WWW ve Kapitalizm

Tim Berners Lee 25 yıl önce, 1989’da, World Wide Web’i (WWW) “herkesin her şeye” ve “kim olursa olsun” herkesin web sitelerine bağlanabildiği “açık bir ortam” olarak tasarladı. WWW’nin[1] asıl tasarımı, üzerinde küresel düzeyde uzlaşılmış ve herkesin yeni hizmetler geliştirmesine ve sunmasına olanak sağlayan açık standartları, merkezi olmayan bir mimariyi ve açık-kaynak yazılımın yükselmesini içerir. Bu sistem, serbest enformasyon akışının ve ifade özgürlüğünün hükümetler tarafından kontrol edilemeyeceğini belirten siber-özgürlükçü (cyberlibertarian) görüşleri yansıtır.

Bununla birlikte WWW’nin merkezinde sayısal-komünist bir gerçeklik de vardı: Tim Berners Lee WWW’yi, enformasyon aktarımı, iletişim, paylaşım, işbirliği ve topluluk oluşumu için kimsenin ücret ödemek zorunda olmadığı, çoğunlukla müşterek bir yapı olarak herkesin erişebildiği biçimde geliştirdi. WWW’nin bu yapısı sadece sıradan insanlar için açık olan bir kaynak değildir. Şirketlerin de ödeme yapma zorunluluğu yoktur ki bu da WWW’nin şirketler tarafından sömürülmesine davetiye çıkarır; sermaye için de bedava bir kaynak olmasını doğurur. Bu açıdan bakıldığında WWW, ulaşım sistemleri, eğitim ve sağlık kurumları ya da emeklilik sistemi gibi kamu hizmeti altyapılarına benzemektedir. Bu gibi kamu mallarının tamamının hem kapitalizmi aşan ve hem de kapitalizmi dengede tutan ikili, içkin bir niteliği vardır. Ancak ücretsiz erişimin WWW’yi kapitalizme hizmet eden saf bir aptala dönüştürdüğünü iddia etmek de hata olur. Kullanıcıların bir web tarayıcısı üzerinden WWW’ye her girişlerinde ücretlendirilmeleri ya da belirli bir süre erişim için sabit ücret ödemeleri seçeneği çok daha kötü bir alternatiftir. Ücretsiz kullanım, okula, üniversiteye ya da doktora her gittiğinizde ücret ödemek zorunda olduğunuz bir sistemden daha iyi bir seçenektir. İnsanlar WWW’ye erişim için ya da okul, üniversite, hastane ve doktor için sabit ücret ödemek zorunda kalırsa muhtemel sonuç, yoksulların, dar gelirli ailelerin ve insanların bunlara hiç erişememesi ya da sadece bir çeşit ikinci-sınıf erişime sahip olmaları olacaktır. WWW’nin belirgin bir başka temel değeri -bir düzeye kadar da olsa- bu sınıf yapılaşması (class structuration) mantığına direnmesidir. Bu, net tarafsızlığının (internet neutrality) sonlandırılmasına karşı yapılan, genel olarak da başarıya ulaşan direniş sırasında belirginleşmiştir. Net tarafsızlığının askıya alınması İnternet servis sağlayıcılarının, belirli İnternet ve WWW hizmetlerini, siteleri, platformları, belirli tür içerikleri, uygulamaları ya da cihazları yavaşlatmalarına ya da daha hızlı erişim için kullanıcılardan ücret talep etmelerine neden olur. Bu da ticarileşmenin yeni biçimleriyle ve sıradan WWW ve İnternet kullanıcılarının karşısında zengin kaynağa sahip şirketlere ve organizasyonlara ayrıcalık sağlayan eşitsizliklerle sonuçlanır.

