Teoride ve Pratikte “İslamcılık”

-
319

Muhasebesinin tarih kitaplarını dolduracağı uzun bir yılı daha geride bıraktık. Sadece Türkiye’nin içinde debelendiği diktatörlük döngüsü bakımından değil, Amerika’dan Avrupaya kadar dünyanın her tarafından akıl dışı politik figürlerin yükselişe geçtiği bir yıldı 2017. İkinci Dünya Savaşı öncesi döneme benzer biçimde kişiselleşmiş siyasal iktidarların ve ilkesiz siyasal ittifakların insanların ülkelerini terk etmesi, öldürülmeleri ile sonuçlanan uzlaşma ve uzlaşmazlıklarının bir yılı daha. Dünyada savaşların, ırkçılığın, emek ve kadın düşmanlığının adı anılacak zirvelerinden biriydi belki gördüğümüz. Kısa vadede bu uzun yılın devam edeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Türkiye’de inşa ve icra edilmekte olan KHK rejimi de zirvesini Aralık ayının son günlerinde yaptı. Çıkarılan 696 sayılı Olağanüstü Hal KHK’si ile yapılan ve bazı olaylara müdahale edecek olan bazı sivillere cezasızlığı öngören düzenleme ile zaten askıda olan anayasal düzenin artık tamamen ortadan kaldırıldığı ilan edildi. 2018’in sert geçeceği, 2019’a hazırlıkların bu sertlikte cereyan edeceği, prosedürel demokrasinin bütün kurumlarının artık görünüşte dahi ortadan kaldırılmasıyla açıklığa kavuşturuldu. Besleme burjuvazinin utangaç eleştirisinde söylendiği gibi ‘görüntü’ye artık ihtiyaç duyulmuyor.

Önümüzde eşitlik ve özgürlük mücadelesi bakımından hafızası yüklü bir yıl var. Uzun bir yıl boyunca Mayıs 1968’in ellinci, proletaryanın devrimci rehberi Karl Marx’ın doğumunun iki yüzüncü yıldönümünü idrak ediyor olacağız. Dünyanın ve ülkemizin her geçen gün büyüyen bir barbarlıkla çerçevelendiği bugünümüzü aşmak için iki önemli eylem rehberini yeniden düşünmenin tam sırası belki de.

Son dönemde Dünya siyaseti özellikle Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ve saflaşmalar üzerinden şekilleniyor. ABD’nin Kudüs kararı ve Suudi Arabistan’da yaşanan gelişmeler, uluslararası güç dengelerini olduğu kadar, ülkemizin iç siyasetini de yakından ilgilendiriyor. Dergimizin gündem bölümünde Özge Özkoç ve Hasan Sivri’nin değerlendirmelerine yer veriyoruz. Özge Özkoç, geçtiğimizi günlerde yeniden yoğun bir tartışma konusu haline gelen Kudüs’ü pazarlıklar ve çatışmalar ekseninde tartışıyor. Hasan Sivri ise, gündem yazısında, Arabistan’daki hanedanlık krizine yoğunlaşıyor.

Ülke ve dünya gündemiyle ilintili olarak bu sayımızın dosya konusunu İslamcılık olarak belirledik. Dosyamızda, son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyanın farklı coğrafyalarında farklı dinamiklerle kendini yeniden üreten İslamcılığın farklı görünümlerini ele almaya çalışacağız.

Dosya editörümüz Bülent Özçelik’in sunuş yazısıyla başlayan dosyamızda Yavuz Çobanoğlu, dinlerin hakikat arayışlarına eğildiği yazısında, İslamcılıktaki hakikat arayışını, bir mistifikasyon yöntemi olarak ele alıyor. Bayram Koca, birkaç yıl öncesine kadar yoğun bir gündem maddesi olan, sol İslam, anti-kapitalist Müslümanlık konusunu işliyor. Gülçin Özge Tan, AKP döneminde daha fazla güncel hale gelen, Popülizm ve İslam tartışmaları çerçevesinde, pop-islamı ele alıyor. Doğu Eroğlu, Türkiye IŞİD’nde Radikalleşme yazısında, İslamcı radikalleşmenin yerel ağlarını izliyor. Simten Coşar, Türk-İslam Sentezi’nin gelişiminden günümüzde AKP’nin temel düşüncesi olarak ortaya çıkan Müslüman Türklüğe yoğunlaşıyor. İslamcılık dosyamızda yer alan çeviride ise Asef Bayat, Arap Baharı’nda yaşanan ayaklanmalara odaklanıyor.

