Yeni Bir Kamusal Sorumluluk Alanı Olarak Gıda Egemenliği ve Ekofeminizm

-
49

Tüm canlı yaşamı için hava, su ve gıda, olmazsa olmaz unsurlardır. Bu üç temel unsur insan müdahalesi olmadan “ekosistem hizmetleri” adı altında, doğanın muhteşem besleyiciliği sayesinde büyük ölçüde kendiliğinden mevcuttur. Ancak, yeryüzündeki nüfusun artışı, tarım devrimi, ulus devlet, kapitalizm ve sermaye imparatorluğu çağı, insan ihtiyaçlarını değil de açgözlülüğünü doyurmayı hedefleyen piyasa güçleri ile birleşerek ekosisteme olağanüstü yüklendikçe, bu temel unsurlar kıtlaşmaya ve bir mücadele alanı oluşturmaya başladılar. Ekosistemin besleyici ve destekleyici sınırları aşınmaya, insanlar ve topluluklar arasında işbirliğinin yerini rekabet ve çatışmalar almaya başladı. 20. Yüzyılla gelen hız çağı, yavaş olan hiçbir şeye tahammül edemezken, üretimi, tüketimi, insan devinimlerini, kentleşmeyi, zevklerin gelip geçiciliğini ve tüm insani ilişkileri hızlandırarak yüzeysel ve anonim hale getirdi. Fast food denen yiyecek kültürü küresel dünyada hamburger ve Coca-Cola koalisyonunu neredeyse bütün topluluklar için temel beslenme biçimine dönüştürdü. Böylece çalışanlar için uzun uzadıya masa etrafında yapılan ve sohbet muhabbet gibi toplumsallığı olan bir beslenme tarzını, hızlıca, bireysel bir biçimde ve ayaküstü, hatta yolda yürürken bile yerine getirilebilecek bir formaliteye çevirdi. Geleneksel, yerel, besleyici ve emek verilerek üretilen taze gıdanın yerini, kötü kalori ile dolu, ucuz, beslemeden mide şişirerek doyuran ve ardında büyük bir emek sömürüsünün de olduğu, hızla küreselleşen bir endüstrinin ölü gıdası aldı.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---