WWW ve Şirket İdeolojisi

İnternet bir güç haline gelip devlet denetimine meydan okuduğunda ve WWW’nin 1990’ların ortalarında yükselişe geçmesinin hemen sonrasında, Grateful Dead müzik grubunun söz yazarı ve Electronic Frontier Foundation’ın[2] kurucularından John Perry Barlow, 1996’da “Sanayileşmiş Dünyanın [h]ükümetlerinden, Siber alanda, aklın yeni vatanında bizi yalnız bırakın” talebinde bulunan Siber alan Bağımsızlık Beyannamesi’nde (Declaration of the Independence of Cyberspace) siber alanın hükümetlerden bağımsızlığı çağrısında bulundu. Aşağı yukarı aynı zamanlarda İlerleme ve Özgürlük Vakfı (Progress and Freedom Foundation) üyesi muhafazakâr düşünürler, Bilgi Çağı için Magna Carta (Magna Carta for the Knowledge Age) belgesinde “yeni siber alan ortamı yaratmanın yeni mülkiyet yaratmak” olduğunu iddia etti. Bu düşünürlerin yanı sıra politikacılar, yönetim guruları ve “yeni medya” şirketleri özgürlükten bahsettiklerinde WWW’yi sermaye birikiminin bir alanı olarak görmek için özel mülkiyetin sınırsız özgürlüğünü kast ederler. WWW üzerinde şirket kontrolü hep istendi, övüldü, geliştirildi ve nadiren sorgulandı. Serbest piyasa ve serbest mülkiyet WWW’nin şirket ideolojisi haline geldi.

Sonuç olarak Nisan 1999’da en çok erişilen web siteleri (Media Metrix verilerine göre) AOL, Microsoft, Yahoo, Lycos, Go Network, GeoCities, Excite, Time Warner Online, Blue Mountain Arts, AltaVista ve Amazon oldu. Neticede bu şirketlerin hepsi, enformasyona ve iletişim hizmetlerine erişim, yazılım, işletim sistemleri, eğlence içeriği, çevrimiçi (online) alışveriş mağazalarındaki çeşitli ürünler, reklamlar, ticari eşya, tebrik kartları vb. bir ürünü ya da hizmeti satmak istedi. Gerçek şu ki, 1999’da WWW’yi belirleyen belli başlı bu web siteleri arasında kar amacı gütmeyen, ticari olmayan bir kurumun yönettiği tek bir web sitesi bile yoktu ve bu WWW üzerinde özgürlüğün sermayenin özgürlüğüne indirgendiğini gösterir.

WWW’de İşlerin Sarpa Sarması: 2000’deki Dot-Com Krizi

WWW’nin başat özelliği olan özgürlüğün şimdiye kadar hep bir bedeli oldu. Enformasyon, özgün bir metadır çünkü kullanılarak tüketilemez, kolay, çabuk ve ucuz bir şekilde kopyalanabilir ve aktarılabilir. Aynı anda çok sayıda kişi tarafından tüketilebilir, büyük ilk yatırım maliyetleri vardır (batık maliyet kuralı) ancak yeniden üretim maliyetleri neredeyse sıfırdır. Genellikle sadece daha büyük bir portfolyo içinde “hit” olduğunda satılabilir (hit kuralı) ve talep belirsizdir ki bu da yüksek oranda riske neden olur (kimse hiçbir şey bilmez kuralı). İnternette satış yapmak belirsiz, riskli ve çelişkilidir. Yeni ekonomi balonu, 1970’lerden sonra asla erişilemeyen sürdürebilir yüksek kar oranları arayışıyla iyice şişirildi. WWW, sermaye birikiminin yeni elektronik alanı olmayı vadetti ki bu da çevrimiçi ekonominin finansallaşmasıyla sonuçlandı. Büyük miktarlarda risk sermayesi İnternet girişimlerine yatırıldı ve WWW şirketleri birbiri arkasına borsada işlem görmeye başladıklarını açıkladı. Enformasyon ekonomisinde kar etmenin güçlükleri 2000’de yeni ekonomi finansal balonu patladığında (“dot-com krizi”) doruğa ulaştı ve boo.com, freeinternet.com, open.com, pets.com, startups.com, theglobe.com, worldcom.com gibi WWW şirketleri ve daha niceleri iflas etti. Borsa değerlerinde dile getirilen vaatler, WWW’de sermaye birikiminin gerçekliğine ulaşamadı.

WWW’nin Maddiliği ve Sınırı

WWW’nin ilk (büyük olasılıkla da son olmayacak) ekonomik krizi Web’in maddiliğini, “aklın vatanı” (Barlow) olmadığını ya da “alaşağı etmediğini” (Dyson, Gilder, Keyworth, Toffler) göstermiştir. Daha ziyade web, paranın ve iktidarın, maddi güçler işlevini gördüğü bir alandır. WWW’ye erişim için, kol emeğiyle üretilen, genellikle de gelişmekte olan ülkelerde toksik şartlarda parçalanıp hurda yığını olarak istiflenecek, insanların geçim kaynağını ve doğayı tehdit eden bir e-atığa dönüşerek kullanım süresi dolacak bir bilgisayara, dizüstü bilgisayara, mobil telefona ya da tablete ihtiyacınız vardır.

