Daniel Bensaid bu hayattan ayrıldığında doğrusu diğer fanilerden biraz farklıydı. Bize gündelik hayat, Marksizm, toplumsal hareketler, devrim ve devrimcilik üzerine çok değerli bir düşünsel miras bırakmayı becerebilmişti. Onun yazdıklarının benim hayatımda da çok ayrı bir yeri var: Örneğin Köstebek ve Lokomotif’in sayfalarını çevirirken yaşadığım “derin idrak” gözlerimin aşırı parlaması ya da yaşarması gibi sonuçları çok doğurmuştur. Çağımız için Marx[1] her gün yeniden Marksist olmanın neden gerekli olduğunu hatırlatabilir, ihtiyacınız varsa.

Daniel Bensaid, yazdıklarının yanında ve ötesinde, devrimci Marksist geleneğe dair ne yazık ki unutulmaya yüz tutmuş bir konunun altını yaşamıyla çizdi: Marksist bir düşünür, kitap, makale, gazete yazısı okuyup yazmakla yetinmez. Marksist bir düşünür, hayatı değiştirmek için iktidara aday olan işçi sınıfının içinde, onlarla birlikte hayatı örgütlemek ve değiştirmek için yaşar. Tıpkı Marx ve diğerlerinin yaptığı gibi.

Bensaid, Fransız ve Enternasyonal solun önde gelen isimlerinden biridir, yaşarken de öyleydi; her zaman örgütlüydü. Bir Marksistin enternasyonalist olması gerektiği, bunun da soyut düzlemde “ben de enternasyonalistim” demekle yetinerek gerçekleşemeyeceği, bir enternasyonalde somutlaştığı bilgisi, ne yazık ki soldan her geçen gün uzaklaşıyor. O nedenle, Bensaid’in bu yönünü tanımak/hatırlamak özellikle önemli.

Bensaid, Fransa’da 1960’larda kurulan Genç Komünistler Birliği’nin (Juenes Communiste Revolutionairre) bir üyesiydi. Mayıs 1968’de öğrenci hareketini işçi hareketi ile birleştirmeye çalışırken kaldırım taşlarının altındaki kumsalı keşfedenlerdendi. Üçüncü Enternasyonal’in Stalinistleşmesi ve iflası karşısında Troçki’nin 1939’da kurduğu Dördüncü Enternasyonal’in inşası, kelimenin gerçek anlamıyla, hayatının merkezindeydi. Örneğin 1970’lerde “fabrikalara dönüş” stratejisi belirlendiğinde fabrikada çalışmaya başlamıştı. Kendisinin “kutsal/kutsanmış kişi” olduğuna dair narsistik bir algısı yoktu. O, hayatını devrime adamış bir devrimciydi.

Ölümünden üç yıl önce basılan Mülksüzler, işte böyle bir düşünürün eseri. Selim Sezer’in Fransızcadan çevirdiği eserin Türkçe basımı 2016’da Dipnot Yayınlarınca gerçekleştirildi. Kitap, Marx’ın Ren Gazetesi’nde odun hırsızlığı yasası üzerine yazdığı değerli makalelerle Bensaid’in bu yazılar üzerine kaleme aldığı yorumunu biraraya getiriyor. “Değerli” kelimesini de özellikle seçtim, zira bu makaleler Louis Althusser’in “epistemolojik kopuş” yaklaşımının da temelini oluşturur. Tarihi sınıf mücadelelerinin tarihi olarak gerçekten yazmanın yolunu gösterir.

Mülksüzler, elbette adından da anlaşıldığı gibi, mülkiyet meselesi ile ilgilidir. Ama bazen gözden kaçırabildiğimiz bir gerçeği tam bu noktada hatırlatmakta fayda var: Komünist Manifesto‘da da komünizm meselesi öncelikle mülkiyet meselesiyle ilgilidir.

“Komünistlerin teorisi tek cümlede toplanabilir: özel mülkiyetin kaldırılması” der, Bensaid (2009). Açık olduğu halde çeşitli Marksizm okumaları nedeniyle dile getirilmesi zorunlu olan bu tespitini, Komünist Manifesto’nun ikinci bölümünde yer alan on talepten yedisinin mülkiyetle ilgili olması ile iyice temellendirir: “1. Toprak mülkiyetinin kamulaştırılması ve toprak rantının devlet giderlerine kullanılması. 2. Yüksek bir artış oranlı vergi. 3. Miras hakkının kaldırılması. 4. Tüm karşı gelenlerin ve ülkeden kaçanların mülklerine el konulması. 5. Devlet sermayeli ve tek tekel olarak Ulusal Banka yoluyla kredilerin devlet elinde merkezleştirilmesi. 6. Taşımacılığın devlet elinde merkezleştirilmesi. 7. Ulusal fabrikaların ve üretim araçlarının artırılması, arazinin ortak bir plan uyarınca işlenir hale getirilip ıslahı” (Marx ve Engels, [1848]).

