Burjuvazi, üretim araçlarını, ve böylelikle üretim ilişkilerini ve, onlarla birlikte, toplumsal ilişkilerin tümünü sürekli devrimcileştirmeksizin varolamaz… Üretimin sürekli altüst oluşu, bütün toplumsal koşullardaki düzenin kesintisiz bozuluşu, sonu gelmez belirsizlik ve hareketlilik, burjuva çağını bütün daha öncekilerden ayırt eder. Bütün sabit, donmuş ilişkiler, beraberliklerinde getirdikleri eski ve saygıdeğer önyargılar ve görüşler Yerleşmiş olan ne varsa eriyip gidiyor, kutsal olan ne varsa lanetleniyor, ve insan, kendi gerçek yaşam koşullarına ve hemcinsleriyle olan ilişkilerine sonunda ayık kafa ile bakmak zorunda kalıyor. Ürünleri için sürekli genişleyen bir pazar gereksinmesi, burjuvaziyi, yeryüzünün dört bir yanında kovalıyor. Her yerde barınmak, her yere yerleşmek, her yerde bağlantılar kurmak zorundadır… Kendi üretim, değişim ve mülkiyet ilişkileri ile modern burjuva toplumu, böylesine devasa üretim ve değişim araçları yaratmış bulunan bu toplum, ölüler diyarının büyüleriyle harekete geçirdiği güçleri artık kontrol edemeyen büyücüye benziyor.[1]

 

Dünyanın neredeyse tüm sokaklarında bir hayalet dolaşıyor; alevin, gaz bulutunun, taşların ve kanın, öfkenin, kahkahanın, ironinin, mizahın arasından gezinen. Üretim ve yeniden üretim alanlarındaki kökten değişimlere eşlik eden zor ve baskının, tahakküm ilişkilerinin, disiplin ve gözetim mekanizmalarının hayatlarının her alanına iyice sirayet etmesinin bir sonucu olarak nefessiz kalma halini sokağa çıkarak ve sokakta hiç de bir yığın oluşturmayan insanların arasında nefes alarak gidermeye çalışıyor insanlar bugünlerde. Kuzey Afrika’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’ya, eski sosyalist ülkelere kadar bir coğrafyada çok farklı farklı tarihsel, sosyo-kültürel, siyasal yapılanmalara sahip memleketlerin sınırları dâhilinde sokaklara çıktı insanlar. Son günlerin sıcak gündemi olarak, çeşitli ekranlar üzerinden an be an takip edilen fakat üstüne –milliyetçilikten batıcılığa, AB yandaşlığına, Rusya karşıtlığına, demokrasi ve özgürlük mücadelesi savlarına kadar geniş bir yelpazede– çok da farklı analizlerin, eleştirilerin, kavramsallaştırmaların da yapıldığı, başta başkent Kiev’de olmak üzere Ukrayna’nın özellikle batı ve kuzey bölgelerinde ortaya çıkan kitlesel protesto hareketlerini doğru bir yerden okumak hem çağın ruhuna değen bir hususu teşkil ederken hem de diğer olmuş, olan ve olacak diğer ayaklanmaları, protesto hareketlerini de anlamak için elzemdir. Hani, Kiev’de Maidan’da dolaşan Dobrynya Nikitich’in[2] ruhu muydu yoksa emperyalist güçlerin karşı karşıya geldiği, iki farklı büyük sermaye grubunun –birinin kazanmak istediği ve diğerinin de kaybetmek istemediği bir coğrafya olması üzerinden– mücadelesinin kıvılcımları mı idi gündeme yansıyan?

