“İstisnai devlet, her kapitalist devlet gibi, ayakları kilden bir devdir.” (Nicos Poulantzas[1])

Epigraftaki ifade Nicos Poulantzas’ın Faşizm ve Diktatörlük‘ünde geçiyor. ‘Ayakları kilden’ deyimi yaygın olarak, mutlak bir güce sahip görünürken bağrında büyük bir ‘defo’ veya güçsüzlük taşımak biçiminde açıklanıyor -belli ki Poulantzas, kapitalist devletin ‘özel türde bir siyasal krize’ verdiği yanıt olarak istisnai devlet biçiminin, tüm görkemli gücüne rağmen, olağan bir kapitalist devlet kadar içsel çelişkilerle malul olduğunu anlatmak istiyor. Poulantzas’ın kendi kuramsal çözümlemesinin işaret ettiği gerekçeler bir tarafa, gerçekten de kriz dönemlerinin toplumsal-siyasal ilişkileri çıplaklaştırmak gibi bir maharetinin olduğu inkar edilemez. Walter Benjamin’e, “burjuva sınıfının anıtlarını daha bunlar ayaktayken birer yıkıntı olarak görmeye başlarız” dedirten[2] sadeleştirici, berraklaştırıcı bir etkisi vardır krizlerin -her ne kadar bu etkinin hangi politik çizgiye evrileceği teorik olarak öngörülemez olsa da. İçinde bulunduğumuz dönemin de benzer bir etki yarattığı, ‘ortak’ varoluşumuzun politik örgütlenişindeki çarpıklığı çıplaklaştırdığı fikrindeyim ki okuduğunuz bu kısa yazı, bu temayı Marksizmin kapitalist devlete dair kimi temel varsayımlarını izleyerek işlemeyi deneyecek.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---