Gözetim toplumu denilen bugünün toplumunda, akıllı denetim teknojileri hayatın her alanına nüfuz ederken, topluma “potansiyel suçlulara” derhal müdahale edileceği vadedilmiştir. Bu güvenlik vaadi, yaygınlaşan terör saldırılarının ardından gittikçe daha çok taraftar toplamış ve tüm dünyada iç güvenlik mevzuatlarını, kolluk ve istihbarat örgütlerine ilişkin düzenlemeleri ve yargı denetimini dönüşüme uğratmıştır. Ancak bugünün resmi çizilirken, denetim teknolojilerinin ilk olarak 11 Eylül günü “Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin küllerinden doğmadığı”[1]özellikle vurgulanmalıdır. Aksi halde, bu süreçten çok daha önce, uydular, telefon kabloları, casus yazılımlar ve internet altyapısına yerleştirilen teknolojiler aracılığıyla gerçekleştirilen ve özel hayata sınırsız müdahale içeren kitlesel uygulamalar göz ardı edilecek ve kolaylıkla meşrulaştırılabilecektir. Bu nedenle, ilgili teknolojilerin kullanımı, dünden bugüne devamlılık içinde ele alınmalı ve bu süreç insan onurunun bir yansıması olan kişisel verilerin korunması ve masumiyet karinesi çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Bu yazıda, öncelikle yeni teknolojiler aracılığı ile kanunlardan sıyrılarak toplanan istihbari ve önleme amaçlı veriler ele alınacaktır. Veri toplama sürecinde klasik anlamda faaliyet gösteren istihbarat örgütleri ve kolluğun dışında ortaya çıkan diğer aktörler de değerlendirilecek, bu bağlamda öncelikle reklam amaçlı profilleme yapan özel şirketler, bunun yanı sıra internet hizmet ve içerik sağlayıcıları ele alınacaktır. Böylelikle kamu sektörü ve özel sektörün ortaklığıyla kişilerin kontrolünden çıkan ve meta haline gelen verilerin, aynı zamanda güvenlik amacıyla tüm kurumlar arası sınırsızca ortaklaştırılması üzerinde durulacaktır. Nitekim soğuk savaş dönemine benzer bu topyekün birliktelik[2] ceza hukukunda mutlaka tartışılması gereken dönüştürücü bir etki yaratmıştır.

Modern Çağda Yeni Veri Toplama Yöntemleri: Çevirimiçi ve Çevirimdışı Gözetim Teknolojileri

Tarihsel bir değerlendirme yapıldığında, istihbarat örgütleri, dış istihbarat toplama amacıyla kurulan sistemleri, yalnız yabancı ülkelere ilişkin verileri toplamak için kullanmamış, kendi vatandaşlarının verilerini de aynı sistemler üzerinden takip etmişlerdir. İletişimin gerek internet gerekse telekomünikasyon yoluyla denetlendiğine dair ifşalar yabancı basında 1970li yıllarda ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu yazılar arasında en önemlilerinden “Kulak Misafirleri” başlıklı köşe yazısı, İngiliz İstihbarat örgütü GCHQ’nun gizli takip yöntemlerini ele almıştır. İlgili yazıya göre Türkiye’den Fransa’ya, Vietnam’dan İrlanda’ya hemen hemen tüm ülkelerin elektronik ağları, operatörleri ve sinyal verileri, 1947 yılında Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın Amerika ile gerçekleştirdiği ortak istihbarat anlaşması çerçevesinde denetime tabi tutulmuştur[3].

Dış istihbarat toplamak amacıyla başlayan süreçte kullanılan internet ve telekominükasyon altyapısı ile kısa süre içinde ülkeler kendi vatandaşılarına karşı “politik istihbarat” toplamaya başlamıştır. Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde ülke içi güvenlikten sorumlu FBI, askeri istihbarat birimleriyle birlikte oldukça belirsiz bir tanım olan “yıkıcı faaliyetleri takip etmek” üzere görevlendirilmiş ve savcı denetimi olmaksızın hareket edebilir hale gelmiştir. Soğuk savaş dönemi denetim teknolojileri, Amerika’da başta Vietnam savaşını protesto edenler, siyahiler, kadın hareketi liderleri olmak üzere tüm barışçıl hak mücadelesi verenleri takip etmek üzere seferber edilmiştir[4].

