“KREON
[…]
Eğer Polyneikes usule göre gömülürse,
hainin böyle şereflendirilmesine karşı öfkeyle karşılık verecektir şehrimizin halkı,
kanlar akacak ve tüm Thebai şehri Polyneikes’in cenazesi için
yakılan bir odun yığınına dönüşecektir.
Dolayısıyla sizlerden istirham ediyorum: Emirlerime karşı
gelenlere
baş eğmeyin. Onların adalet anlayışları yanlış,
ölüm ve yıkım arzusunun aldatıcı maskesi.
Kutsal bir ayin düzenlemeye kalkarlarsa da,
bilin ki tanrıları, hepimizi yıkım cümbüşünün karanlık
dipsizliğine
sürüklemek isteyen Bakkhos’tan başkası değil.
O yüzden şunu kafanıza sokun ki yas tutanın soylu yüzünün ardında
Bakkhos’un çılgın sarhoş kafası var.”
(Slavoj Žižek, Antigone’nin Üç Yaşamı, çev. Erkal Ünal)

Başlarken: Mezalim

İstanbul’un Beyazıt semtinde, İstanbul Üniversitesi’yle Sultanahmet Camii arasında güzel bir yol var. İstanbul’un bazı tarihî varlıklarını bu cadde boyu yürürken görmek ya da ziyaret etmek mümkün. Bu tarihî varlıklardan biri Sultan Mahmut Türbesi. Türbe’nin bahçesi sağlı sollu, Osmanlı din âlimlerinin çok sayıda şatafatlı, süslü mezarlarıyla dolu. Fakat giriş kapısından biraz ilerleyince farklı, diğer hepsinden ayrıksı bir mezar taşı hemen göze çarpar. Küçük, ziyadesiyle sade bir mezar. Bu mezar taşının üzerinde şöyle yazar:

“Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin, Doğum H. 760 (1359), İdamı H. 830 (1418)”

Bir isyancının, bir “hain”in, bir idam mahkûmunun, homo sacerin, yası tutulamayanlardan birinin tüm diğer din âlimlerinin heybetli mezarlarının yanında kabristanı küçücük, ayrıksı şekilde, hem tüm diğer din âlimlerinin yanı başında, içeride hem de bir “hain” olarak dışarıda, yani muammalı eşikte durur, üzerindeki idam tarihiyle birlikte.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---

Ayrıntı Dergi'yi büyük kitapçılardan ve online olarak BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.