Kuşkusuz, WWW ve İnternete erişenlerin sayısı 2000’de 360 milyonken 2013’te 2.7 milyara (dünya nüfusunun %40’ı) yükselerek etkileyici bir artış göstermiştir. Ancak İnternet erişiminin para, beceri ve motivasyon gibi maddi imkânlarla ilişkisi düşünüldüğünde dünyanın ekonomik ve kültürel bakımdan yoksun insanlarının, İnternet ve WWW erişiminde ve kullanımında çeşitli dezavantajlı durumlarla karşı karşıya kaldıkları açıktır. Biz dünya standartlarında bir yaşam sürdüğümüz müddetçe -kapitalizm “dünya standardı” değildir ama dünya genelinde sınıflı toplum yapısıdır- bu insanlar aradaki farkı kapatamayacaklar. WWW’yi ve belirli teknolojileri, hizmetleri kullanmaktan hep mahrum kalacaklar, ikinci-sınıf hizmetleri ve donanımları kullanacaklar (Her Çocuğa Bir Dizüstü Bilgisayar kampanyasının gelişmekte olan ülkelerde insanlara ve hükümetlere satmaya çalıştığı hurda bilgisayarları hatırlayın) ya da teknolojiden başkaları kadar fayda elde edemeyecekler. Sınıflı toplumun küresel eşitsizlik gerçekleri dikkate alındığında 2013’te İnternet erişim oranının Avrupa’da %74.7 iken Afrika’da sadece %16.3 olması şaşırtıcı değildir.

Böylesi bir ortamda herhangi biri 2005’te Afrika’da 17 milyon olan internet kullanıcısının 2013’te 140 milyona yükselme “başarısı” göstermesine ya da Çin’in bir İnternet “başarı hikayesi” olmasına kesinlikle dikkat çekebilir: 2000’de Çin’de erişim oranı %1.78 iken 2012’de %42.3’e yükselmiştir ki bu da ülkede 500 milyondan fazla kullanıcı olduğunu, kesinlikle en fazla İnternet kullanıcısının Çin’de olduğunu gösterir. Ancak eşitsizlikler, farklılaşmış İnternet erişimi ve İnternet kazanımları gereksinimiyle sonuçlanır ki bu da sınıfların ve eşitsizliklerin varlığını devam ettirdiği durumda bile WWW’nin demokratik olabileceği yanılsamasını yaratır. “Çin’in büyümesine” 1981’de 29.1 olan Gini-eşitsizliğinin 2009’da 41.1’e yükselmesi eşlik etmiştir. O kadar ki Çin’in en fakir yerleşim bölgesindeki bir çiftçinin nihayet bir SMS gönderebilmesiyle bağıntılı gerçeklik, Hong Kong, Shanghai, New York ve dünyanın başka yerlerindeki insanların WWW’den canlı film izleyebilme olanak ve maddi yeterliliklerine erişebilmeleri olduğu müddetçe hakiki bir fark yaratmaz. Çiftçi bu tür enformasyonel imkânlardan mahrum kalmasının yanı sıra maddi olarak yoksul olmaya da devam eder. Kapitalizm, eşitsizliğin küresel, bölgesel, ulusal ve yerel yapılarını doğurur ve bunlar WWW, İnternet ve daha genel olarak medya dolayımıyla karmaşık biçimlerde yansıtılır.