Aynı Kefe

Peki, sokağa çıkan tüm toplumsal hareketleri homojen ve ilerici olarak addetmek içinde yaşadığımız çağın ruhunu oluşturan kapitalist ve hatta emperyalist düzenin çarklarının işleyişine ne kadar uyan bir önkabul. Lakin sokakları, meydanları kaplayan her kitlesel gösterinin devrimci, ilerici bir moment olduğunu söylemek mümkün değildir. İlerici olması ihtimali kadar gerici veya “araçsallaştırılan” bir hareket olma ihtimali de göz önünü alınması gerekmektedir.[3] Başka bir deyişle, sokağı fetişleştirip de meydanlara inen her tür halk hareketinin kutsallığına halel getirmeyecek cümleler kurmaktan kaçınmakta fayda var. Tabi, diğer taraftan da, anlama ve eleştirme çabası altında hareketin dönüştürücü öğelerinin de gözden kaçırılıp topyekûn bir inkâra gitmemekte de fayda olduğunu belirtmek lazım. Bu sebeple, dünyanın herhangi bir köşesindeki ayaklanmaların –mesela Tahrir, Yunanistan, Hamburg, Gezi, Venezüella veya Maidan– belli bir çerçeve içinde aynı/benzer kabul edilip, birbirleriyle bu eşdüzey üzerinden kıyaslanması mümkün görünmemektedir. Aksine, her birinin temellendiği dinamikler ve bu süreçlerin bugün ve yarına dair hareketinin devamını getirecek olan mekanizmalar –bazı benzer yanlarının tarihin ruhu gereği kaçınılmaz mevcudiyetine rağmen– esas olarak niteliksel ve niceliksel olarak çok farklı yapılara sahipler. Sadece sokağa bakarak Ukrayna’yı anlamaya çalışmak ve görünenin ötesindeki mekanizmaları, mücadeleleri, çatışmaları, antagonizmaları görmemek demektir. Oysa ne tamamen öznelerin pratiğe yansıttığı mücadeleleri göz ardı ederek ne de külliyen altındaki yapılanmaları ve dinamikleri dikkate almayarak tüm bu ayaklanmaları, protesto hareketlerini, sokakları, meydanları anlamak mümkündür. Belki de en mühimi yapı ve öznelerin biraradalığını inşa eden praksisi anlamaya çalışmalı.

Küresel Organik Kriz ve Pasif Devrimler Çağı

Tüm dünyayı etkisi altına alan hakikatli bir ekonomik kriz ve bu krizin mevcut tarihsel blok bağlamında yarattığı organik bir kriz de söz konusu. Son 10 yıldır sermaye bu krizden çıkma ve yeniden daha çok kar elde etme yolları aramakta. Sosyal refah devletinin iyiden iyiye sönümlenmeye başladığı 80’ler ile hayata geçirilmeye de başlanan neoliberal ajandanın sonuçları olan, bir yanda işsizlik ve yoksullukla, diğer yanda esnekleşen ve güvencesizleşen bir iş hayatı ile karşı karşıya bırakılan işçi sınıfı ile, vuku bulan organik kriz ile açmaza giren sermaye arasındaki sınıf mücadelesi her geçen gün kızışmakta. Bunun yer yer patlak verdiği alanlar işyerleri kadar sokaklar da oldu, oluyor. Günümüzde küresel ekonomik krize koşut ortaya çıkan organik krizler, “toplumsal formasyonun tamamının hem ekonomik ‘içeriğiyle’ hem de siyasal ‘biçimiyle’ yaşadığı bir kriz[4] olarak nitelendirilmelidir. Ortaya çıkan organik krizlerin yine her biri kendi gerçekliği içinde zuhur eden görüngüleri olarak da gündelik hayatın farklı alanlarında kendini göstermektedir. Mevcut hegemonya krizi ise “zor ile rıza arasındaki denge ilkinin lehine veya daha doğrusu ikincisinin ‘zora dayalı rıza’ biçiminde[5] pratiğe yansımaya başlamıştır.

Ekonomik krizin üretim ilişkilerini baskılaması ile ortaya çıkan keskinleşen sınıf mücadelesine ek olarak devletin zor aygıtı olarak görevine geri dönmesi ile zorun ve baskının rızanın yerini alması ile kitlesel huzursuzluklar ve ayaklanmalar kaçınılmaz olarak birbirini izleyen süreçler olmuştur. Bu süreçlerin sonucunda da, insanların kitlesel olarak sokaklara inmeleri, meydanlara çıkmaları ve dünya çapında tüm etkileyiciliği ile ortaya çıkan bu kitleselliğin yarattığı bir devrim havası da hiç kimsenin reddedemeyeceği bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâlbuki devrim fikrine yönelik olarak sadece kitlesel protesto hareketlerinin zeminini ve dinamiklerini anlamadan yapılacak bir analiz gerçek bir devrimci/ilerici isyan ile bir pasif devrim ürünü kitlesel hareketlenmelerin birbiri ile karıştırılmasını da beraberinde getirecektir. Dünya’daki bu tür kitlesel tüm protesto hareketlerini ele alırken bakılması gereken diğer bir faktör de mevcut ayaklanmanın üretim ilişkileri ve sınıf mücadelesi alanında nerede durduğu, siyasal olarak işçi sınıfının ve madun grupların bu hareketlerin içinde ne kadar yer alabildiği, ne kadar kendini bulabildiğidir. Organik krizlerin neticesinde başlaması muhtemel pasif devrimler çağının gerçekliği de unutulmadan ele alınmalıdır, sokak ve meydan ayaklanmaları. Özellikle de, Ukrayna’da ortaya çıkan meydan ayaklanması ise bu gerçeklikten izole değildir, edilmemelidir de. Bir anlamda, “bir yandan, hâkim sınıfların, belirlenmiş birikim rejimleri içerisinde, emekçi sınıfları parçalamaya ve bunları varolan toplum içindeki ekonomik-korporatif düzeye hapsetmeye yönelik stratejiler geliştirme tercihi; diğer yandan, madun sınıfların, pasif devrimin soğurucu mantığına direnebilecek hegemonik aygıtlar olgunlaştırmak konusunda başarısız olmuş siyasal tercihleri[6] ister istemez rahatlıkla kitlesel sokak/meydan hareketlerinin de belirleyicisi olabilme ihtimali de düşük bir ihtimal değildir.

