayyüldür bu.

Güvenlikleştirme ve metalaşma çok da makul ve mümkün olmayan, totaliter bir fanteziyi hayata geçirmeye gayret etmektedir: İnternet’in merkezileşmesi: “iktidarlar her zaman kendilerine ait bir merkezin ve bu merkezden yayılarak tüm evreni kuşatan ve her noktasını denetleyebildikleri bir ağın düşünü kurarlar anonim akıllarıyla” (Uçkan 2013b:45). İnternet’in güvenlikleştirilmesi ve metalaştırılması karşısında ise İnternet’in hiyerarşik olmayan, eşitlikçi, tarafsız, kamusal, özgür, bilginin serbestçe dolaştığı bir ifade ve örgütlenme uzamı olarak inşası için mücadele eden güçler mevcuttur. Aslında İnternet’in gayri-merkezi yapısı bahsi geçen totaliter fantazinin önündeki temel engellerden biridir. Ama garanti bir engel değildir bu.

VI

İnternet hem siyasi hem de ticari çıkarlar için sürekli olarak bir gözetim ve denetim aracı olarak kullanılmaktadır. İletişim teknolojilerinin (hardware ve software) denetime ve değişime kapalı yapısı, İnternet’te olup bitenler hakkında hem bilgi edinebilmeyi hem de olup bitenlerin kontrol edilmesinin önüne geçmektedir. Kullandığımız cep telefonlarının; işletim sistemlerinin; çiplerin içinde ne olduğunu; hangi bilgilerimizi ve hangi eylemlerimizi kimlerle paylaştığından habersiziz. Vatandaşlar tarafından aktif bir şekilde kullanılan ama herhangi bir şekilde vatandaş katılımına ve denetimine kapalı, aksine vatandaşları denetleyen ve kontrol eden bir yapılanmaya doğru hızla ilerliyoruz. Sosyal medya, akıllı telefon, sosyal ağlar gibi aygıtlarla bu sürecin aynı zamanda gönüllü bir şekilde parçası oluyoruz. Devletler ve şirketler bu sürecin vatandaş kontrolünden muaf olabilmesi için itinayla çalışıyorlar: SOPA (Stop Online Piracy Act), PIPA (Protect IP Act), ACTA (Anti-Counterfeiting Trade Agreement), Güvenli İnternet, DPI (Deep Packet Inspection) bu sürecin parçalarıdır.

İnternet’teki sansür, denetim ve gözetimin Türkiye’deki durumunu görebilmek için Alternatif Bilişim Derneği tarafından hazırlanan “Türkiye’de İnternet’in Durumu 2013” başlıklı rapora ve yine Alternatif Bilişim Derneği üyeleri tarafından düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısına bakılabilir.  Bu ve diğer kaynaklardan hareketle şu noktalar kısaca vurgulanabilir.

