Manchester’deyken elle tutulur biçimde kavradım ki, bugüne kadar tarih yazımında hiçbir rol oynamamış olan ya da çok azımsanmış olan iktisadi olgular, en azından modern dünyada belirliyici bir tarihi ağırlığa sahiptir; bugünkü sınıf karşıtlıklarının ortaya çıkışının temeli bu olgularda yatmaktadır; bu sınıf karşıtlıkları ise, büyük ölçekli sanayinin varlığı sayesinde bütünüyle gelişmiş oldukları ülkelerde, yani özellikle İngiltere’de, siyasi partilerin oluşumunun ve aralarındaki mücadelelerin ve dolayısıyla siyasi tarihin bütününün temelini oluştururlar. Marx yalnızca aynı görüşe ulaşmakla kalmamış, Deutsche-Französische Jahrbücher’de (1844) bunu şu şekilde genelleştirmişti: Sivil toplumu koşullandıran ve düzenleyen devlet olmak bir yana, devleti koşullandıran ve düzenleyen sivil toplumdur; dolayısıyla, politika ve bu politikanın tarihi, iktisadi ilişkilerden ve bunların gelişiminden hareketle açıklanmalıdır, tersi değil.

(Friedrich Engels, Komünist Liga’nın Tarihi Üzerine, 1885[1])

1Doğumunun 200. yıldönümünde Engels’in anısına saygıyla

 

Bu satırların yazılmakta olduğu Kasım 2020, AKP’nin ilk seçim zaferini kazanıp ülkenin başına gelmesinin 18. yıldönümü. Bu 18 yıl, Türkiye’de çok genel bir anlamda “sol” olarak kabul edilebilecek cenahta varolan teorik çerçevelerin, Türkiye tarihini kavrayış tarzlarının bütün zaaflarını açığa çıkardı: AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yükselişinin, hükümet kurmasının, bir aşamada hükümet değil iktidar olmasının, bu iktidarı konsolide etmesinin ve sonunda sarsıntılarla dolu ama yıllara uzanan bir gerileme dönemine girişinin kavranması bakımından bu teorilerin ne kadar yetersiz olduğunu, ne kadar yersiz hayallerle dolu olduğunu çıplak biçimde ortaya koydu.

Bu 18 yıl, haydi bizim sevmediğimiz, ama postmodernizmi ciddiye alanların çok önemli bulduğu bir terimle söyleyelim, iki “büyük anlatı”nın büyük bir gürültüyle çöktüğü bir dönem oldu. Şimdi bu iki “büyük anlatı”nın yerinde, akıl ve izan sahibi herkesin görebileceği gibi, birer Rızabey Apartmanı misali, dev bir enkaz yatıyor. Türkiye sosyal bilimlerinin sol cenahının iki ana akımı olan bu iki teorik yaklaşımdan kast ettiğimiz (tarih içinde beliriş sırasına bakmadan söyleyelim) sol liberalizm ve sol Kemalizmdir.[2]

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---