Dosya bölümüne katkı için konuyla ilgili çalışmalarıyla tanınan isimlerle hazırladığımız soruşturma bölümü ise ortaya çıkan yeni sorular ve katkılarla ayrı ayrı röportajlara dönüştüler. Bir kısmı ortak sorulardan oluşan bu röportajların ilkinde Faik Bulut, İslam’ın ilk dönemlerinden günümüze kadar olan dönemdeki siyasallaşma deneyimlerini anlatıyor. Yücel Demirer, İslam’ın ekonomi-politiğine eğiliyor ve esas olarak kutsal metinlere değil, çalışma alanlarından olan-bitenlere bakmak gerektiğini ifade ediyor. Erdoğan Aydın, İslamcı hareketlerin, Müslüman halkların yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki etkisini ele alıyor. Aydın’a göre, İslamcılık, İslam toplumlarındaki medeniyet kaybını derinleştiriyor. Ayhan Bilgen, milliyetçi İslam yorumu, yeni devlet ideolojisi olduğunu ifade ediyor. Kadir Cangızbay’a göre, adı ister İslam olsun, ister Hıristiyanlık veya herhangi bir başka din, referansı insan-üstü bir varlık, vaadi de hayat-ötesi bir dünya olan her türlü ideoloji, insanı, insanlığa karşı suç niteliğindeki caniliklere sürükleyecektir. Menderes Çınar ise, İslamcı siyaseti belirleyenin İslam’dan çok maddi koşullar olduğunu ifade ediyor. Tayfun Atay, İslamcılık’tan post-islamizme evrilme olarak tarif ettiği dönemin özelliklerini ele alıyor. Pek konuşulmayan ama AKP için önemli bir siyasal araç haline gelen sosyal politika ve sosyal hizmetler konusunu ele alan Durdu Baran Çiftci’ye göre ise AKP, dindar nesil hedefini aşama aşama gerçekleştirmek için sosyal hizmet sunumunun tüm olanaklarından faydalanıyor.

Derginin politika teori bölümünde Boran Mercan’ın çevirdiği, Simon Cottee ve Keith Hayward’ın kaleminden çıkan Terörist (Duygusal) Güdüler: Terörizmin Varoluşsal Cazibeleri başlıklı makale var. Dosyamızda sıklıkla değinilen cihadist teröre ilişkin de değerlendirmelerin yer aldığı yazı, Türkiye’de çok az çalışılmış bir sosyolojik alanın içinden kışkırtıcı bir çalışma.

Eleştiri bölümünde Kapital’ın yazılışının 150. yılı vesilesiyle Gencer Çakır, Marx’ın sermayeyi kavrayışına ilişkin analitik bir değerlendirme sunuyor. Gül Yaşartürk Ruben Östlund’un Cannes Film Festivali’nde altın palmiyeyi almış olan Kare filminin Avrupa kökenli evrenselciliğin çelişkilerine yönelttiği eleştiriyi kendi süzgecinden geçirerek sunuyor. Eleştiri bölümünün son yazısı ise Ayşegül Tözeren’e ait. Tözeren Emre Yeksan’ın yönettiği Körfez filminin tanıtıcı bir değerlendirmesini yapıyor.

Gelecek sayımızda Türkiye’de Cumhuriyet düşüncesini ve Cumhuriyet Halk Partisi geleneğini tartışacağız. Katkılarınızı esirgemeyin.

Güzel bir yıl dileğiyle, iyi okumalar…