Bensaid, mülkiyet meselesi dolayımıyla Marx ve Engels’in çokça üzerlerinde durduğu bir gerçeği tekrarlar: Dünya tarihi iki “hak” arasındaki savaşın tarihidir: Müştereklere (commons) el koyma hakkı ile mülksüzlerin yaşama hakkı. Bu savaşta güçlü olan kazanacaktır. “Hak kazanılır” deyimi, hakkın soyut, evrensel değil, tarihsel ve güç ilişkilerine dayalı bir biçimde tanımlandığını zaten göstermektedir. “Müştereklere” el konulması, mülksüzlerin yaşama hakkının ellerinden alınmasıdır. Özel mülkiyet, yaşama hakkına yönelik bir saldırı ve hukuk da onun ilkel ve vahşi bir aracıdır. 1990’lı yıllarla birlikte, sermayenin ilksel birikiminin her kriz döneminde yeniden devreye girmesinin bir sonucu ve göstergesi olarak yeni bir çitleme hareketi ile karşı karşıya olduğumuz kesin (Fırat, 2019; Genç, 2018). Bensaid’in Mülksüzler ile yaptığının da bu “çitleme ve müşterekleştirme arasındaki iç savaş olarak tarih” okumasının referansını Marx’a iade etmek olarak kavrayabiliriz.

Mülksüzler, Marx’ın düşüncesinin temelindeki bu fikri, Odun Hırsızlığı Yasasına İlişkin tartışmalar adlı yazı dizisi aracılığıyla göstermek ve tartışmak üzere kaleme alınmıştır. Marx, Ren Gazetesi için (Rheinische Zeitung)[2] 25 Ekim-3 Kasım 1842 tarihleri arasında yayınlanan  ve Mülksüzler’de de yer alan (83-117) “Odun Hırsızlığı Yasasına İlişkin Tartışmalar” yazı dizisinde, orman ağaçlarının özel mülkiyet haline gelme sürecini görenekler, mülkiyet anlayışı, yaşam hakkı, doğaya ait olanların insanlar tarafından mülk edinilmesi gibi kavramlarla tartışır ve esas olarak Bensaid’in dile getirdiği gibi, kapitalizmi teşhir etmek için iyi bir araç olarak bu örneği kullanır.

Marx’ın bu dönem politik müdahale amacı ile yazdığı yazılar, Türkçe literatürde yakın zamanlara kadar pek bilinmemektedir. Türkiyeli entelektüel için Marx hukuk eğitimi almış ve felsefe doktorası yapmış, sonra da yine oturduğu yerde Kapital’i yazan entelektüel bir kişi, Lenin ise, onun devrimci pratiğe tercümesidir. Oysa durum hiç öyle değildir. Gerici Prusya İmparatorluğu’nun bağrında, Fransız devriminden çok etkilenen Ren sisteminin kısmi kazanımlarının ve müştereklerin korunması için ve eski düzenin restorasyonuna karşı verdiği mücadele, bu noktada hatırlanması gerekenlerden birisidir. Nitekim, bu mücadelenin sonunda Fransa’ya, oradan da İngiltere’ye “gönüllü” sürgün olmak zorunda kalmıştır.[3] Ayrıca eklemek gerekir ki, Birinci Enternasyonal kurulurken oradadır, tam merkezinde.

Odun hırsızlığı ve toprağın bölünmesi hakkındaki tartışmalar, sonraları vergi kayıtları ve sağlık raporlarını da inceleyerek Kapital’i yazacak olan Marx’a kendi deyimiyle “ilk defa ekonomik sorunlarla meşgul olma fırsatı” verir. Ve Marx böylece “utançların en büyüğüyle maddi çıkarlar diye adlandırılan şeyden bahsetmek zorunda kalır” (Bensaid, 2016: 11). Bu hesaplaşma, onu Ren liberalizmi ile de hesaplaşmaya götürür ve Marx 1843’te artık adı daha önce hiç duyulmamış olan bir toplumsal devrimi dile getirmeye başlar.