2013 yılında The Guardian Gazatesi, Amerikan İstihbarat Teşkilatı NSA ve İngiliz İstihbarat Teşkilatı GCHQ’nun kitlesel denetim teknolojileri ile ayrım gözetmeksizin herkesin telefon ve internet iletişimini takip ettiğini Edward Snowden’ın sunduğu delillerle ifşa ettiğinde, vatandaş-devlet ilişkisinde yeni bir aşamaya geçildiği tüm dünyada yankı uyandıracak şekilde anlaşılmıştır. GCHQ ve NSA, en büyük Telekom şirketleri aracılığıyla translatlantik denizaltı kablolarından geçen pek çok veriyi denetleme imkânına erişmiş, bununla yetinmeyerek SİM kart bilişim sistemlerini hacklemiş ve milyonlarca kişinin şifresini böylelikle öğrenmiştir[5].

Yukarıda bahsedilen istihbarat örgütleri, ayrıca 2008 ve 2010 yılları arasında Optic Nerve denilen denetim programıyla Yahoo’nun webcam görüşmelerine sızmış ve herhangi bir istihbarat örgütünün hedef listesinde olmayan kullanıcıların dahi görüntülerini toplamıştır. Yalnızca 2008 yılında, bu yolla 1.8 milyon Yahoo kullanıcısının cinsel içerikli pek çok iletişim ve görüntüsü veritabanlarına kaydedilmiş[6], bu veriler, NSA ve GCHQ’nun arama motorlarında aranan kişiler ile eşleştirilmek üzere saklanmıştır. Ancak video veri toplama teknolojilerinde görülen temel sorun, burada da aynıdır: Bu verilerin büyük çoğunluğunu, pornografik materyal, aile içi görüntüler veya diğer gündelik, ticari aktiviteler oluşturmakta, verilerin bir istihbari değeri bulunmamaktadır[7].

11 Eylül saldırılarından sonra hızla onaylanan kanunlar ise istihbarat örgütlerinin, internet altyapısına, erişim sağlayıcılara ve kişiler tarafından kullanılan bilgisayarların donanımlara gizli yollarla sızmasına gerek bırakmamıştır. Örneğin Amerika’da yürürlüğe giren Patriot Kanunu[8] 215. Bölümde dış istihbarata veya terörizmle mücadeleye ilişkin önemli ya da ilgili görülen herhangi bir konuda “ticari kayıtları” ya da meta verileri Telekom şirketlerinden gündelik olarak talep etme yetkisi tanımaktadır[9]. Yine çok büyük tartışma yaratan Dış İstihbarat Denetleme Kanunu’nun[10] 702. bölümü ile Amerika Birleşik Devletleri dışında ikamet eden bir kişinin, dış istihbarat içerdiğine dair izlenim yaratan görüşmelerini hedeflemek mümkün kılınmıştır[11]. Bu madde ile Google, Facebook, Paltalk, YouTube, Skype, Apple ve Microsoft’tan rutin olarak, herhangi bir şüphe derecesi aranmaksızın ve hâkim kararı olmaksızın veri toplanmasına imkân sağlanmıştır[12]. Veri toplama kavramı, oldukça geniş anlaşılarak iletişimin denetlenmesine uygun şekilde toplanması gereken email içerikleri, internet faaliyetleri veya bilgisayarda arama maddeleri uyarınca elde edilmesi gereken kişisel fotoğraflar, arama geçmişi gibi pek çok verinin doğrudan özel şirketlerden talebi, önleme amaçlı veya adli amaçlı koruma tedbirlerinin etrafından dolaşılmasına yol açmıştır.

Bunun yanı sıra, en büyük teknoloji firmaları artık akıllı ev sistemleriyle kişilerin mahremiyet hakkının özünü etkileyecek şekilde ev içerisinde de yerlerini almıştır. İnternet alt yapısı üzerinden ortak şekilde hareket eden akıllı fırınlar, buzdolapları, müzik cihazları ve televizyonlar kişilerin beslenme rutini, müzik tercihi, uyku düzenine dair her türlü veriyi kaydetmektedir. Başka bir deyişle, hayatı kolaylaştırmak ve otomatikleştirmek adına veri toplayan akıllı nesneler, aslında evlerin içini satıcılar, üreticiler, sigorta ve finans sektörünün aktörleri ve talep halinde güvenlik güçleriyle paylaşan bir gözetim merkezi haline getirmiştir[13].