Ukrayna’da Olan Biten İse

Ukrayna’daki protestolar, ilk olarak Yanukoviç hükümetinin Ukrayna’nın AB’ye girmesini öngören anlaşmalara dahil olmasını ertelediğine dair açıklaması ile 21 Kasım tarihi itibariyle Kiev’de tüm dünyanın artık Maidan olarak bellediği Avrupa Meydanı’nda batı yanlısı gösteriler ile başladı. 8 Aralık günü ise protestolar Kiev’de Lenin’in heykelinin aşırı-milliyetçi Svoboda (“Özgürlük”) partisinin önderliğinde yıkılması ile renk değiştirmeye başladı. Yıkılan Lenin heykelinin yerine Svoboda partisinin bayrağının yanına II. Dünya Savaşı sırasında Nazi güçleri ile işbirliğine giden rejime ait bayrağın asılması da protestoların içeriğinin sorgulanmaya başlanmasına da sebep oldu.[7] Gösterilerin başladığı günden beri, aşırı-milliyetçi ve anti-semitist bir hareket olan Svoboda partisinin, protestoların mahiyeti bağlamında niceliksel olarak olmasa da niteliksel olarak varlığını ciddi bir biçimde hissettirmiştir. Lakin, tüm bu görüntülerin birer fenomen hatta epifenomen olma olasılığına karşın Ukrayna’da ortaya çıkan kitlesel protesto hareketlerinin tetikleyicisi olarak kabul edeceğimiz birkaç faktörden bahsetmek mümkün tabi ki.

İlk olarak, belirtmekte fayda var ki garip, amorf bir milliyetçi zihniyetin varlığı tüm post-Sovyet ülkelerde kendini göstermekte. Sosyalizmin yıkılmasına müteakip, kapitalizmin inşasına koşut bir biçimde, yükselişe geçen milliyetçilik –hatta ırkçılık ve yer yer neo-faşizm– ve din (ki Ukrayna’nın batı ve kuzey bölgelerinin ağrılıklı olarak Katolik, doğu ve güney bölgelerinin ağırlıklı olarak Ortodoks olduğu da dikkate şayandır), toplumsal olarak siyasi ve sosyal mekanizmaları etkileyen iki önemli faktör halini almıştır. Fakat belki de bunun asıl sebebi, milliyetçi kesimlerin Sovyet geçmişlerine ve şu anki Rusya’ya –her ne kadar bu eşleştirmenin kendisi oldukça acayip bir hal teşkil etmekte iken– duydukları tepkinin hala iki kutuplu dünya politikası kabulleri üzerinden bir anti-Sovyet/anti-Rusya olan Batıya yönelik bir tavır geliştirmelerini de getiriyor. Maidan’daki hareketin, tezat bir biçimde, hem milliyetçi hem de batıcı bir niteliğe sahip olması halini bu durum açıklar vaziyette.

