Dünya genelinde LGBTİ’ler cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durumdan kaynaklı olarak işkence ve zulme maruz kalmaktadır. Bu zulüm devlet eliyle yaşam hakkı ihlaline kadar gitmektedir. Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Derneği’nin (ILGA) Mayıs 2016 tarihinde güncellenen Devlet Eliyle Homofobi başlıklı raporuna göre eşcinsel ilişki 75 ülkede yasadışı sayılmakta ve 8 Birleşmiş Milletler Üyesi ülkede ise ölüm cezası bulunmaktadır[1]. LGBTİ’lere yönelik zulüm devlet eliyle olabileceği gibi devlet dışı aktörler eliyle de gerçekleştirilmektedir.

Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durumdan kaynaklanan sığınma başvurularının 1951 Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi’nde mülteci tanımında sayılan 5 kriterden “belirli bir sosyal gruba mensubiyet” içerisinde değerlendirileceği genel kabul görmektedir.

BMMYK’ne göre 1951 Sözleşmesi, belirli sosyal gruplara dair spesifik bir listeyi içermez. Bundan ziyade “Belirli bir sosyal gruba mensubiyet ifadesi, farklı toplumlardaki çeşitli ve değişen grup niteliklerine ve evrilen uluslararası insan hakları normlarına açık biçimde, gelişime olanak sağlayacak şekilde ve evrimsel olarak yorumlanmalıdır.” BMMYK, belirli bir sosyal grubu şu şekilde tanımlar: Zulme uğrama riski haricinde ortak bir özelliği paylaşan, ya da toplum tarafından bir grup olarak algılanan bir grup insan. Söz konusu özellik çoğu zaman doğuştan gelen, değiştirilemez ya da bir kimsenin kimliğine, vicdanına ya da insan haklarını kullanmasına temel teşkil eden bir özellik olacaktır.

“‘Belirli sosyal grupları’ tanımlamak için bu tanımda yansıtılan iki yaklaşım, yani ‘korunan özellikler’ ve ‘sosyal algı’, kümülatif değil, alternatif analizlerdir. ‘Korunan özellikler’ yaklaşımı bir grubun, ya doğuştan gelen veya değişmez bir özellikle, ya da bir kişinin vazgeçmeye zorlanılmamasını gerektirecek kadar insanlık onuru için elzem olan bir özellikle birleşip birleşmediğini, öte yandan ‘sosyal algı’ yaklaşımı, belirli bir sosyal grubun, grubu tanınabilir yapan ya da grubu toplumun tümünden ayıran ortak bir özelliği paylaşıp paylaşmadığını incelemektedir.

‘Korunan özellikler’ ya da ‘sosyal algı’ yaklaşımı kullanılsın ya da kullanılmasın, bu yaklaşımlardan uygun olanın doğru kullanımı çerçevesinde, LGBT’lerin mülteci tanımı anlamı dâhilinde ‘belirli sosyal gruplara’ mensup oldukları geniş kabul görmektedir. İnterseks başvuru sahiplerinin yaptıkları nispeten daha az sayıda talep de ilk izlenimlerine göre iki yaklaşımdan birine göre nitelendirilmektedir.”[2]

BMMYK cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı sığınma başvurularının değerlendirilmesine ilişkin kılavuz ilkelerini 2012 yılında güncellemiştir. Buna göre; başlıca uluslararası insan hakları antlaşmaları, cinsel yönelim ve/veya toplumsal cinsiyet kimliği temelinde bir eşitlik hakkını açıkça tanımasa da bu nedenlere dayalı ayrımcılığın uluslararası insan hakları hukukunca yasaklanması benimsenmiştir. Uluslararası insan haklarına ilişkin başlıca hukuki belgelerdeki ayrımcılık yapılmamasına ilişkin hükümlerde yer alan yasaklanmış “cinsiyet” ve “diğer statü” nedenleri, cinsel yönelimi ve toplumsal cinsiyet kimliğini kapsayacak şekilde kabul edilmektedir. Temel hakların gözetilmesi ile ayrımcılık yapılmaması ilkesi, 1951 Sözleşmesi’nin ve uluslararası mülteci hukukunun temel yönleri olduğundan, mülteci tanımı, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılığın yasaklanmasını da içerecek şekilde, bu ilkelere gereken saygı gösterilerek yorumlanmalı ve uygulanmalıdır.[3]

Türkiye’nin sığınma alanına ilişkin ilk kanunu olan “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu” (YUKK) 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. YUKK ile birlikte göç alanına ilişkin politika ve stratejileri uygulamak, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak, yabancıların Türkiye’ye giriş ve Türkiye’de kalışları, Türkiye’den çıkışları ve sınır dışı edilmeleri, uluslararası koruma, geçici koruma ve insan ticareti mağdurlarının korunmasıyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek üzere İçişleri Bakanlığına bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) kurulmuştur. 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolüne getirilen coğrafi sınırlama YUKK ile korunmaya devam etmiş bu nedenle “Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle” sığınma başvurusunda bulunan kişilere değerlendirmenin ardından “şartlı mülteci” statüsü verileceği YUKK’un 62. Maddesinde hükme bağlanmıştır.