Veri toplamak amacıyla kullanılan ve gündelik hayatta en sık karşılaşılan diğer bir denetleme yöntemi görüntülü takiptir. Türkiye’de MOBESE, yabancı ülkelerde kapalı devre televizyon sistemi (closed circuit television) olarak anılan bu sistemler, kamusal alanlara yerleştirilen kameralarla tüm vatandaşların görüntülerini toplamakta, görüntü sinyallerini ekrana iletmekte ve kaydetmektedir. Kimi zaman görüntülü takip, üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilmekte, bu kişilerce konut girişi, asansör, iş yeri gibi alanlara yerleştirilen kamerlarla da kişilerin gündelik rutinleri, kimlerle görüştükleri ve ne tür etkinliklere katıldıkları kayıt altına alınmaktadır[14]. Sistem, birbiriyle bağlantılı kameralar aracılığıyla hedeflenen kişinin şehir içinde tüm hareketlerini takip etmeyi mümkün kılmaktadır. Ancak Fransa, İspanya, Norveç, Danimarka gibi pek çok ülkede ilgili kameraların nereye yerleştirileceği, üçüncü kişilerce yerleştirilip yerleştirilemeyeceği ile sistemlerin kurulmasından sonraki veri toplama süreci Kişisel Verileri Koruma Kurumu veya özel komisyonların onay ve denetimine tabi tutulmuştur[15]. Görüntülü takip sistemlerinin yeni akıllı araçlarla donatılması sonucu artık ses, vücut ısısına dair veri toplama, algoritmalar aracılığıyla yüz okuma ve ilgili kişiye dair biyometrik ve diğer verilerle eşleştirme yapma mümkün kılınmıştır. Yine hareketlerin analizini yapan algoritmalar aracılığıyla “olağan dışı” davranışlar tespit edilebilir hale gelmiştir[16]. Dolayısıyla, gün geçtikçe derinleşen bir gözetim ve müdahale içeren, kimi zaman ise biyometrik verileri işleyen bu sistemlerin kanun ile sınırlandırılmaları büyük önem kazanmıştır. Oysa ülkemizde, MOBESE kameralarının herkese yönelik sınırsız veri toplama ve kaydetmesi ile bu verilerin silinmesine ilişkin mevcut bir düzenleme olmadığı görülmektedir.

Türkiye’de İstihbarat ve Kolluk Arasında Aşınan Duvar İlkesi: Önleyici veya İstihbari Amaçla Veri Toplanmasının Değerlendirilmesi

Nazi Almanyası deneyimi, iç ve dış güvenlik ile ilgilenen tüm kurumların birleştirilmesi, başka bir deyişle istihbarat toplayan örgütlerin ve istihbarat üzerine müdahalede bulunan kolluğun tek güç haline getirilmesi ile şekillenmiştir[17]. Tüm yetkilerin merkezi şekilde birleştirilmesi ile doğan kontrolsüz güç, bu tecrübenin ardından gözden geçirilerek günümüzde en önemli ilkelerden olan “duvar ilkesi”ni doğurmuştur. Ancak özellikle Nazi tecrübesinden alınan ders üzerine inşa edildiği varsayılan demokratik hukuk devletlerinde dahi, yukarıda tartışıldığı üzere istihbarat toplama yetkilerinin sınırsız şekilde genişletildiği, kimi zaman kolluk yetkileri ile iç içe geçerek vatandaşlara yönelik kontrolsüz bir denetim ve müdahalede bulunulduğu görülmektedir.

Duvar ilkesi, özellikle devletin tüm ajanlarının anayasal ve uluslararası insan haklarına saygılı şekilde görevini ifa etmesini amaçlamaktadır. Tam da bu nedenle, istihbarat örgütleri ile kolluğun amaçları, görev ve yetkileri ayrıştırılmış,[18] farklı şekilde örgütlenen bu yapıların ayrılığı, güçler ayrılığını da mümkün kılmıştır. Bu ayrıma göre, istihbarat teşkilatının görevi, demokratik hukuk devletinin varlığı, devamlılığı ve güvenliğini tesis etmek, bu bağlamda demokratik sisteme yönelik tehlikeler için “erken alarm sistemi” oluşturmaktır. Bu amaçla veri toplayan ve risk analizi yapan istihbarat örgütü, aslında soyut bir tehlike kavramı üzerine çalışmaktadır[19] ve tespit ettiği riskleri yürütmeye bildirmekle yükümlüdür. Kolluk ise tespit ile değil, kamu düzenini ihlale yönelik somut faaliyetler ile ilgilenir, nitekim durdurma, yakalama, soruşturma yürütme gibi icrai yetkilerle donatılmıştır[20]. Kolluk, mevcut bir tehlikenin veya fiilin aslını araştırır, gerçekliğini ölçer, dolayısıyla faaliyetleri, belirli kişi ya da kişilere yönelik açık müdahaleler içerir.