WWW’de Alternatiflerin Yapısal Ayrımcılığı

Çevrimiçi özgürlüğü, ifade özgürlüğünden ziyade bedava olma biçiminde kavrama gibi bir eğilim var. Facebook için çevrimiçi özgürlük, “paylaşmanın gücü ve dünyayı daha açık ve bağlantılandırılmış kılmak” (Facebook) demektir. Google için özgürlük, “dünya üzerindeki enformasyonun evrensel düzeyde erişilebilir ve kullanışlı olması” için düzenlenmesini ve “kötü olmadan para kazanılmasını”[3] (Google) ifade etmektedir. Youtube özgürlüğün ruhunu, “birleştirmek, haberdar etmek ve dünya genelinde insanlara ilham vermek, büyük ve küçük ölçekteki reklamcılar ve özgün içerik üreticileri için bir dağıtım platformu görevi görme” imkânı olarak kavramaktadır. Twitter için özgürlük, “insanlarla ilişki kurmanız, kendinizi ifade etmeniz ve olup biteni keşfetmeniz” anlamındadır ve “herkese fikir ve enformasyon üretme ve bunları anında paylaşma yetkisi vermek” demektir. Instagram özgürlüğü, “hayatınızı arkadaşlarınızla ve ailenizle hızlı, güzel ve eğlenceli paylaşmanın yolu” olarak anlamaktadır. Pinterest özgürlük ile “sevdiğiniz şeyleri toplamayı ve düzenlemeyi” (Pinterest) kast etmektedir. LinkedIn özgürlüğü, “dünya genelinde profesyonellerin birbirileriyle iletişim kurmasını sağlamak ve onları daha üretken ve başarılı kılmak” imkânında görmektedir. Tumblr özgürlüğü, “sevdiğiniz şeyleri paylaşmanın” (tumblr) bir yolu olarak kavramaktadır. Sina Weibo için özgürlük “kullanıcılarımızın bizim platformumuz üzerinden diledikleri yerde ve zamanda herhangi bir kişiyle bağlantı kurmasına ve enformasyon paylaşmasına imkân sunmak” ve “kullanıcılarımızın ticari işleri için zengin bir tuval yaratmaları, marka reklamcılarının da hedef kitlelerine ulaşmalarına ve ilişki kurmalarına yarayan çevrimiçi medya ve sosyal ağ servisleri yelpazesi” demektir. Tencent (QQ, WeChat) özgürlüğü, “kullanıcılara ‘tek bir noktadan çevrimiçi yaşam biçimi hizmetleri’ sağlama stratejik hedefi altında katma-değerli İnternet, mobil ve telekom servislerinde ve çevrimiçi reklamcılık” ve “farklı platformlardaki arkadaşlarla bağlantı kurabilme” (WeChat) imkânlarında görmektedir. VK için özgürlük, “eski ve yeni arkadaşlarınızla iletişim kurabilmenize yardım eden bir web kaynağı” (VK) demektir. WhatsApp için ise özgürlük, “SMS ücreti ödemeden karşılıklı mesajlaşmaya olanak tanıyan çapraz-platformlu bir mobil mesajlaşma uygulaması” (WhatsApp) demektir. Şirketleşmiş sosyal medya özgür erişim kavramını gasp etti ve onu, kişisel verinin metalaştırılmasına ve hedeflenmiş reklamcılığa dayanan sermaye birikimi biçiminin varlığını gizlemeye yarayan bir ideolojiye dönüştürdü. Şirketleşmiş sosyal medya kendisini özgür, açık ve sosyal olarak sunar ancak gerçekte kişisel verinin metalaştırılması için özgür olmayan, kapalı ve özel makinelerdir; hedeflenmiş reklam üretip satarlar.

Sorun şu ki İnternet şirketleri, danışmanlar, yöneticiler ve onların ideolojisine inananlar, özgürlüğü Karl Marx’ın vurguladığı gibi, yani özgürlük alanının karlılık ve birikim mantığına dayalı değil “herkesten yeteneğine göre herkese ihtiyacına göre” prensibine dayandığını ve böylece medyanın asıl özgürlüğünün “ticari olmamasına bağlı olduğunu” görmezler. WWW’nin özgürlüğünün mülkiyet, piyasa ve ticaret özgürlüğüne indirgenmesinin sonuçları, WWW’nin bugün birincil ve en önemli alışveriş merkezi olması ve dünyanın en büyük reklam ajanslarının kişisel verileri “büyük veri” olarak toplayıp ticarileştirmek amacıyla üzerinde kendilerini “sosyal medya” ve “mobil medya” kılıfıyla gizleyebildikleri devasa bir reklam alanı olmasıdır. WWW, insanların WeTube, OurBook, OurSpace sitelerine erişemedikleri ama kendilerini başkalarına pazarlamak için YouTube, Facebook ve MySpace sitelerine bağlanabildikleri, dünyanın en büyük narsistik öz-sergileme makinesi ve kişiselleştirilmiş gösterisidir. Görev, daha iyi “istihdam edilebilir” ve daha başarılı olmak için rekabet avantajları elde etmek ve itibar biriktirmektir. Bireysellik, şirketleşmiş “sosyal” medya platformlarında kurulur ve bu, kendilerini prekarya işçi olarak değil de “bilgi profesyonelleri”, “orta sınıf”, “yapıcı” ve “yaratıcılar” olarak kavrayarak, kendilerini sömürülen bir sınıf olarak görmek yerine kendi varoluşlarını bireysel serbest çalışanlar olarak yansıtan pek çok işçi için hayatta kalma stratejisi haline gelmiştir.