İkinci olarak, kapitalizmin dünya çapında yayılması, genişlemesi ile hem üretim süreçlerinin hem de yeniden üretim süreçlerinin zaman ve mekân sınırlarını zorlamaya başlamasına sebep küresel sermayenin içinde bulunduğu organik krizi atlatma stratejileri sonucunda daha yoğun bir biçimde emperyalizm bir yandan dünya ölçeğinde yayılma hızını arttırmaya diğer yandan da geçirdiği yapısal değişimler ve dönüşümlerle yeni üretim ve tüketim alanları açmaya çalışmaktadır. Küresel sermaye hem esnek ve güvencesiz bir biçimde istihdam edebileceği ucuz ve nitelikli işgücü pazarlarına hem de metanın tüketilmesini sağlayacak doymamış piyasalara ihtiyaç duymakta. Bu tanıma en uygun coğrafyalardan biri de şüphesiz eski sosyalist ülkelerdir. Ukrayna gibi bir coğrafya hem konumsal olarak merkez ülkelere yakınlığı, hem ciddi bir tarım ve ağır sanayi alt-yapısı, hem nitelikli ucuz işgücü pazarı, hem de tüketmeye aç bir piyasası ile küresel sermaye gruplarının tam da aradığı bir fırsattır, özellikle de ciddi kriz dönemlerinde. Bu açıdan, Ukrayna hem Batı hem de Rus burjuva sınıfının elde etmek/elde tutmak isteyeceği bir bölge. Bu bağlamda, Maidan’daki kitlesel protesto hareketini uluslararası ve ulusal burjuvazinin mücadelesinin de bir tezahürü olarak nitelemekten, bu gerçekliği ifade etmekten kaçınmamak gereklidir. Küresel sermayenin, emperyalist güçlerin, ulusal burjuvazi Oligarkların Maidan ayaklanması üzerindeki etkisi yadsınamaz bir olgudur, ister doğrudan olsun isterse dolaylı bir biçimde.

Son olarak, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından kapitalizmin inşası gayesiyle başta Rusya olmak üzere tüm post-Sovyet ülkelerde IMF ve diğer emperyalist güçlerin uygulamaya geçtikleri şok terapi politikaları sonucu bu ülkelerdeki sosyal ve ekonomik yıkımın getirisi, ülkelerin, Oligarkları için ucuza elde edilmiş büyük karlar iken, halkları içinse yoksulluk, yolsuzluk, toplumsal çöküntü ve kötü yaşam koşulları oldu. Ukrayna’da yeraltı zenginliklere sahip olmayan bir post-Sovyet ülke olarak bu politikalardan payına düşen, ciddi anlamda bir siyasal ve sosyo-ekonomik fecaat oldu. Son birkaç aydır Maidan’da toplanan Ukrayna halkının son 20-25 yıldır yaşadığı sıkıntılar, sorunlar da başka bir faktördür aynı zamanda, insanları kış vakti gece gündüz meydanlara döken. Fakat, buradaki belki de esas püf noktası ise, Ukrayna halkının sahip olduğu yanlış/çarpıtılmış bir bilinç hali içinde olması. İçinde bulundukları yoksulluk, yolsuzluk, adaletsizlik, eşitsizlik, hürriyet yoksunluğu gibi durumların temel nedeni olarak 25 yıldır içinde yaşadıkları kapitalist sistemi ve onun getirilerini görmeyip, esas sebebi olarak yanlış bir referanslandırma ile suçu mevcut iktidara veya Rusya’ya atmaktadırlar. Oysaki başka bir iktidar veya hükümetin başa gelmesi ya da Rusya yerine AB’nin hükmü altına girmelerinin yaralarına merhem olmayacağı gerçeğini görmekten kaçınıyorlar ve bunun sorumlusu olarak da Sovyet geçmişlerini ileri sürüyorlar. Hâlbuki milliyetçi/ırkçı veya batıcı hareketlerden medet ummak yerine işçi sınıfının ve devrimci muhalif hareketlerin belirleyici bir rol oynayacağı bir yapılanma ile kapitalist sistemin geçici görüngüleri ile vakit kaybetmek yerine, sorunlarının asıl zeminini oluşturan kapitalizmin kendisine yönelik bir tavır, tutum almaları yaşadıkları hayati sorunlara dair daha kalıcı ve daha etkili bir çözüm olacaktır. Nihayetinde, Ukrayna halkı sorunlarının kaynağı ile değil gölgesi ile bir mücadele yürütmeye çalışmaktadır.