Kolluk, icrai yetkilerle donatıldığından, görevini ifa ettiği sırada uygulanan rejimin sınırları daha net çizilmiştir. Örneğin suç işlenmesini önlemek amacıyla iletişimin denetlenmesi, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu[21](PVSK) ek madde 7 uyarınca, ancak belli suçlar kapsamında, hâkim denetiminde gerçekleştirilir. Hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları, ilgili internet bağlantı adresi veya bağlantıyı tesbite imkân veren kodu gösterilmeli, tedbirin neden uygulandığı, türü, kapsamı ve süresi belirtilmelidir. Dolayısıyla, suç işlenmeden önceki süreçte uygulanacak tedbirin amacı, kapsamı ve uygulacağı kişiler sınırsız değildir.

Ancak ortada işlenmiş bir suç varsa ve suç şüphesi belirli bir kişi üzerinde yoğunlaştıysa, artık kolluğun suçu önleme faaliyeti söz konusu değildir. Adli amaçlı uygulanan koruma tedbirleri açısından, Ceza Muhakemesi Kanunu[22] (CMK) kapsamında özellikle m.135 ve devamı maddeleri incelendiğinde, şüpheli/sanık haklarına yönelik müdahalenin sınırlarının daha da keskin şekilde çizildiği görülmektedir. Örneğin adli amaçla iletişimin dinlenmesi için, mutlaka kişi hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren sebepler ve başka türlü delil elde etme imkânının olmadığı gösterilmeli, madde kapsamında sayılan katalog suçlardan biri söz konusu olmalıdır. Önleyici dinlemeden farklı olarak tedbirin süresinin üst limiti öngörülmüştür ve tedbir, kural olarak hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise savcı denetimine tabidir. Önleyici amaçlı tedbirlerden daha fazla koruma sağlayan bu maddelerin anlamlı olabilmesi için, önleyici amaçla toplanan bilgi ve veriler, adli amaçla kullanılamamalı, yargılama sürecinde öngörülen yasakların etrafından dolaşılmamalıdır.

Yine benzer şekilde, istihbarat tarafından başka amaçlarla toplanan veriler, kolluğa doğrudan sızdırılmamalıdır. Örneğin Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu[23] (MİT Kanunu) 6. maddesi ile MİT’e, önleyici istihbarat elde etmek ve analiz yapabilmek amacıyla, kanunlardaki düzenlemelere bağlı kalmaksızın; yurt dışında veya yabancılar tarafından gerçekleştirilen tüm iletişimin, ankesörlü telefonlarla gerçekleştirilen iletişimin ve MİT mensuplarının, MİT’te görev almış olanların veya görev almak üzere başvuranların iletişimin tespit edilebilmesi yetkisi verilmiştir. Bu yetki kolluğa tanınan yetkinin çok ötesinde, belli suç tipleri ve hâkim kontrolüyle sınırlanmamış bir yetkidir. Bu şekilde elde edilen verilerin kolluk ile paylaşılması veya dava dosyalarında delil olarak değerlendirilmesi, kuşkusuz delil toplama usulünde öngörülen rejimleri uygulanamaz kılar. Nitekim teknoloji çağında her koldan veri elde edilebilmesinin yarattığı en büyük sorun, duvar ilkesinin yıkılması ve farklı yetki ve görevlerle donatılmış kurumların birlikte hareket etmesidir. Bu durum, veri toplama usulünün kontrolünü imkânsız kılan tek bir güç odağı oluşturmaktadır[24].

Türkiye özelinde, istihbarat ve kolluk arası sınırların muğlaklaşması kanunların lafzına da yansımıştır. Örneğin PVSK ek madde 7’de polisin, ülke seviyesinde ve sanal ortamda istihbarat faaliyetlerinde bulunabileceği, bu amaçla bilgi toplayacağı, değerlendiriceği ve Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapacağı belirtilmektedir. Bu işbirliğinin sınırları ve ne şekilde gerçekleştirileceği belirtilmediği gibi, kolluğun faaliyetleri arasında bulunmaması gereken “istihbari faaliyet” de kanunda açıkça sayılmıştır. Öte yandan MİT Kanunu, 4/1 (h) maddesinde MİT’in dış güvenlik, terörle mücadele ve millî güvenliğe ilişkin konularda Cumhurbaşkanınca veya Bakanlar Kurulunca verilen görevleri yerine getireceği düzenlenmiştir. Bu görevlerin, MİT’in istihbarat toplama faaliyetlerinin ötesinde olup olmadığı ilgili maddede anlaşılamamaktadır. Oysa duvar ilkesinin önemli bir sonucu da istihbarat örgütlerine icrai bir faaliyette bulunmayı yasaklamasıdır. Bu düzenlemeler, kuşkusuz ki belirlilik ilkesinin gereklerini karşılamamakta ve yetkilerin kapsamına ilişkin kuşku yaratmaktadır[25].

