Cezasızlık en genel tanımıyla, bir suçun failinin suçlanmasına, soruşturulmasına, yargılanmasına ve suçlu bulunduğu takdirde uygun bir cezaya mahkûm edilmesine, mağdurun uğradığı zararın ise telafisine imkân veren etkili bir adli takibatın yokluğunu ifade eder. [1] Failden hukuk önünde hesap sorulamaması, kayıtsızlık, zafiyet, ihmal ya da hesap sormaya yönelik siyasi iradenin yokluğu gibi sebeplerin yol açtığı fiili (de facto) cezasızlık rejiminden kaynaklanabilir; olağan yargılama düzenini askıya almayı ya da ortadan kaldırmayı amaçlayan, genel veya özel af, geriye dönük yargı muafiyeti benzeri yasal (de jure) düzenlemelerin yön verdiği bilinçli bir politikanın[2] sonucu da olabilir. Bu yollarla kurulan cezasızlık rejimi, sadece işlenen suçun ve onun yol açtığı haksızlığın hukuki tanımadan ve yaptırımdan muaf tutulmasına sebep olmaz; aynı zamanda çoğunlukla, haksızlığa dair gerçeğin de örtbas ve inkâr edilmesine yol açar.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---