Covid-19 salgını ile birlikte maske kullanımı küresel ölçekte tartışılan bir konu haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü’nün, devlet yöneticilerinin ve sağlık sisteminin maske kullanımının gerekliliği hakkında yaptığı uyarılara karşın insanların büyük bir kısmı maske kullanma konusunda hala belirgin bir şekilde isteksizler. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Almanya’da ve İngiltere’de gerçekleşen maske karşıtı eylemler bu isteksizliğin en somut örnekleri. Peki, insanlar virüsten korunmak için en güvenilir yöntem olarak sunulan maskeye neden bu kadar karşılar?

Bana göre bu soruya verilecek yanıtlarda maskenin neyi imlediği özellikle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu yüzden, bu konuda farklı bir bakış açısı sağlayacağını düşündüğüm yeni bir kavramı paylaşmak istiyorum: [trau]mask[in][1]. Bu kavramı önermemdeki sebep mevcut düşünce yöntemlerinin maske karşıtlığına yeterli derinlikte bir cevap üretememesidir. Mevcut düşünce biçimi yanıtını şu soru üzerinden inşa eder: İnsanlar maskeyi neden kullanmıyorlar? Oysa asıl sorulması gereken soru şudur: İnsanlar neden maskeyi kullanmıyorlar? Bu soruyla birlikte insanların neden gözlüğe, şapkaya, eldivene değil de maskeye karşı çıktıkları üzerinde daha derin ve farklı bir yoldan düşünmemiz gerektiği açığa çıkar. İnsanlar tüm bunlara değil de maskeye karşı çıkarlar çünkü maske salt güvenliğin imleyicisi olma özelliğini kaybetmiş ve hem güvenliğin hem de tehdidin imleyicisi olarak ikili bir yapıya bürünmüştür. Bu güvensizlik durumu insanda büyük bir travmaya yol açmış ve maske bir travma derisine dönüşmüştür.  

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---

Ayrıntı Dergi'yi büyük kitapçılardan ve online olarak BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.