Ormanlardaki odun hırsızlığı, özel mülkiyetin ve kapitalistleşmenin en vahşi biçimini de gözler önüne serer. Şimdi odun hırsızlığı denince aklına ormana balta ile girip ağaçlara zarar verenleri, sonra da belki onu satarak para kazandıklarını düşünenler biraz garipseyecekler. Odun hırsızlığı, müşterekken özel mülk olmuş bir ormanda elindeki meşaleyi tamir etmek için çalı çırpı toplamaktır. Yeşil ağaç dallarının “ait olduğu organik bütünden şiddet kullanarak kopartılıp sahiplenilmesi” de ölü küçük dalların toplanması da aynı hırsızlık suçu ve ağaç sahibinin hakkına saldırıdır (Bensaid, 2016: 16). Oysa ölü odun ağaca ait değildir, ağaç mülk sahibine ait olsa bile. Odun ağaca ait ise, ağacın mülk sahibine ait olması, Marx’a şu meşhur soruyu sordurur: “Mülkiyete yönelik her saldırı kayıtsız şartsız hırsızlık olarak düşünüldüğünde, mülkiyetin kendisi de hırsızlık olmaz mı?” (Bensaid, 2016: 17).

Odun hırsızlığı yasası yeni veya ilk bir girişim değildir. İlkel sermaye birikiminin yıkıcı etkilerini gösteren örneklerden bir tanesidir ve kapitalist üretim tarzının ilk aşamalarından başlayarak mücadeleler, ilkel sermaye birikiminin bu etkilerine karşı isyanlar, birikime yönelik önlemlerin sertleşmesi ya da yumuşaması şeklinde olmuştur. Örneğin Fransa’da 17. yüzyıldan itibaren soylular halkın müşterekler üzerindeki haklarını budamaya başlamış, 1669’daki sular ve ormanlar hakkındaki büyük düzenleme aynı büyüklükte köylü isyanlarına yol açmıştı. 1793 Fransız Devrimi Anayasası, mülkiyet hakkını yaşama hakkına tabi kılmış, yaşama hakkıyla sınırlandırmıştı. İngiltere’de, Karl Polanyi’nin de dikkat çektiği gibi,  15. yüzyıl sonundan itibaren başlayan çitleme hareketi hukuki cilasını ancak 18. yüzyılda bulabilmişti (2016: 23). Ona karşı mücadelelerden bir tanesi de Levellers’ınkiydi.[4] Levellers’dan Rainsborough “Her türlü mülkiyet ortadan kaldırılmadan özgürlüğe sahip olmanın imkansız olduğunu görüyorum! Eğer ortaya konulacak bir ilk varsa bu olmalıdır” diyordu (akt. Bensaid, 2016: 32). 1649’da devrimci sürecin radikalleşmesi Levellers’a bugün de halen geçerli olan şu sözleri söyletiyordu: “Sen ki başkalarına çalmamayı emrediyorsun, çalacak mısın? Sen ki başkalarına çalışmayı emrediyorsun, atıl mı kalacaksın? […] Kanun ve cellat onların emrinde olduğundan ve kimse onları asmaya cesaret edemediğinden, hırsızlıklarını Parlamento Yasası’na göre yapıyorlar, bu yüzden de hırsız olmuyorlar.” Marx’ın bu konuda yazdıkları, bir mantık dersi okur gibi gelecektir:

Hiçbir ayrım yapılmadan, en geniş tespit olmadan, kayıtsız şekilde mülkiyete yönelik her saldırı hırsızlık olarak düşünüldüğünde, her türlü özel mülkiyetin kendisi de hırsızlık olmaz mı? Ben kendi mülkiyetim yoluyla üçüncü kişileri mülkiyetten dışlamıyor muyum? Sonuç olarak ben, onların mülkiyet hakkına saldırmıyor muyum? Aynı suçun temelden farklı iki türü arasındaki ayrımı inkar ediyorsanız, şu durumda hukukun farklısı olarak suçu da inkar ediyor ve bu yüzden hukuku da ortadan kaldırıyorsunuz, çünkü her suçun hukukla ortak bir tarafı vardır. (Marx, 2016: 90).

1795 yılında yine İngiltere’de Speenhamland kasabasından adını alan ve 1834’e kadar geçerli olan yasa ile soyluların tüm yoksullara asgari bir geçimlik para vermesi sağlanması da yaşam hakkının tanınmasıdır.

Hegel’in “darlık hukuku” diye adlandırdığı bu durum, mülkiyet hukukunun üstündedir. Çünkü yaşam hakkının tersi varlığın sonsuz ihlali ve dolayısıyla hukukun topyekun yokluğudur, oysa mülkiyet hakkının ihlali, özgürlüğün sınırlı varlığının ihlali olacaktır (Bensaid, 2016: 34). Darlık hukuku, bir hayırseverlik de değildir, mülkiyet hukukunun karşısına çıkartılabilecek bir hukuktur (Bensaid, 2016: 34). Nitekim örneğin Alman hukukunda 1973 yılına kadar geçerliliğini korumuş “ağız hakkı” olarak bilinen bir yasa maddesi, insanların aç kalmamak için bir yerden yiyecek almalarını hırsızlık saymaz. Darlık hukuku, göz hakkını da tanır. Aç kaldığınızda “birisinin ağacından” (?) elma aşırmayı da, baklava “çalan” (!) çocukları da kapsar.