İnternet üzerinden toplanan veriler ise ayrıca ele alınmalıdır. Nitekim bu veriler, iletişimin denetlenmesi, teknik araçla izleme, bilgisayarda arama gibi pek çok farklı koldan elde edilebilecek tüm bilgileri birleştirmekte ve veri sahiplerini daha kırılgan bir konuma sokmaktadır. İnternet üzerinden gerçekleştirilen faaliyetler, kişilerin kimlik bilgilerini, kart numaralarını[26], siyasi görüşlerini, arkadaş ağlarını, kimlerle ne sıklıkla görüştüklerini; özetle hayat akışlarına dair pek çok bilgiyi ifşa etmektedir. Avrupa Adalet Divanı, 2014 yılında Digital Rights Irlanda[27] ve 2016 yılında Tele 2[28] kararlarında hiçbir ayrım gözetmeksizin ve belli suçlar için sınırlandırılmaksızın bu tür verilerin kaydedilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Buna rağmen, Türkiye’de 5651 sayılı Kanun’un[29] 5. maddesi ile yer sağlayıcılara, 6. maddesinde ise erişim sağlayıcılara, sağladıkları hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini altı aydan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere saklama zorunluluğu getirilmiştir. Kişisel verilerin ve özel hayatın gizliliğine oldukça derin bir müdahale içeren bu verilerin silinmesi ise yönetmelikle düzenlenmiştir. İlgili yönetmelik[30] kapsamında, örneğin erişim sağlayıcılar trafik bilgisini bir yıl saklamakla ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı talep ettiğinde bu bilgileri paylaşmakla yükümlüdür. Avrupa Adalet Divanındaki gelişmelerin tam aksine, 5651 s. Kanun ve ilgili yönetmelik, hedef gözetmeksizin trafik verilerinin toplanmasını, saklanmasını ve gerektiğinde bu verilerin paylaşılmasını mümkün kılmaktadır[31].

Görüldüğü üzere, Türkiye’de kanunlar teknoloji karşısında sınırsız veri toplanmasına, saklanmasına ve bu verilerin tüm kurumlar arasında dolaşmasına karşı tam bir koruma tesis etmemektedir. Kişiler aleyhinde kimi zaman izlenim, kimi zaman profilleme (profilleme sonucu yaygın olarak bilinen şekliyle fişleme) yapılması, hatta bu verilerin delil toplama usullerine aykırı şekilde dava dosyalarında yer bulması ihtimaller dâhilindedir. Mevcut sistemde, istihbarat ve kolluk arasında gittikçe kaybolmakta olan duvar ilkesini ayakta tutan en önemli tutanak noktası ise verilerin toplanma amacı dışında kullanılamayacağına dair normlardır[32]. Amaca bağlılık ilkesi gereğince, Türkiye mevzuatında istihbarat amacıyla toplanan veriler, bu amacın dışında, tedbire maruz kalan kişiye karşı adli bir soruşturma veya kovuşturma sürecinde delil olarak kullanılamayacaktır. Yine kolluğa tanınan önleyici amaçla veri toplama yetkisi, suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla sınırlıdır[33], suç işlendikten sonra artık kolluk görevlileri, adli faaliyet kapsamında, savcı denetiminde CMK düzenlemelerine uygun şekilde delil toplamalıdır. Nitekim yerel mevzuatın yanı sıra, Türkiye’nin taraf olduğu “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulma Sürecinde Bireylerin Korunmasına İlişkin 108 sayılı Sözleşme” de kişisel verileri otomatik olarak işleme hususunda verilerin yasal yoldan elde edilmiş olmasını, belli ve meşru amaçlar için kaydedilmesini ve bu amaçların dışına çıkacak şekilde kullanılmamasını gerektirmektedir[34].

SONUÇ

Telekomünikasyon altyapısı kurulduğu günden bugüne ülkeler arası yalnız iletişim kurmayı değil istihbarat toplamayı da mümkün kılmıştır. Böylelikle teknolojinin öncüsü olan başta Amerika ve İngiltere olmak üzere çeşitli ülkeler, teknoloji şirketleri ve altyapıları ile diğer ülkeleri sınırsız şekilde denetleme imkânına erişmişlerdir. Bunun yanı sıra denetleme, gündelik sıradan bir faaliyet haline gelmiş, yeni teknoloji ürünleri rahatlık ve kolaylık sağlama iddiasıyla evlerimize sızmıştır. Akıllı telefonlardan, fırınlara ve oyuncaklara pek çok ürün hakkımızda veri toplamaktadır. İstihbarat örgütleri ve kolluk görevlileri ise özel şirketlerin topladığı bu verilere “bilgi isteme” genel yetkisiyle kolaylıkla ulaşmaktadır.