  • Ağ tarafsızlığı ilkesi uygulanmamaktadır; yani “devletlerin İnternet politikalarının, tüm İnternet tabanlı verilere eşit şekilde davranması, buna bağlı verilere kısıtlama getirmemesi” ilkesi hayata geçirilmemektedir. Ağ tarafsızlığı ile ifade özgürlüğü arasındaki bağ düşünüldüğünde, bu durum, İnternet’te ifade özgürlüğü önünde de önemli bir engeldir (Aydın, Ceyhan, & Aydın, 2013; Binark vd., 2013). Ağ tarafsızlığı ile ilgili yasal düzenlemelere ihtiyaç varken Türkiye’de devlet İnternet trafiğini keyfi bir şekilde izleme ve denetlemeye yönelik tedbirler almaya yönelmektedir.
  • Türkiye’de her ay ortalama 1000 yeni alan adı erişime kapatılmaktadır.
  • Phorm gibi DPI (Deep Packet Inspection-Derin Veri Analizi) teknolojisi kullanan şirketlerin Türkiye’de rahatlıkla (TTNET “Gezinti” servisi adı altında) faaliyet göstermesi kullanıcı mahremiyetini ve özel yaşamın gizliliğini tehlikeye düşürmektedir. Bunun dışında Blue Coat ve benzeri şirketlerin Türkiye’deki uzantıları İnternet’teki muhalif içerikleri ve kullanıcıları gözleme ve fişleme “hizmeti” sunmaktadır.
  • Edward Snowden’in sızdırdığı belgelerle ABD Milli Güvenlik Ajansı’nın PRISM adı verilen bir sistem aracıyla kendi vatandaşlarını ve diğer ülkeleri dinledikleri, dinlenenler arasında Türkiye’nin de olduğu ortaya çıkmıştır.
  • 5651 sayılı kanuna yapılan son değişikliklerle birlikte Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına (TİB) verilen yetkiler genişletilmiş, İnternet trafiğinin TİB’de toplanmasına hükmedilmiş ve TİB Başkanına mahkeme kararı olmaksızın siteye erişimi engelleme yetkisi verilmiştir.
  • Siyasi iktidar özellikle 17 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sırasında sosyal medyanın oynadığı rolden duyduğu hoşnutsuzluğu Twitter’a erişimi engelleyerek göstermiş; Nisan 2014’te Twitter yasağı Anayasa Mahkemesi kararıyla kaldırılmıştır. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay karara tepkisini “Aldıkları karar gayrı milli. Milli menfaatlere göre hareket edilmemiştir. 2-3 adam Twitter’a giremedi diye alelacele karar aldılar. Ne kadar lüzumsuz işlerle uğraşıyorlar,” diyerek adalet mekanizmasına, ifade özgürlüğüne ve sosyal medyaya bakışını özetlemiştir.
  • En son Sağlık Bakanlığının hastaların kişisel bilgilerini içeren SGK verilerini üçüncü kişilere satmasında olduğu gibi vatandaşların devlet eliyle toplanan kişisel bilgileri ticari çıkar amaçlı kullanılmak üzere satılabilmektedir.

Devletler ve şirketlerin en temel insan haklarını çiğnedikleri; ellerindeki iktidarı sık sık siyasal ve parasal çıkarlarını sağlama almak adına kötüye kullandıkları; ifade özgürlüğüne ket vurmak için tedbirler düşündükleri; sürekli olarak hukukun etrafından dolanmaya çalıştıkları ve adil olanla olmayan arasındaki çizgiyi “milli” olanla “gayrı milli” olan arasındaki ayrımla çizdikleri karanlık bir tablo karşımızda durmaktadır. Burada gizlilik ile alenilik ilişkisinin tepetaklak edildiği görülmektedir. Gizli, kişisel olması gerekenlerin kolayca erişebilir, kaydedilebilir ve tasnif edilebilir olduğu; aleni, kamusal ve tartışmaya ve denetlemeye açık olması gerekenlerinse gizli tutulduğu bir alana dönüşmektedir siber uzam. Oyunun kurallarını kabul etmeyen güçler ise kolayca “ajan”, “terörist” ve “hain” damgasını yiyebilmektedir. İnsan hakları ihlallerinin, siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik adaletsizliklerin temel sorumluları yargı ve infaz makamında yer aldıkça, kural bozan güçlerin “suçlulaştırılmasından” daha doğal bir sonuç düşünülemez.