Odun hırsızlığı yasası, kapitalist üretim tarzının yaygınlaşması ile birlikte, yaşama hakkını birinci öncelikte gören kadim (ve salt “iyi” ya da salt “kötü” olmayan) görenek hukukunun hızla ve sert biçimde terk edilmesi, ilkel sermaye birikiminin sağlanmasıdır. Devlet eliyle ve hukuk aracılığıyla yoksulluğun yapay olarak üretilmesidir (Marx’tan akt. Bensaid, 2016: 25). Genel çıkarın özel çıkara kurban edilmesidir. Bunun sonucunda, Lafontaine’deki hayvanlar gibi, “hepsi ölmediyse de herkes saldırıya uğrar.” Yoksullar, çaldıkları odunun parasını ödemekle, paraları yoksa da odunların sahibi namına çalışmakla cezalandırılır. Baklava çalan dört çocuk da altışar yıl hapis cezasına çarptırılır.[5] Burada da demokrasinin ve parlamentarizmin sınırlılıklarını görmek kaçınılmazdır. Sınıflı bir toplumda genel oy hakkı olmayan bir yerde, sadece vergi veren ve gelir elde edenlerin oy kullanarak seçtiği parlamentodan bir gün ciddiyetle bir yasa çıkartmasını isterseniz, bu örneğe bakabilirsiniz, der Marx (2016: 38).

20. yüzyılın sonundan itibaren yeni bir özelleştirme dalgası ile karşı karşıyayız. Toprağın altı ve üstü, hava ve su ile birlikte fikirler, buluşlar, hatta formüller de mülk ediniliyor. Bu yaygın mülk edinmeye dayalı dönem, aynı zamanda “mülksüzleştirme yoluyla birikim” dönemidir. Bu, uzun yıllar süren mücadeleler sonucunda elde edilen barınma, sağlık, emeklilik gibi hakların özelleştirilmesinin, hammaddelerin, enerji kaynaklarının ve ucuz işgücünün mülk edinilmesinin yanı sıra, kültürel unsurların tamamının da metalaştırılması ve mülk edinilmesi anlamını taşır. Bunların karşısında Bensaid’e göre mülksüzlerin (evsiz, işsiz, kağıtsız, çatısızların) kamu hizmetlerinin savunulması, gıda egemenliğinin savunulması, dillerinin ve kültürlerinin savunulması adına, “müştereklerin savunulması” gerekir. Konuyu bu bağlamda tartışmak, Fırat’ın değindiği gibi (2019: 40), bize “bugün”de yeni olanı gösterdiği kadar, günümüz mücadelelerini tarihsel bir süreklilik ve derinlik içerisinde görmemize de olanak vermektedir.

Bensaid’e göre, “en büyük tarihsel anlamı ve en patlayıcı programatik yükü koruyan kelime” olan komünizm, “her bir kişinin özgür gelişiminin, herkesin özgür gelişmesinin şartı olduğu bir birlikteliktir” (2009). Odun hırsızlığı yasası tartışmaları bağlamında da rahatlıkla söylenebilir ki, antikapitalizm de Marx için, sermayenin hukukuna karşı yoksulların yaşam hakkının korunmasıdır. Bu da bu metinlerin kaleme alındığı tarihsel dönem bağlamında müştereklerin korunması anlamına gelmektedir. Ancak, belirli bir tarihsel süreklilik içinde, müştereklerin korunmasının bugün de geçerli olduğunu ileri sürebiliriz.

Marat’nın dile getirdiği gibi, biri her şeyden yoksun olduğu zaman bir başkasının kendisinden taşan fazlalığı alma hakkına sahiptir. İnsan kendi hayatını korumak için benzerlerinin mülkiyetine, özgürlüğüne, hatta hayatına kast etme hakkına sahiptir (akt. Bensaid, 2016: 26).  Robespierre de yaşam hakkının hiçbir zaman zaman aşımına uğramayacağını yazar: Özgürlüğün sınırı başkasının hakkıysa, bu mülkiyet için de geçerli olmalıdır. Nitekim, burjuvazi özel mülkiyet rejimini, insanın ve doğanın doğal hakkı olan yaşam hakkından korumak için mücadele eder. Bunun karşısında 1848 devrimleri, sahip olanlarla olmayanlar arasındaki büyük savaş sahası olarak mülkiyet ve mülk sahiplerinin hukukunda olmayanlar lehine ya da aleyhine değişiklikler olarak sürüp gidecektir (Bensaid, 2016: 27). Yoksullar doğanın verdiklerini kendi meşru mülkiyeti olarak görmeye ve mülkiyetin belirsiz tarafını kesin bir içgüdüyle kavramaya devam etmelidir.

