Üç Hayat Filminde Bir Aydın Olarak Jafar Panahi

-
54
(FILES) -- File picture dated Feberuary 18, 2006 shows Iranian director Jafar Panahi posing with his "Jury Grand Prix" silver bear for his movie "Offside" at the 56th Berlinale Film Festival in Berlin. Panahi, a vocal backer of the opposition movement, was arrested along with his family and guests during a raid on his Tehran home, his son said on March 2, 2010. Panahi, his wife and daughter as well as 15 guests were arrested by security agents and taken to an unknown location, the son said, adding that the agents had searched the house and confiscated personal belongings and computers. Many Iranian artists, facing tough censorship under President Mahmoud Ahmadinejad, backed his rival Mir Hossein Mousavi in the June election, which the opposition charged was rigged to keep the hardliner in power. AFP PHOTO/DDP/JOHANNES EISELE -- GERMANY OUT -- FILES-ENTERTAINMENT-IRAN-POLITICS-FILM-PANAHI-ARREST

Jafar Panahi, İran sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri kuşkusuz. 1995 yılında ilk uzun metrajı olan Beyaz Balon’u yönetti ancak hiçbir zaman kısa filmden ve belgeselden vaz geçmedi. Filmlerinde İran’ı kadın karakterler üzerinden anlatmasıyla biliniyor. Panahi’nin hayatında ve sinemasında belirleyici olan yegane unsur kuşkusuz İran’da film çekmesinin ve yurt dışına çıkmasının yasak olması. Söz konusu şartlar, Panahi’nin sinemasında özellikle Taksi Tahran (Taxi Teheran 2015) ve Üç Hayat (3 Faces 2018) filmlerinde belirginleşen bir anlatı yapısını ortaya çıkardı.  Panahi, Taksi Tahran ve Üç Hayat filmlerini hem yönetti hem de Jafar Panahi olarak yer aldı /kendisini canlandırdı.

Panahi, Taksi Tahran’da taksi şoförü olarak Tahran sokaklarında dolaştı. Arabaya yerleştirdiği küçük bir kamera ile toplumun farklı kesimlerinden arabasına binen insanlar aracılığıyla (Abbas Kiarostami’nin 2002 tarihli On /Ten filmini hatırlatır biçimde) İran toplumsal hayatının temel sorunlarını sundu. Takside yolculuk edenler arasında, korsan film satıcısı, yeğeni, eski bir arkadaşı ya da avukatı gibi Panahi’nin gündelik hayatında onu tanıyan insanlar da yer alır. Panahi’nin 2018 yılında yönettiği Üç Hayat filmiyse İran’ın kuzeyinde Saran adında bir Azeri köyünde geçer. Filmde Behnaz Caferi dışında profesyonel bir oyuncu yer almaz. Yönetmenin filmlerinde kendisini, İran halkı ile iletişim kuran bir entelektüel olarak konumlaması Gramsci’nin organik aydın tanımlamasını akla getirir. Bilindiği üzere Gramsci, entelektüel ve halk arasında mesafesiz bir ilişki önerir; “Entelektüel, toplumsal ile arasında duygusal bir bağ kurabilirse, gerçek anlamda işlevini yerine getirebilecektir. Entelektüel ile halk arasında bir bağ olmayınca aradaki ilişkiler sadece bürokratik, katı ve entelektüelin bir ‘kast’ kurduğu hal almış olacaktır (…) Gramsci, kendisinin farkındalığını ortaya koyabilen bir insandan söz etmektedir. Bu insan, toplumda eriyip gitmez, aksine insan, toplumu ve kendisini yeniden var etmeye çalışmalıdır”[1]. Panahi, 2011 yılında verdiği bir söyleşide “”Benim yerim burası. Her şeyden önce bir sinemacı olarak İran’ın ve yürüyüşüyle, yemesiyle, içmesiyle tanıdığım İranlıların filmlerini yapmak istiyorum, yapmalıyım da. Zaten bu nedenle hep amatör oyuncularla çalışmayı tercih ettim, ortak yüzler ve bedenler bulmak için “[2] sözleriyle kendisi için öncelikli olanın, kendi gerçekliğini İran halkının gerçekliğinden ayırmamak olduğunu ortaya koyar.