Dünyanın en büyük alışveriş vitrini olmak WWW’nin başat gerçekliğidir ancak tek gerçekliği de değildir. WWW üzerinde AlterNet, Common Dreams, Democracy Now!, Free Spech TV, Indymedia, Occupy News Network, openDemocracy, Project Censored, Truth Out, TomDispatch, ZNet ve daha pek çok eleştirel-politik çevrimiçi medyayı da bulabiliriz. Ayrıca basılı gazete ve dergi yayınlayan ve kendi yayıncılık faliyetlerinde WWW’yi kullanan alternatif basın da vardır. Adbusters Magazine, In These Times, Left Business Observer, Mother Jones, N+1, The Nation ya da The Progressive bunlara örnek gösterilebilir. WWW üzerinde Centre for Research on Multinational Corporations, China Labor Watch,  Corporate Crime Reporter, Corporate Europe Observatory, Corporate Watch, CorpWatch, PR Watch, Students and Scholars Against Corporate Misbehaviour ya da WikiLeaks gibi sızıntı ve gözlem platformları da bulunmaktadır.

WWW aynı zamanda Wikipedia ya da kendisini “mahremiyetin bilincinde olan, kullanıcılarına kendi veri güvenliklerinin kontrolünü veren merkezsiz bir sosyal medya” olarak tanımlayan Diaspora, “insanların sosyal medyası ve insanlar için sosyal medya” diyen N-1, identi.ca, StatusNet, “etik ve dayanışmaya önem veren ve merkeziyetçi kapitalist servislerden kaçmak isteyen mikroblogcuların biraraya geldiği” ve “her zaman ücretsiz olacak” Quitter, Vinilox, Load Average ve “sadece kar etmek için var olan Twitter gibi tescilli, merkeziyetçi platformlara” meydan okuyan “özgür, açık-kaynak, dağıtık mikroblog” Thimbl gibi birleştirilmiş/dağıtık sosyal ağların ve alternatif sosyal medyanın da alanıdır.

Bu tür platformlar ve projeler birlikte alternatif bir WWW oluşturur.

Ancak alternatif web yapısal eşitsizlik sorunlarıyla karşı karşıyadır: kar amacı gütmeyen projeler kaynakları harekete geçirmekte bir şey satan ve kar eden ticari projelerden daha çok problem yaşamaktadır. Alternatif web platformları, kullanıcıları hapsetmiş tekel -ve oligopol- kapitalist platformlarla rekabet etmekte görünürlük ve itibar hiyerarşisi gibi dezavantajlarla karşı karşıyadır. WWW’nin ve İnternet’in merkezsiz bir teknolojik yapısı olmasına rağmen bugün, bu sistemlerin kullanımını, uygulamasını ve etki, görünürlük ve ilgi yapılarını belirleyen merkezileşmiş bir mimari güç vardır. Kapitalist platformlarla rekabet edecek alternatif medya platformları kurmak, işletmek ve devam ettirebilmek genellikle riskli ve zordur. Sonuç olarak kapitalist platformlar WWW’yi belirler; alternatif platformlar da marjinal kalır: 13 Mart 2014 itibariyle Google, Facebook, YouTube, QQ, LinkedIn, Twitter, Sina, Blogspot, Weibo, VK, Pinterest, tumblr ve Instagram dünyada en çok erişilen web siteleri listesinde #1, #2, #3, #7, #8, #10, #13, #16, #17, #23, #28, #35, #37 sıralarında yer almıştır. Bunun karşısında birleştirilmiş sosyal ağların bazıları ise #68,507 (Identi.ca), #96,497 (Diaspora), #98,516 (StatusNet), #265,098 (N-1), #1,587,492 (Thimbl), #2,212, 575 (Quitter), #5,736,695 (Load Average), #6,047,362 (Vinilox) sıralarında yer alabilmiştir. Huffington Post (#82), Daily Mail (#101), India Times (#108), New York Times (#118) ve Fox News (#164) gibi ana akım haber kuruluşlarının web siteleri en üst sıraları işgal ederken #3,828 (AlterNet), #13,064 (WikiLeaks), #17,185 (Democracy Now!), #19,139 (Common Dreams), #20,319 (Truth Out) ya da #66,068 (Open Democracy) gibi alternatif haber platformları ancak belirtilen sıralara erişebilmiştir. Creative Commons lisanslı açık erişim dergi ve kitap yayıncılığı örneklerinin de gösterdiği üzere alternatif WWW projeleri kapitalist içerilmeden de her zaman korumaz: Çoğunluğu alternatif, kar amacı gütmeyen akademik yayıncılık projeleridir ancak bazı açık erişim projeler her makaleyi kabul eden ve yazarlardan yüksek makale değerlendirme ücreti talep eden yırtıcı şirketlere dönüşmüştür.