Kapitalizmin sosyal, ekonomik, ekolojik ve ahlaki krizinin gittikçe derinleştiği bugünün bağlamında müştereklerin korunması, sürekli ilkel birikime ve metalaştırmaya karşı mücadele, insanın da içinde olduğu doğanın bütünüyle sömürülmesine karşı bir mücadeledir.

Bensaid son bir kez seslenir: “Devrimin güncelliğini savunun.”

 

DİPNOTLAR

[1] Marx for our Times: Adventures and Misadventures of Critique, (Verso, 2010). Maalesef henüz Türkçeye çevrilmedi.

[2] Marx ve Engels’in bu gazetede Nisan 1842- Mart 1843 arasında yayınlanan yazılarının İngilizce versiyonları şu sayfadan erişilebilir durumdadır: https://www.marxists.org/archive/marx/works/subject/newspapers/rheinische-zeitung.htm.

[3] Marx’ın 19 Ocak 1842’de yürürlüğe giren Sansür Kararnamesine karşı, “akıl gibi ve kalp gibi mücadele eden özgür basın” için mücadelesi ve bununla ilgili söylediği sözler, bugün de başka bağlamlara rahatlıkla uyarlanabilir: “Kanaatleri hedef alan bir kanun, yurttaşlar için yapılmış bir devlet kanunu değil, bir parti tarafından başka bir partiye yapılmış bir kanundur. Bu artık bir kanun değil, bir “ayrıcalıktır”: Tek bir organın, devletin hikmetinin devletin somut ahlakının tek ve münhasır bir sahibi olduğuna inandığı, bir hükümetin prensip itibariyle halkın karşısında yer aldığı bir toplum, kötü niyetin intikam kanunları icat ettiği bir toplumdur” (akt. Bensaid, 2016: 11).

[4] Levellers, İngiliz İç Savaşı döneminde halk egemenliği, genel oy hakkı, kanun önünde eşitlik gibi taleplere sahip bir “harekettir”.

[5] 1997’de dört çocuk baklava çaldıkları için altışar yıl hapis cezası almış, 19 ay cezaevinde yattıktan sonra genel afla serbest kalmışlardı.

 

Yazarın Türkçe’de yayınlanmış diğer kitapları:

Köstebek ve Lokomotif (2006), çev. U.U. Aydın, Yazın: İstanbul.

1968 Son ve Devam (2008) (A. Krivine ile birlikte), çev. G. Şener, Yazın: İstanbul.

Alhtusser’e Karşı Marx İçin (2010), (E. Mandel ve M. Löwy ile birlikte) çev. O.S. Binatlı, Yazın: İstanbul.

Marx Kullanım Kılavuzu [2004] (2014), çev. V. Yalçıntoklu, Habitus Kitap: İstanbul.

 

KAYNAKÇA

Antentas, J.M. (2012), “Bensaid’s indignation”, International Viewpoint, http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article2474, Erişim tarihi: 03.09.2019.

Bensaid, Daniel, (2009), “The Powers of Communism”, Contratemps, https://www.marxists.org/archive/bensaid/2009/12/powers.htm, Erişim tarihi: 11.09.2019.

Bensaid, Daniel (2014), An Impatient Life: A Memoir, Verso Books.

Fırat, Begüm Özden (2019), “Müşterekleştirme ve Çitlemenin Zamanı: Göllüce’de Toprak Mücadelesi”, Praksis, 49.

Genç, Fırat (2018), “İstanbul’da Kentsel Muhalefet ve Müşterekler Politikası”, https://musterekler.sehak.org/2018/12/06/istanbulda-kentsel-muhalefet-ve-musterekler-politikasi-firat-genc/, Erişim tarihi: 23.08.2019.

Marx, Karl (2016), “Odun Hırsızlığı Yasası Üzerine Tartışmalar”, Mülksüzler, (Daniel Bensaid) içinde, Dipnot: Ankara.

Marx, Karl ve F. Engels (1848), Komünist Manifesto, https://www.marxists.org/turkce/m-e/1848/manifest/kpm.htm,Erişim tarihi: 17.09.2019.