2001 yazı sonlarında kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi[1] bugün Türkiye siyasetinin neredeyse yirmi yıllık bir aktörüdür. Partiden önceki Türkiye’yi şahsen tecrübe etmemiş ve oy verme yaşına gelmiş yeni bir kuşak bu süre zarfında yetişmiştir. Parti tek başına iktidarda kaldığı bu süre zarfında birçok bakımdan Türkiye toplumunu ve siyasetini dönüştürmüştür. Tüm bu yönleriyle dahi hikâyesi yeterince ilgi uyandırıcı bir hikâyedir. Ancak bu hikâye yirmi yıllık bir hikâye de değildir. Onlarca sene Türkiye’de parti sisteminin kıyılarında kalan bir siyasi hareketin seçim süreçleriyle hegemonik/egemen bir otoriter partiye (Magaloni 2006; Greene 2007) dönüşümünün hikâyesi olması nedeniyle de dikkat çekicidir. Katı bir ideolojinin ve inanmış bir destekçi ve seçmen kitlesinin yıllarca toplumsal ve siyasal alanda çeşitli baskılar karşısında ayakta tuttuğu bu hareket belirli bir tarihsel momentte kritik bir dönüşümden geçmiştir. Önce ikiye bölünmüş, sonra bir kanadı iktidara gelmiş ve sonrasında da kıyılarında yer aldığı demokratik nitelikleri tartışmalı bir sistemi hızlı sayılabilecek bir sürede iyiden iyiye otoriter bir yönetime dönüştürmüştür. Herhangi bir devrimci durumun etkisi ile oluşmayan, geniş doğal kaynaklara dayanan bir rantiye ekonomisi üzerinde yükselmeyen (Rusya ve Körfez monarşileri gibi) bu hızlı otoriterleşme vakası siyasal bilim bakımından da şüphesiz açıklanmaya muhtaç bir bulmacadır.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---

Ayrıntı Dergi'yi büyük kitapçılardan ve online olarak BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.