Sonuç

Sonuçta, belki de tüm bu olan biteni izler iken, her zaman zihinlerin bir köşesinde tutulmasında fayda olan esas mesele, basitçe görünenin analizine girişerek arkasındaki gerçekliğe dair ciddi analitik irdeleme tüm dünyada sokaklarda, meydanlarda zuhur eden toplumsal hareketlenmelerin konulan isminin vuku bulduğu cismi ile örtüşmemesini de getirecektir. Hele de kapitalizmin ve emperyalizmin varolduğu bir toplumsal formasyon içinde özgürlük ve demokrasi gibi kavramların fütursuzca kullanılmasına yönelik duyulması gereken kuşkuyu asla kaybetmeden, kapitalizmin ve emperyalizmin demokrasi, eşitlik, özgürlük ve adalet gibi kavramlarla örtüşmeyecek bir doğaya, niteliğe sahip olduğu unutulmamalıdır. V. İ. Lenin’in de belirttiği gibi: “Genel olarak kapitalizm, özelde ise emperyalizm, demokrasiyi bir yanılsamaya çevirir, ama aynı zamanda kapitalizm kitlelerde demokrasi özlemlerini uyandırır, demokratik kurumlar yaratır, emperyalizmin demokrasiyi yadsıyışı ile kitlelerin demokrasi için çabalamaları arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı şiddetlendirir.[8] Tüm bunların ışığında, toplumların sahnesinde ortaya çıkan hemen hemen tüm siyasi ve sosyal olay ve olguların ele alınması süreci de Ukrayna’daki olayları izlerken ve yorumlarken başvurulması gereken birer önkabul olmalıdır. Ne sokak/meydan fetişizmine ne de umutsuz bir distopik bakış açısına gerek de duymadan, Ukrayna’daki mücadelenin en basitinden, hem bir anlamda sermayenin yayılması, genişlemesi sürecine koşut bir biçimde egemen burjuvazinin bir iç hesaplaşmasının tezahürü, hem de sosyalizmin yıkılmasının ardından uluslararası sermaye gruplarının kapitalizmin inşası sürecinde hayata geçirdiği neoliberal politikalar sonucu ortaya çıkan toplumsal katastrofik durumdan Ukrayna halkının bıkıp usanması ile sokağa çıkması, sesini duyurmak istemesi ile ortaya çıktığını görmek gerek. Son olarak, içinde bulunduğumuz gerçekliğin de bir tezahürü olarak, sermayenin daha fazla kar elde etmek için dünya halkları üstünde tüm bu yaptıkları ettikleri tıpkı Herakleitos’un hekimler hakkında söylediklerine benzer bir nitelik taşımakta: “Hekimler kesip biçtikleri, yakıp dağladıkları zaman hastalıkların yaptığından farklı hiçbir şey yapmadıkları halde bir de gelip para istiyorlar.[9]

 

DİPNOTLAR

[1] K. Marx ve F. Engels, Komünist Manifesto. Ankara: Sol Yayınları, 1993, s. 113-115.

[2] 10. yüzyılda yaşamış Kiev Rus dönemine ait bir bılina (былина, geleneksel Doğu Slav sözlü ve epik anlatılar) kahramanı. Yeğeni Kievli I. Vladimir olan Dobrynya’ya ait anlatıda bir ejderha ile savaşı anlatılmaktadır. “Epik ejderha, Kiev Ruslarının tarihsel yargılarıyla ve düşmanlarına karşı kendilerini savunmalarıyla bağlantılıdır… [E]jderha, etkinlikleri Kiev devletinin bütünlüğünü tehdit eden bir yağmacıdır. Böylece Dobrynya ona karşı çıkmakla ülkesinin bir düşmanının karşısına çıkmış olur.” (Elizabeth Warner, Rus Mitleri, çev. Mert Kireççi. Ankara: Phoenix Yayınevi, 2010, s. 112-115)

[3] Bkz. Barış Yıldırım, “Ayaklanma Sosyalist Bir Sanattır: Rabia, Ukrayna, Venezüella, Gezi”, Fraksiyon, http://fraksiyon.org/ayaklanma-sosyalist-bir-sanattir-rabia-ukrayna-venezuela-rojava/

[4] Peter D. Thomas, Gramsci Çağı, çev. İlker Akçay-Ekrem Ekici. Ankara: Dipnot Yayınları, 2013, s. 221.

[5] İbid., s. 221.

[6] İbid., s. 225.

[7] Bkz. Greg Butterfield, “Ukrayna Komünist Partisi’nden İkaz”, İştiraki, http://istiraki.blogspot.com.tr/2013/12/ukrayna-komunist-partisinden-ikaz.html

[8] V. İ. Lenin, Emperyalist Ekonomizm: Marksizmin Bir Karikatürü, çev. Ferit Burak Aydar. İstanbul: Agora Kitaplığı, 2014.

[9] Ulus Baker, Siyasal Alanın Oluşumu Üzerine Bir Deneme. Ankara: Paragraf Yayınları, 2005, s. 13.