Masumiyet karinesi, savunma hakkı, silahlarının eşitliği gibi pek çok ilke gözetilerek düzenlenmiş koruma tedbirlerinin güvence ve sınırları, böylelikle yok olmaktadır. Kolluğun faaliyetleri artık suç işlenmeden önce bilgi ve hatta istihbarat toplamayı içerir hale gelmiştir. Farklı korumalara tabi, farklı statülerdeki kişilere dair veri toplama işlemleri böylelikle, çoğu durumda hâkim gözetiminden yoksun bir şekilde gerçekleştirilebilmekte, farklı amaçlarla toplanan veriler özel ve kamu kurumları arası paylaşılabilmekte, ev içinde ve dışında adım attığımız her alan, bir nevi hakkımızda sürekli “bilgi sızdıran” yabancı bir dünyaya dönüşmektedir. Dolayısıyla güç asimetrisinin ezilen tarafı olan vatandaşlar olarak, potansiyel suçlulardan tekrar demokratik bir toplumun özerk bireyi olmaya doğru yol alabilmemiz için, öncelikle kurumlar arası sınırsız veri paylaşımını engelleyecek duvarları yeniden inşa etmemiz, kolluk ve istihbarat birimlerinin yetkilerini kalın harflerle, belirlilik ilkesine uygun şekilde düzenlememiz gerekmektedir. Bu düzenlemeler yapılırken, ceza hukukun temel ilkeleri,11 Eylül retoriğine sıkıştırılmadan, kişilerin kendilerine ait verilerin kaderini tayin hakkı ile birlikte düşünülerek yeniden güçlendirilmelidir.

KAYNAKÇA

Amerika Birleşik Devletleri Senatosu Nihai Raporu, Intelligence Activities and The Rights of Americans, Washington: US Government Printing Office, 1976

Buket Abanoz, Kamusal Alanda Kameralı Gözetlemenin Suçun Önlenmesindeki Etkisi ve Elde Edilen Dellillerin Hukuka Uygunluğu Sorunu, İstanbul: On İki Levha Yayınları, 2018

Christian Schaller, “Strategic Surveillance and Extraterritorial Basic Rights Protection: German Intelligence Law After Snowden”, German Law Journal, Cilt:19, Sayı: 4, 2018, s. 941-980

Duncan Campbell ve Mark Hosenball, “The Eavesdroppers,” Time Out Dergisi, 1976, https://www.statewatch.org/media/documents/news/2013/aug/1976-may-time-out-the-eavesdroppers.pdf, Erişim Tarihi: 01.08.2020

Edward Snowden, Permanent Record, London: Macmillian Publications, 2019.

European Union Agency for Fundemantal Rights, Surveillance by Intelligence Services: Fundamental Rights Safeguards and Remedies in the EU, Lüksemburg: Imprimerie Centrale, 2017

Eva Schlehahn, Marit Hansen, Jaro Krieger Lamina, Marit Hansen ve Javier Sempere Samaniego, “Report On Surveillance Technology and Privacy Enhancing Design,” SurPRISE Project, June 2013 http://surprise-project.eu/wp-content/uploads/2013/06/SurPRISE-D3.1-Report-onsurveillance-technology-and-privacy-enhancing-design.pdf. Erişim Tarihi: 06.07.2020.

Hans-Jürgen Lange, Wörterbuch zur Inneren Sicherheit, Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften, 2006

Hande Atay, “Temel Haklar ve İlkeler Doğrultusunda İletişimin Denetlenmesi Tedbiri ve Kişisel Güvenlik”, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt: 4, Sayı:10, 2009, s.157-175

Mahmood Rajpoot ve C.D. Jensen, C. D., “Video Surveillance: Privacy Issues and Legal Compliance”, içinde Promoting Social Change and Democracy through Information Technology, ed. V. Kumar ve J. Svensson, IGI global, 2015, s. 69-90

Mehmet Taştan, “Telekomünikasyon Amacıyla Gerçekleştirilen İletişimin Önleme (İstihbari) Amaçlı Olarak Denetlenmesinin Amaç, Kapsam ve Sınırları”, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt: 4, Sayı:29,2009, s.93-109

Michael Lysander Fremuth, “Wächst zusammen, was zusammengehört? Das Trennungsgebot zwischen Polizeibehörden und Nachrichtendiensten im Lichte der Reform der deutschen Sicherheitsarchitektur”, Archiv des öffentlichen Rechts, Cilt: 139, Sayı:1, 2014, s.32-79