Cannes Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü alan Üç Hayat’ta İran’ın ünlü oyuncularından Behnaz Jafari, oyuncu olmak isteyen ancak Tahran’da konservatuara gitmesine ailesi karşı çıktığı için intihar edeceğini söyleyen genç Marziye’den bir video mesajı alır.[3] Marziye videosunda, hayatı boyunca oyuncu olmayı istediğini, Tahran’daki konservatuarın sınavını kazandığını; babası ve abisinin ise okula kayıt yaptırmasına izin vermediğini söyler. Marziye evlenmeye zorlanmaktadır. Ailesinin Behnaz Jafari’nin sözünü dinleyeceğini düşünmüştür ancak Jafari kendisine yanıt vermemiştir. Marziye konuşmasını bitirir, yüzü kadrajdan çıkar ve bir düşme sesi gelir. Behnaz Jafari hem suçluluk hisseder hem de videonun gerçek olup olmadığını sorgular. Jafari ve arkadaşı Panahi Marziye’yi bulmak için köye doğru yola çıkarlar. Jafari ve Panahi genç kızın köyüne geldiklerinde Azerice konuştuğu için Panahi’ye yakın davranan köylüler, Jafari ve Panahi’nin Marziye’yi aradıklarını öğrenince mesafeli davranmaya başlarlar. Çünkü, yolculuk sırasında Panahi’nin öngördüğü üzere, Marziye’nin ailesi ve köy halkı bu mevzuyu şeref/haysiyet meselesi yapmaktadır. Bu nedenle genç kıza ne olduğu hakkında bilgi vermemektedirler. Behnaz Jafari, Marziye’nin evine gittiğinde şeref ve haysiyet konusu somut biçimde görünür olur, aile kızları hakkında ketum davranır. Köy halkı oyuncuları sevmekte ama kadınların oyuncu olmasından hazzetmemektedir. Üç Hayat temasıyla ve özellikle bir sahnesinde somut biçimde Kış Uykusu (Nuri Bilge Ceylan 2014) filmine göndermede bulunur. Kış Uykusu’nun tüm öyküyü harekete geçiren tetikleyici olayı, Aydın karakterinin kira borcunu ödeyemeyen İsmail’in borçlarını haciz yoluyla ödetmesidir. Evlerine haciz gelmesine ve babasının küçük düşmesine öfkelenen İlyas, Aydın’ın arabasının camını kırar. Film boyunca Aydın ve eşi Nihal’in, İsmail ve ailesinin “haysiyet” kavramının yön verdiği düşünce dünyası ile bir türlü iletişim kuramadıklarına şahit oluruz. Çünkü temel olarak onları anlamazlar. Gramsci’ye atıfla “entelektüelin kast kurduğu” bir konumdan diyalog kurmaktadırlar.