Edward Snowden’ın ifşaatları, NSA ve GCHQ gibi gizli servislerin iletişim araçlarını, İnternet’i ve WWW’yi izlemekte kullandıkları küresel bir gözetim sisteminin varlığını göstermiştir. Bir taraftan, bu ifşaatlara gösterilen tepki, devlet kurumlarının bireysel mahremiyeti ihlal etmelerine karşı yükseltilen standart siber-özgürlükçü kaygılardı. Örneğin Privacy International, PRISM’i[4], “dünyanın sözde demokrasi yol göstericisi tarafından yürütülen, yurttaşların haklarını korumakla yükümlü kişilerin suç ortaklığıyla ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın yönettiği yaygın ve istilacı gözetleme rejimi” olarak tanımlamaktadır. Privacy International’a göre PRISM, “dünya genelinde insanların mahremiyetini koruyan yasal önlemlerin olmamasına” dayanak oluşturmaktadır. Diğer taraftan sadece devleti suçlamak da zordur çünkü Google, Facebook, Yahoo! ve AOL gibi iletişim ve WWW şirketlerinin ve Booz Allen Hamilton gibi özel güvenlik firmalarının kitlesel gözetimin suç ortağı oldukları ve bundan maddi kazanç elde ettikleri ortaya çıkmıştır. Snowden’ın ifşaatları devlet gözetiminin varlığını değil şirket gücü ve devlet gücü birlikteliğinin iletişimi, İnternet’i ve WWW’yi kontrol ettikleri bir gözetim-sanayi ittifakının varlığını göstermiştir. Eğer Snowden suskun kalsaydı Facebook, Google ve PRISM’le ilişkili diğer şirketler bu gözetim sisteminin varlığını teşhir ederler miydi? Bu pek de olası değil. Gerçi bu şirketlerin çoğu yürütülmesine kendilerinin de yardım ettiği yoğun gözetimin karşında olduklarına inanmamızı da istiyor.

Alternatif Bir WWW’ye Doğru?

WWW’yi geliştirmesinden 25 yıl sonra WWW’nin endişe verici durumu karşısında Tim Berners-Lee kaygılarını dile getirmiştir ve WWW’nin müşterek ve kamusal bir sistem olarak tasarlandığını vurgulamıştır: “Artık web, insanların, iş dünyasının, toplulukların ve hükümetlerin güvendiği bir kamu kaynağıdır. Demokrasi için hayatidir ve ifade özgürlüğü için başka herhangi bir iletişim aracından daha da kritiktir.” 2014’te web kitlesel tehditlerle karşı kaşıya kalmıştır: “Webin geleceğinin iktidarlarını kötüye kullanan bazı hükümetlerin, serbest piyasanın altını oymaya çalışan bazı şirketlerin ve bazı suç faliyetlerinin tehdidi altında olduğuna inanıyorum. Son yıllarda dünyanın farklı yerlerindeki hükümetlerin webi sansürlemelerinde düzenli bir artışa şahit olduk. Kurumsal duvarlarla çevrilmiş alanların artışını, telif hakkına ve bilgisayarın kötüye kullanımına yönelik aşırı derecede cezalandırıcı kanunları ve net tarafsızlığının altını oyan ya da onu hiçe sayan girişimleri gördük. Ancak kitlesel gözetim, özellikle de ABD ve İngiltere’deki istihbarat kurumlarının insanları izlemeyi kolaylaştırmak için ticari şifreleme sistemlerini kırmaya yönelik bilinen girişimleri, bunlar arasında en kaygı verici olanıdır. Çünkü bu, güven kaybına neden olur ve webin parçalanmasına (balkanisation) yol açar.” Berners-Lee, İnternet’in ve WWW’nin şirket ve devlet tarafından denetimini sorgulamaktadır ancak asıl soru, şirketlerin birikim mantığının ve gizli servisler gibi devletin kontrol kurumlarının WWW’ye, özgürlüğe ve demokrasiye karşı her zaman ve birincil tehdit olup olmadıklarıdır? Eğer öyleyse bu durumda tekil kontrolden ve sömürgeleştirmeden bağımsız bir WWW’ye -alternatif bir WWW- ihtiyacımız vardır.