Torin Monahan. (2012). “Surveillance and Terrorism”. The Surveillance Studies Reader, ed. Kirstie Ball, Kevin D. Haggerty ve David Lyon. New York: Routledge, s. 285-291

Patrick Walsh, “Stepping on (or over) the Constitution’s Line: Evaluating FISA Section 702 in a World of Changing Resonableness under the Fourth Amendment,” New York University Journal of Legislation and Public Policy, Cilt: 18, Sayı: 4, 2015, s. 741-794

Privacy International and Amnesty International, “Two Years After Snowden: Protecting Human Rights in an Age of Mass Surveillance”, 2015, https://www.statewatch.org/media/documents/news/2015/jun/snoweden-pi-ai-two-years-after-snowden.pdf

Songül Atak, “Avrupa Konseyi’nin Kişisel Veriler Açısından Sağladığı Temel Güvenceler”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:87, 2010, s.90-120

Sophia Maalsen ve Jathan Sadowski, “The Smart Home on FIRE: Amplifying and Accelerating Domestic Surveillance”, Surveillance and Society, Cilt: 17, Sayı 1/2, 2019, s.118-124.

Spencer Ackerman ve James Ball, “Optic Nerve: Millions of Yahoo Webcam Images Intercepted by GCHQ”, The Guardian, 28 Şubat 2014, https://www.theguardian.com/world/2014/feb/27/gchq-nsa-webcam-images-internet-yahoo, Erişim Tarihi: 02.07.2020

Theodore Baird, “Surveillance Design Communities in Europe: A Network Analysis”, Surveillance & Society, Sayı: 14, Cilt: 1, 2016, s.34-58

Yeliz Dede Özdemir, “İnternet Siyasası Oluşturma ve 5651 Sayılı İnternet Yasası’na Eleştirel Bir Bakış”, İLEF Dergisi, Cilt:2, Sayı:2, 2015, s. 81-103

1 Torin Monahan, “Surveillance and Terrorism”, The Surveillance Studies Reader İçinde, ed. Kirstie Ball, Kevin D. Haggerty ve David Lyon, New York: Routledge, 2012, s.285.

2 Theodore Baird, “Surveillance Design Communities in Europe: A Network Analysis”, Surveillance & Society Dergisi, Cilt: 14, Sayı: 1, 2016, s.34.

[3] Duncan Campbell ve Mark Hosenball, “The Eavesdroppers,” Time Out Dergisi, 1976, https://www.statewatch.org/media/documents/news/2013/aug/1976-may-time-out-the-eavesdroppers.pdf, Erişim Tarihi: 01.08.2020.

[4] Kullanılan teknolojilerin hukuka aykırılığı ve denetimsizliği ancak Başkan Nixon’ın dinlendiği Watergate skandalı üzerine ciddiye alınmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Senatosu Nihai Raporu, Intelligence Activities and The Rights of Americans, Washington: US Government Printing Office, 1976, s.21, 22.

[5] Privacy International and Amnesty International, “Two Years After Snowden: Protecting Human Rights in an Age of Mass Surveillance”, 2015, https://www.statewatch.org/media/documents/news/2015/jun/snoweden-pi-ai-two-years-after-snowden.pdf, p.1.

[6] Privacy International and Amnesty International, p.5.

[7] Spencer Ackerman ve James Ball, “Optic Nerve: Millions of Yahoo Webcam Images Intercepted by GCHQ”, The Guardian, 28 February 2014, https://www.theguardian.com/world/2014/feb/27/gchq-nsa-webcam-images-internet-yahoo, Erişim Tarihi: 02.07.2020.

[8] Açık adıyla Terörizmi Takip ve Terörizmle Mücadele Amacıyla Uygun Araçları Sağlamak Suretiyle Amerika’yı Birleştirme ve Güçlendirme Kanunu (Uniting and Strengthening America by Providing Appropriate Tools Required to Intercept and Obstruct Terrorism) kısaca Vatanseverlik Kanunu (USA Patriot Act) olarak bilinmektedir, bkz. Pub. L. No. 107- 56, 115 Stat. 272 (2001).

[9][9] Edward Snowden, Permanent Record, London: Macmillian Publications, 2019, s.223.

[10] Foreign Intelligence Surveillence Amendments Act, No: 110-261, 07/10/2008, H.R.6304, bkz. https://www.congress.gov/bill/110th-congress/house-bill/6304/text

[11] Patrick Walsh, “Stepping on (or over) the Constitution’s Line: Evaluating FISA Section 702 in a World of Changing Resonableness under the Fourth Amendment,” New York University Journal of Legislation and Public Policy, Cilt: 18, Sayı: 4, 2015, s. 753-754.

[12] Snowden, s. 223.”