Üç Hayat’ta Behnaz Jafari ve Panahi, Marziye’nin köyün dışında tek başına yaşayan ve artık  filmlerde rol almayan ünlü oyuncu Şehrazat’ın evinde kaldığını öğrenirler. Böylece film üç farklı kuşaktan üç kadın çevresinde biçimlenir. Devrim öncesi İran’ın en önemli oyuncularından Şehrazat İran’ın geçmişini, İran’ın popüler oyuncularından Behnaz Jafari bugününü ve oyuncu olmak isteyen, konservatuvara gitmesi ailesi tarafından engellenen Marziye ise İran’ın geleceğini temsil eder. Filmin sonunda Marziye’nin abisi kocaman bir taş parçasını kızgın biçimde Panahi’ye bakarak göstere göstere elinde tutar. O sırada arabasında oturmakta olan Panahi ise umarsızca arabasından inerek uzaklaşır. Geçmişi temsil eden oyuncu Şehrazat’ın kırlık bir alanda resim yapmasını izleriz Panahi’nin gözünden. Sahneye arabanın alarm sesi eşlik eder uzaktan. Taşın hedefini bulduğunu camın kırıldığını sezeriz. Panahi yine sakin biçimde arabasına döndüğünde arabanın kırık camını görmemiz mümkün olur. Panahi hiçbir tepki vermez. Benzer bir sahnede; Şehrazat, Behnaz  Jafari ve Merziye’nin Şehrazat’ın evinde kaldıkları gece Panahi evin önünde arabasında uyumaktadır. Bu sırada köyün karanlığından birden üç erkek çıkıp gelir. Panahi’yi evlerine davet ederler. Panahi her zamanki uzlaştırıcı ve sakin tavrıyla köylüleri arabada uyumak istediğine ikna eder. Panahi’nin bakış açısından halk, bir korku ya da ötekileştirme nesnesi değildir. Çetin Baskın’ın belirttiği gibi, “Panahi’nin tavrı, tıpkı Kanlı Altın’daki Hüseyin’in herkese aynı pizzadan dilimler sunması gibi birleştirici bir tavırdır. Panahi filmlerinin İran’a bakışı daha vakur ve soğukkanlıdır”[4] Panahi’nin köylüleri ile kurduğu ilişki ve onlara bakış açısı Kış Uykusu’unda Haluk Bilginer tarafından canlandırılan Aydın karakterinden hayli farklıdır. Kış Uykusu’nun Aydın karakteri, camı kırıldıktan sonra korkusundan arabadan çıkamaz. Halkla yaşanan her sorun ve çatışmada Aydın yerine kahyası Hidayet’in başarısız diyalog kurma girişimlerine şahit oluruz.

Jafari ve Panahi köyü terk ederlerken, yolun ortasına çökmüş bir boğa ile karşılaşırlar. Jafari arabadan inerek bir anda geri dönmeye karar verir. Boğa gösterişlidir, damızlıktır ancak aynı zamanda hastadır. Köyde veteriner yoktur, boğanın sahibi ise müdahil olmayı ve öldürmeyi reddetmektedir. Civar köydeki inekler boğa ile çiftleştirilmek için getirilmektedir. Bu öykü genç Marziye’nin öyküsü ile paralellikler taşır. Marziye de  acı çekmektedir ve Jafari müdahil olmazsa, hayatının geri kalanında daha çok acı çekecektir. Marziye zorla evlendirilecektir. Jafari sorumluluk almaya karar verir.

Filmin son sahnesinde damızlık boğa ile çiftleştirilmek üzere kamyonlarca inek köye girerken, Jafari ve Marziye birlikte yürürler. Bugün ve geleceği temsil eden iki kadını uzaktan arabanın kırık camının ardından Panahi’nin bakış açısından izleriz. Kadınlar bugünü ve geleceği değiştirmekte ve inşa etmektedirler.

DİPNOTLAR:

[1]Aysun Yaralı Akkaya (2014) “Antonio Gramsci’de Entelektüelin Bir Eleştirisi Olarak Praksis Düşüncesi” Yönetim ve Ekonomi: Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi  Cilt:21 Sayı:1 s: 43-44

[2]Jean Louis Martınellı “Benim Yerim Burası” 2 Nisan 2011 Bianet  http://bianet.org/bianet/dunya/129032-panahi-benim-yerim-burasi

[3] Aslı Selçuk “İran’da Kadın Olmak” 4 Ocak 2019 Cumhuriyet http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/1190706/iran_da_kadin_olmak.html

[4] Çetin Baskın “Cafer Panahi Sineması: Vakur ve Soğukkanlı” Altyazı Aylık Sinema Dergisi 31 Ocak 2013  http://www.altyazi.net/yazilar/cafer-panahi-sinemasi-vakur-ve-sogukkanli/