VII

Geleneksel medya sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde önemli yapısal krizlerle ve meşruiyet bunalımlarıyla yüz yüze. Aşırı ticarileşme eğilimleri ve aratan tekelleşme temel eleştiri noktalarından ikisi. Bagdikian, Yeni Medya Tekeli’nde (2004) beş mega gücün Amerikan ve dünya medyasını nasıl avucunun içerisine aldığını ortaya koyuyor. Türkiye’de de Gezi Protestoları sırasında ayyuka çıkan Penguen medya olgusu aslında Türkiye’de medya-sermaye-devlet üçlüsünden iktidarın yumağının (Kaya, 2009) yapısal bir tezahürü. Bir başka deyişle, aşırı müdahaleci bir siyasi iktidar ve yeterince ahlaki davranamayan medya patronları/çalışanları ilişkisinden çok daha derinlere inen, geniş bir tarihsel arkaplanı olan yapısal sorunlarla karşı karşıyayız (Adaklı, 2006)[2]. Geleneksel anaakım medyanın bu kıstırılmışlığında alternatif medya mecraları ve sosyal medya ayrı bir önem kazanıyor –ki bunu Gezi Protestoları sırasında bizzat deneyimledik. Gezi deneyimi, sadece sosyal medyanın ve alternatif medyanın örgütlenme, ortak kimlik ve duygusal birlik oluşumu, haberleşme süreçleri için taşıdığı devrimci potansiyeli ortaya koymakla kalmadı; aynı zamanda bu potansiyelin örgütlü ve stratejik kullanımının da önemini ortaya koydu. Şunu hatırlayalım, alanın sosyal hareketler tarafından etkin bir şekilde kullanılmasına ilk tepkilerden biri İnternet’i sansürlemeye kalkışmak oldu –ki Arap Baharı sırasında, başta Mısır’da olmak üzere pek çok ülkede sansür başvurulan ilk tedbir oldu. Bunu, eylemlerde etkin olan sosyal medya kullanıcılarının takibi, kovuşturmaları ve kimi durumlarda da gözaltına alınmaları takip etti. Bu yöntemlerin yetersizliğinden hareketle üçündü adım, sosyal medyada siyasi iktidar tarafından beslenen ve finanse edilen kadroların alanı manipüle etme çabaları oldu. Ak Troller, sosyal medya ekipleri ve benzeri oluşumlarla alandaki mücadele sertleşti ve yaygınlaştı.

Sertleşen ve zorlaşan mücadele, toplumsal muhalefetin aktörlerinin İnternet uzamını hiç olmadığı kadar dikkate almaya ve üzerinde düşünmeye zorlamaktadır. Yeni iletişim teknolojileri ve mecraları, toplumsal muhalefet için mesajlarını daha hızlı ve etkili bir şekilde dağıtmalarına katkıda bulunacak araçlar olarak düşünülemez. İnternet, üzerinde, hakkında ve içerisinde mücadele edilecek bir uzamdır ve toplumsal muhalefet bu uzamın dinamiklerini, yapısını, işleyişini ve uzamda mücadele yürüten güçleri tanımak, bilmek durumundadır.

VIII

İnternet’i, işleyişini, hukuki yapısını, ekonomik örgütlenişini, gözetim ve denetim tekniklerini bilmek İnternet ile ve İnternet’te yürütülen mücadelelerin bekası açısından hayati önemi haizdir. Son zamanlarda sıkça gündeme getirmeye çalıştığımız yeni medya okuryazarlığı kavramından temel kastımız budur. Kendini İnternet’teki kem gözlerden, denetim ve gözetim odaklarından sakınabilmek; her türlü sansür eylemini aşabilecek donanımı kazanacak temel işleyişten haberdar olmak; uzamdaki haklarımızdan haberdar olmak ve İnternet özgürlüğünü diğer özgürlük talepleriyle birlikte yüksek sesle dillendirmek; içerik üretme ve yayma becerisine sahip olmak; manipülasyon ve yönlendirme hamlelerine karşı tetikte olmak…

İşte bu yüzden, yazının başında adını andığımız Özgür Uçkan’ın akademik çalışmalarla kısıtlı olmayan katkıları anılmaya ve üzerinde tekrar tekrar düşünülmeye değerdir (http://www.ozguruckan.com/). Türkiye’de İnternet hakkında düşünmenin ve eylemenin en derinlikli ve ender bulunan örneklerinden birini sunan Özgür Hoca’yı herhalde anmanın en güzel yolu, İnternet hakkında düşünmeye ve özgürlük için durmadan mücadeleye devam etmek olacaktır.

 

 

DİPNOTLAR

[1] Yakın zamanda Ömer Turan’la birlikte yayımlanan çalışmada bu noktayı Çarşı taraftar grubunu, Mısır örneği ile karşılaştırarak tartıştık, bkz. Özçetin ve Turan 2015.