[13] Sophia Maalsen ve Jathan Sadowski, “The Smart Home on FIRE: Amplifying and Accelerating Domestic Surveillance”, Surveillance and Society, Cilt: 17, Sayı 1/2, 2019, s.118.

[14] Buket Abanoz, Kamusal Alanda Kameralı Gözetlemenin Suçun Önlenmesindeki Etkisi ve Elde Edilen Dellillerin Hukuka Uygunluğu Sorunu, İstanbul: On İki Levha Yayınları, 2018, s.6.

[15] Q. Mahmood Rajpoot ve C. D. Jensen, “Video Surveillance: Privacy Issues and Legal Compliance”, İçinde Promoting Social Change and Democracy through Information Technology, ed: V. Kumar, & J. Svensson, IGI global, 2015, s.80-82.

[16] Eva Schlehahn, Marit Hansen, Jaro Krieger Lamina, Marit Hansen ve Javier Sempere Samaniego, “Report On Surveillance Technology and Privacy Enhancing Design,” SurPRISE Project, June 2013, s.10 http://surprise-project.eu/wp-content/uploads/2013/06/SurPRISE-D3.1-Report-onsurveillance-technology-and-privacy-enhancing-design.pdf. Erişim Tarihi: 06.07.2020.

[17]Bu dönemde devletin güvenliği, terörizm ve karşı casusluk ile ilgilinen Güvenlik polisi (Sicherheit Polizei), iç güvenliği tesis etmekle yükümlü parti polisi (Sicherheit Dienst) ve gizli devlet polisi Gestapo’nun yetkileri birleştirilmiştir. Hans-Jürgen Lange, Wörterbuch zur Inneren Sicherheit, Wiesbaden: VS Verlag für Sozialwissenschaften, 2006, s.338.

[18]Christian Schaller, “Strategic Surveillance and Extraterritorial Basic Rights Protection: German Intelligence Law After Snowden” German Law Journal, Cilt: 19,Sayı:4,2018, s.951.

[19]Michael Lysander Fremuth, “Wächst zusammen, was zusammengehört? Das Trennungsgebot zwischen Polizeibehörden und Nachrichtendiensten im Lichte der Reform der deutschen Sicherheitsarchitektur”, Archiv des öffentlichen Rechts, Cilt: 139, Sayı:1, 2014, s.37.

[20] European Union Agency for Fundemantal Rights, Surveillance by Intelligence Services: Fundamental Rights Safeguards and Remedies in the EU, Lüksemburg: Imprimerie Centrale, 2017, s.28.

[21] 2559 sayılı Kanun, R.G. Tarih:14/7/1934, Sayı: 2751.

[22] 5271 sayılı Kanun, R.G. Tarih: 17/12/2004, Sayı: 25673.

[23] 2937 sayılı Kanun, R.G. Tarih: 3/11/1983, Sayı: 18210.

[24] Schaller, s.951.

[25] H. Hande Atay, “Temel Haklar ve İlkeler Doğrultusunda İletişimin Denetlenmesi Tedbiri ve Kişisel Güvenlik”, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt: 4, Sayı:10, 2009, s.164.

[26] Yeliz Dede Özdemir, “İnternet Siyasası Oluşturma ve 5651 Sayılı İnternet Yasası’na Eleştirel Bir Bakış”, İLEF Derfisi, Cilt:2, Sayı:2, 2015, s. 93.

[27] Adalet Divanı, Digital Rights Ireland Ltd v Minister for Communications, Marine and Natural Resources ve Kärntner Landesregierung ve Diğerleri, 8.04.104, ECLI:EU:C:2014:238, Para. 59-72.

[28] Tele2 Sverige AB v Postoch Telestyrelsen ve Secretary of State for the Home Department vs. Tom Watson ve Diğerleri, 21.12.2016, ECLI:EU:C:2016:970, para. 113-125.

[29] İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, R.G. Tarih: 23.05.2007, Sayı: 26530.

[30] İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, R.G Tarihi: 30.11.2007, Sayı: 26716.

[31] Dede Özdemir, s. 99.

[32] Bkz. PVSK Ek madde 7/6, Jandarma Kanunu, Ek m. 5/6, MİT Kanunu m. 6/7.

[33]Mehmet Taştan, “Telekomünikasyon Amacıyla Gerçekleştirilen İletişimin Önleme (İstihbari) Amaçlı Olarak Denetlenmesinin Amaç, Kapsam ve Sınırları”, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt: 4, Sayı:29, 2009, s.101.

[34] Songül Atak, “Avrupa Konseyi’nin Kişisel Veriler Açısından Sağladığı Temel Güvenceler”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:87, 2010. s.96.