Tim Berners-Lee WWW’yi korumak için harekete geçilmesi çağrısında bulunmaktadır: “Webin geleceği sıradan insanların bu olağanüstü kaynağa yönelik sorumluluk almalarına ve webi kamu yararının aksine manipüle etmeye çalışanlara meydan okumalarına bağlıdır.” Berners-Lee şöyle devam etmektedir: “Küresel bir anayasaya ihtiyacımız var – bir haklar yasası. […] Açık, tarafsız bir internetimiz olmadığı müddetçe kapı arkalarında nelerin döndüğünden endişe etmeden güven duyamayız, şeffaf hükümetimiz, iyi demokrasimiz, iyi sağlık hizmetimiz, birbiriyle iletişim içinde olan topluluklarımız ve kültürel çeşitliliğimiz olamaz. Bunu olabileceğini düşünmek naiflik değildir ancak arkamıza yaslanıp bekleyerek buna ulaşabileceğimizi düşünmek naifliktir. […] ABD Ticaret Bakanlığı’nın bariz rolünün sona erdirilmesi zamanı çoktan gelmiştir. ABD, bu derece ulusal olmayan bir şeyin yönetiminde küresel bir konuma sahip olamaz. Böylesi bir ayrışmaya yönelik büyük bir ivme mevcuttur ancak doğru olan çok paydaşlı bir yaklaşıma sahip olmamız ve hükümetlerle ve şirketlerle mesafeli durmamızdır.”

 

Kesinlikle birçok kullanıcı Berners-Lee’nin WWW’nin partikülarist kontrolü endişelerini paylaşmaktadır. Asıl önemli soru denetim altındaki ve sömürgeleştirilmiş WWW karşısında bir alternatife -ortak faydaya ve kamu çıkarına hizmet eden bir webe- kapitalizm ve kapitalist devlet yapısı içinde erişilip erişilemeyeceğidir. Bundan son derece şüpheliyim. Rosa Luxemburg’a referansla söyleyebiliriz ki 25 yılın ardından WWW “sosyalizme geçiş ya da barbarlığa dönüş kavşağında durmaktadır.” Medya sistemlerinde, İnternet’te ve WWW’de köklü reformlara yönelik kamusal bir tartışmanın acilen yapılması gereklidir.

 

Makalenin özgün haline http://fuchs.uti.at/1089/ adresinden erişilebilir. (ç.n.)

Çeviri: Aylin AYDOĞAN

 

DİPNOTLAR

[1] Özgün metinde web, www ve internet genellikle özel isim olarak kullanılmıştır. (ç.n.)

[2] 1990 yılında kurulmuş kar amacı gütmeyen bir organizasyondur. 2011’den beri, büyük internet şirketlerinin kullanıcı mahremiyetine ne derece önem verdiklerini, bu amaçla hangi düzenlemeleri ve politikaları uyguladıklarını değerlendiren “Kim Sizin Yanınızda? (Who Has Your Back?)” raporunu yayınlamaktadır. Raporun 2013 yılı versiyonunun yönetici özeti çevirisine http://www.sendika.org/2013/07/kim-sizin-yaninizda-hangi-sirketler-verilerinizi-hukumetten-korur-electronic-frontier-foundation1/ adresinden erişilebilir. (ç.n.)

[3] Kötü olma (don’t be evil) Google’ın bir sloganıdır ve şirket politikasının anlatıldığı “Doğruluğuna İnandığımız 10 Şey” başlıklı metinde “kötülük yapmadan da para kazanabilirsiniz” cümlesiyle yer almıştır. (ç.n.)

[4] PRISM, 2007 yılında NSA tarafından geliştirilen ve kitlesel elektronik gözetim ve veri madenciliği (data-mining) yapan bir programdır. Daha sonra İngiliz istihbaratının da programa katıldığı iddiaları vardır. (ç.n.)