[2] Mevcut durumu özetleyen faydalı bir çalışma için bkz. Ceren Sözeri, ‘Türkiye’de Medya-İktidar İlişkileri: Sorunlar ve Öneriler’ http://platform24.org/Content/Uploads/Editor/T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20Medya-%C4%B0ktidar%20%C4%B0li%C5%9Fkileri-BASKI.pdf

 

KAYNAKLAR

Adaklı, G. (2006). Türkiye’de Medya Endüstrisi Neoliberalizm Çağında Mülkiyet ve Kontrol İlişkileri. Ankara: Ütopya.

Assange, J. (2013). Şifrepunk. İstanbul: Metis.

Aydın, D. H., Ceyhan, Ç., & Aydın, M. B. (2013). İfade Özgürlüğü Açısından Ağ Tarafsızlığı Kavramı ve Türkiye’deki Hukuki Düzenlemeler ve Pratik Uygulamaları/Net Neutrality Concept in Terms of Freedom of Expression and Its Applications in Turkey. Mülkiye Dergisi.

Bagdikian, B. H. (2004). The New Media Monopoly. Boston: Beacon Press.

Binark, M., Ünal, Y. G., Mater, I., Coşkunoğlu, O., Uçkan, Ö., Kırlıdoğ, M., … Özçetin, B. (2013). Türkiye’de İnternet’in Durumu 2013. Istanbul. https://www.alternatifbilisim.org/w/images/Turkiyede-internetin-durumu-2013.pdf

Brennan, T. (2014). Zihin Emeği. M. A. Peters ve E. Bulut (Eds.), Bilişsel Kapitalizm: Eğitim ve Dijital Emek (s. 51–75). Istanbul: Notabene.

Fuchs, C. (2011). Cognitive Capitalism or Informational Capitalism? The Role of Class in the Information Economy. M. A. Peters ve E. Bulut (Eds.), Cognitive Capitalism, Education and Digital Labor (s. 75–123). New York: Peter Lang.

Fuchs, C. (2014). Bilişsel Kapitalizm ya da Enformasyonel Kapitalizm? Enformasyonel Ekonomide Sınıfın Rolü. M. A. Peters& E. Bulut (Eds.), Bilişsel Kapitalizm: Eğitim ve Dijital Emek (s. 137–189). Istanbul: Notabene.

Gerbaudo, P. (2014). Twitler ve Sokaklar: Sosyal Medya ve Günümüzün Eylemciliği. İstanbul: Agora Kitaplığı.

Kaya, R. (2009). İktidar Yumağı: Medya, Sermaye, Devlet. Ankara: İmge.

Morozov, E. (2011). The Net Delusion: The Dark Side of Internet Freedom. New York: Public Affairs.

Özçetin, B. ve Turan, Ö. (2015). Kahire’den İstanbul’a: Futbol, Siyaset ve Toplumsal Hareketler. Mülkiye Dergisi, 39(2), 115–146.

Papacharissi, Z. (2002). The virtual sphere: The internet as a public sphere. New Media &Society, 4(1), 9–27.

Peters, M. A. ve Bulut, E. (2014). Bilişsel Kapitalizm, Eğitim ve Dijital Emek. In M. A. Peters& E. Bulut (Eds.), Bilişsel Kapitalizm: Eğitim ve Dijital Emek (s. 31–51). Istanbul: Notabene.

Shirky, C. (2010). Herkes Örgüt, İnternet Gruplarının Gücü. İstanbul: Optimist.

Stevenson, N. (2008). Medya Kültürleri. Ankara: Ütopya.

Tejerina, B.,Perugorria, I., Benski, T. ve Langman, L. (2013). Fromindignationtooccupation: A newwave of globalmobilization. CurrentSociology, 61(4), 377–392. doi:10.1177/0011392113479738

Thompson, J. B. (2008). Medya ve Modernite. Kırmızı.

Uçkan, Ö. (2013). Dijital Aktivizmin Sınır Boyunda Aktivizm: Anonymous ve RedHack Örnekleri… Hack Kültürü ve Hacktivizm: Yeni bir Siyaset Biçimi (s. 53–80). İstanbul: Alternatif Bilişim.

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.