Politika ve mekân antinomik terimler değildir. Modernite, sık sık sosyal kontrole vurgu yapar ve bu vurgunun odağında, mekânın politik atmosfere göre yeniden kurgusu yer alır. Bu bağlamda manzaralar, sosyo-politik temelde analizi mümkün, hegemonik söylemlerin ve güç dengelerinin gözlemlenebildiği arazilere gebe haline gelirler. Kültürel mirası koruma yolundaki yaklaşımlar, hegemonyanın tercihli unutuşuna karşı duruş sergileyen hükümetlerin ve de yerel yönetimlerin, kozmopolit şehirlerde yaşayan farklı grupların sosyal refahı adına mevcut kentlerin kültürel miraslarının önemsemesini gerekli kılar. Terk edilmiş ya da yok edilmiş olsa dahi, kimi ülkelerin kültürel mirasın bir parçası olan tarihi mekânları pervasız eylemlerden korumak üzere yasal mevzuatlar oluşturdukları görülür. Zira buralarda mekânlar, anlam ve değer taşıyıcıları olarak görülürler; vatandaşların bu anlam ve değer taşıyıcıları ile çevrelerini algıladıkları, kendilerine dair kimlik tasavvurları ve kültürel örüntüler oluşturdukları kabul edilir. Vatandaşlar tarihi mekânları, bir topluluğa ait olma duygusuyla ve yerel kimliğin temelini oluşturan anlamlarla ilişkilendirirler ve bu nedenle mekânların korunması, şehirleri daha güvenli ve daha yaşanabilir yerler haline getiren yaşam koşullarını, güven unsurlarını olumlu yönde teşvik eder.

---Değerli okuyucumuz, bu yazının devamı erişime kısıtlanmıştır. Yazının tümüne ulaşmak için lütfen dergimizi edininiz.---