YUKK’a göre statü belirleme mülakatları ve başvurunun değerlendirilmesi GİGM tarafından yapılmaktadır. Coğrafi kısıtlamanın halen korunuyor olması ve Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar nedeniyle sığınma başvurusunda bulunan mültecilere “şartlı mülteci” statüsü verilip üçüncü ülkeye yerleştirilene kadar Türkiye’de kalmasına izin verilmesi nedeniyle statü belirleme mülakatları ve 1951 Sözleşmesine göre sığınma başvurusunun değerlendirilmesi BMMYK tarafından da yapılmaktadır.

Paralel prosedür olarak adlandırılan bu uygulamaya göre hem BMMYK hem de GİGM tarafından yürütülen iki farklı prosedür mevcuttur. Ancak bir kişinin BMMYK tarafından 1951 Sözleşmesine göre mülteci olarak tanınması Türkiye’de şartlı mülteci statüsü almasının garantisi olmamaktadır. Zira BMMYK kararlarının Türkiye’deki idari makamlar nezdinde bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır.

Türkiye sığınma sisteminde şu an için cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durumdan kaynaklı sığınma başvurularının uluslararası hukukta kabul gördüğü şekliyle “belirli bir sosyal gruba mensubiyet” kriteri altında ya da BMMYK kılavuz ilkelerinde belirtildiği üzere başvurunun birden fazla kriteri bünyesinde barındırıp barındırmadığının tespitine, LGBTİ mültecilerin başvurularının hangi kriterler çerçevesinde değerlendirileceğine ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır.

Aynı şekilde 17 Mart 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren YUKK’un Uygulama Yönetmeliği de başvurunun değerlendirmesine ilişkin bir açıklık getirmemiştir. Bununla birlikte statü belirleme mülakatlarını yapan göç uzmanlarının toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durum konusundaki bilgisi, bireysel önyargıları ile hareket edip etmeyeceği ve değerlendirmenin nasıl yapılacağı halen tartışma konusudur. Üstelik YUKK 67. Maddede sayılan özel ihtiyaç sahiplerinin içerisinde LGBTİ’ler yer almamıştır ve yasada LGBTİ mültecilerin hassasiyetlerine ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut değildir.

Statü belirleme mülakatlarını yapacak olan göç uzmanlarının uluslararası mülteci hukukuna ilişkin eğitimleri konusunda da bir açıklık yoktur. GİGM ve BMMYK göç uzmanlarının eğitimi konusunda birlikte hareket etmektedir. Bu eğitimlerin hangi aralıklarla ne şekilde yapıldığı bilinmemekte ve bu eğitimler sivil toplum ile işbirliği halinde yapılandırılarak gerçekleştirilmemektedir. Aynı şekilde değerlendirmenin hangi menşei ülke bilgilerine göre ve ne şekilde yapılacağına ilişkin bir kılavuz da bulunmamaktadır.

656 sayılı KHK ile; “terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar”, “kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar”, “uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler” uluslararası koruma başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında uluslararası koruma işlemlerinin her aşamasında sınır dışı etme kararı alınabilmektedir. Yine 656 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle yukarıda sayılan nedenlerle alınan sınırdışı kararına karşı yargı yoluna başvurmak sınırdışı işlemini durdurmamaktadır. Bu hüküm Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1951 Cenevre Sözleşmesine açıkça aykırıdır.

Türkiye’deki sığınma prosedürünün belirsizliği ve özellikle mevzuatta yer alan muğlak kavramlar mültecileri idarenin insafına bırakmaktadır. 656 sayılı KHK ile mültecilerin keyfi sınır dışı edilmesinin ve bu keyfiliğin denetlenmemesinin önü açılmıştır. LGBTİ mültecilerin Türkiye’deki sığınma başvurularının değerlendirilmesi konusundaki belirsizlik ve 656 sayılı KHK ile sınır dışı işleminin bu kadar kolay ve denetimsiz hale getirilmesi ile güvensiz ortamı pekiştirmiştir. Bu “tehdit mekanizması” LGBTİ mültecilerin en temel ihtiyaçlara erişimi engellemektedir. Temel haklara yönelik müdahalenin muğlak kavramlarla mümkün kılınması aslında ötekileştirilen ve marjinalleştirilen gruplara yönelik hak ihlallerine hukuki zemin hazırlamaktadır.

LGBTİ mültecilerin karşılaştıkları sorunların giderilmesi, maruz kaldıkları ayrımcılık ve şiddete karşı korunması için yasal güvencelerin yanı sıra, sosyal ve bireysel farkındalık çalışmaları gerekmektedir.

DİPNOTLAR

[1] ILGA, State-Sponsored Homophobia A World Survey of Laws: criminalisation, protection and recognition of samesex love, http://ilga.org/downloads/02_ILGA_State_Sponsored_Homophobia_2016_ENG_WEB_150516.pdf

[2] BMMYK, Uluslararası Koruma Hakkında Kılavuz İlkeler No:9, http://www.refworld.org/cgi-bin/texis/vtx/rwmain/opendocpdf.pdf?reldoc=y&docid=55fa62e64

[3] BMMYK, Uluslararası Koruma Hakkında Kılavuz İlkeler No:9, http://www.refworld.org/cgi-bin/texis/vtx/rwmain/opendocpdf.pdf?reldoc=y&docid=55fa62e64